Halil İbrahim Kutluay Hoca Efendi:

  • 07 Ocak 2021
  • 2.235 kez görüntülendi.
Halil İbrahim Kutluay Hoca Efendi:
REKLAM ALANI

“Lâ ilâhe illallah” ifadesi içerisinde “lâ Şâfi illallah” yani “Allah’tan başka şifa verecek hiç kimse yoktur,” manası da vardır.

Peygamberlerin birçoğu Kur’an-ı Kerim’de taltif edilirken, tebcil edilirken: “Allah’a şükreden salih kullar,” olarak anılır.

REKLAM ALANI

Aynı olayı bir psikolog, bir sosyolog, bir doktor ve bir irşad erbabı farklı açılardan değerlendirmelidir. Biz hastalıkları Cenab-ı hakka yönelmeye vesile olarak görmeliyiz.

Hastalıktan önce de sonra da, hastalık esnasında da, manevi önlemler; duadır, tövbedir, istiğfardır.

Müslümana diken batsa veya bir başka bir dert gelse mutlaka bir derece yazılır, bir hatası silinir.

Halil İbrahim Kutluay:

“Hastalık, İmtihandır, İbrettir, Derstir, İbrettir”

Değerli kardeşlerim; bu dersimizde yine Sahih-i Müslim’den hastalıklarla ve hastalarla ilgili hadis-i şerifleri okuyoruz. Kur’an-ı Kerim’de Cenabı Hak İbrahim Aleyhisselam’ın “Hastalandığım zaman bana şifa verecek olan sadece O’dur,” (Şuara; 80) dediğini naklen haber veriyor. Yani şifa veren Cenab-ı Haktır.

“Lâ ilâhe illallah” ifadesi içerisinde “lâ Şâfi illallah” yani “Allah’tan başka şifa verecek hiç kimse yoktur,” manası da vardır.

Hadis kitaplarında ya değişik bablar altında ya da özellikle “Kitâbü’t -Tıb”, “Kitâbü’l- Merdâ” bölümlerinde hastalıkla ilgili, sağlıkla ilgili, ilaçlarla ilgili bilgiler verilmiştir.

Bu konudaki hadisi şerifleri iki ana bölümde mütalaa etmemiz mümkündür. Bir tanesi temel esaslar, her Müslümanın mutlaka inanması, kabul etmesi gereken temel imani esaslar. İkincisi de bitkisel tedavi metotları veya farklı tedavi metotları. Birinci konularda, iman meselelerinde İslam alimlerinin ittifakı vardır. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin uyguladığı, tavsiye ettiği tedavi metotları hakkında da alimlerin çoğunun kabulü vardır. Ama bunların sadece o tarihle, o bölgelerle ilgili olduğunu söyleyen ilim adamları da bulunmaktadır. Bugün fitoterapi denilen bitkisel tedavi ile uğraşan bilim adamları, yani modern tıp da Peygamberimizin tıbbi tavsiyelerini yerinde bulmaktadır.

Peygamberimizin Efendimiz aleyhissalatu vesselam’ın tıbbi tavsiyeleri mucize niteliğindedir. Mesela bulaşıcı hastalıklardan korunmak için 1400 sene önce karantinayı ortaya koymaktadır.

“Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız.” (Buhârî, Tıb, 30, Hiyel, 13; Müslim, Selâm, 92-95)

“Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaçınız.” (Buhari, Merda, 19)

Aleyhissalatu vesselam Efendimizin bu ifadeleri tıp tarihinde son derece önemli ifadeler olarak görülmektedir. Diş sağlığının öneminin bilinmediği bir zamanda Peygamber Efendimizin misvak kullanmakla ilgili tavsiyeleri ilmi mucizedir.

“Bilenlere Sorun”

Elbette Peygamberimizin tıbbi tavsiyeleri doktor kontrolünde değerlendirilmelidir. Cenabı Hak Kur’an-ı Kerim’de “Bal şifadır,” buyurmaktadır. Ama herkese, her hastalıkta, her dozda, şifa mıdır? Zaten İslam alimleri bunu böyle anlamak gerekmediğini belirtmişlerdir.

Ayeti kerime: “bilenlere sorun” diyor. Bu ayette, “Bilmiyorsanız, ilim ehline, ihtisas ehline sorun” ifadesi üzerinde düşündüğümüz de İslam’ın bizim her açıdan hayatımıza yön verdiğini görmemiz mümkün.

Evet biz inanıyoruz ki imtihan dünyasındayız. “Hanginiz daha güzel amel yapacak diye denemek için, ölümü ve hayatı yarattı” (Mülk, 2) buyuruluyor. İmtihan dünyasında sağlık da, hastalık da, fakirlik de, zenginlik de, gençlik de, yaşlılık da, hep imtihan vesilesidir. Dolayısıyla Rabb’imiz bu imtihanı güzel bir şekilde vermeyi bizlere nasip etsin.

Şu hadisi şerifin güzelliğine bakın:

“Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. (Nimete kavuşup) Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur. Böyle bir özellik sadece mü’minde vardır.” (Müslim, Zühd, 64)

Hadis-i şerifin son cümlesi çok önemli bir hususa işaret ediyor: “Bu hayran olunacak hale sadece müminler sahiptir.”

Sıkıntıya karşı sabır, nimete karşı şükür; Cenabı Hak Kur’an-ı Kerim’de müminlerin sıfatlarını anlatırken “sabbarun şekur,” yani çok sabreden ve çok şükreden ifadesini kullanır.

İlk şükür namazını kılan, Nuh Aleyhisselam gemiden inince iki rekât namaz kıldı, şükretmek için. Peygamberlerin birçoğu Kur’an-ı Kerim’de taltif edilirken, tebcil edilirken: “Allah’a şükreden salih kullar,” olarak anılır.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam sabahlara kadar namaz kılarken, ayakları rahatsız oluyordu. Hz. Aişe annemiz onun bu durumuna acımıştı. Ama o “Hakkıyla şükreden bir kul olmayı sevmez miyim, istemez miyim,” demiştir.

Hastalıklar hakkında, onlarca hadis-i şerif var. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam hastalanmış, Peygamberimiz zamanında taun gibi bulaşıcı hastalık çıkmış ve Ümmeti Muhammed’e hastalık zamanında nasıl davranacağını göstermiştir.

“Allah, kime hayır dilerse (onun günahlarını bağışlamak ve manevi derecesini yükseltmek için) ona musibet verir.” (Buhârî, Merdâ, 1) buyuruyor aleyhissalatu vesselam.

Yine Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam “Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın.” (Ebu Dâvud, Tıbb 11) buyuruyor. Kula düşen, aramak, bulmak, şifa vesilelerine sarılmak.

İman esaslarından biri tevekküldür. Tevekkül Allah’a güvenmek, Allah’a dayanmaktır. Tevekkül sebeplere sarıldıktan sonra Cenab-ı hakka bağlamak demektir. Meşhurdur, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem “Deveni bağla öyle tevekkül et,” buyurmuştur. Hep bu anlatılır.

Müslüman kul olarak emrini yerine getirecek, sebeple de sarılacak ama Müsebbibül Esbab, Halık’ul Esbab olan Cenâb-ı Hakk’a güvenecek.

Manevi Önlem İhmal Edilmemeli 

Geçen gün bir Cuma hutbesi dinledik, sanki sağlık bakanlığının duyurusu gibiydi. Tedbirler, önlemler güzel ama manevi önlem yok. Mesela hutbede dua konusu geçmedi. Allah’ım şifa vereceği geçmedi. “Tevbe, istiğfar edelim,” demedi.

Aynı olayı bir psikolog, bir sosyolog, bir doktor ve bir irşad erbabı farklı açılardan değerlendirmelidir. Biz hastalıkları Cenab-ı hakka yönelmeye vesile olarak görmeliyiz.

Sağlıkta Allah’a şükreden, hastalıkta sabredecek ve dua edecektir. Musibetler karşısında dört ana çizgi vardır; her şeyden önce hastalık, dert, problem, bela, musibet bir imtihandır. İki, ders ve ibrettir. Üç, mükafattır, dört cezadır.

Ceza konusunu pek dile getirmeyiz. Niye? Din kardeşlerimizin dertli zamanında bunu dile getirmek incitici olabilir. Sarhoş bir adam kaza yapsa, “İçki içtiği için oldu,” demeyiz, o yönüne temas etmeyiz.  İmtihan deriz, ders deriz, ibret deriz, mükafat deriz.

İbrettir, çünkü hastalıklar bize aczimizi gösterir. Bütün dünya bir virüs karşısında pes etti. Toplantılar, yasaklar, tedbirler… Cenabı Hak diyor ki: “Ey kulum acizsin, acizliğini gör.”

Gurur, benlik, zenginlik hepsi bitti. Aciz olduğunu Nemrud’a sivrisinekle gösteren Cenab-ı Hak, bu virüsle bütün dünyaya, bütün insanlara gösteriyor. Dilerse bir virüsle dünyayı, Allah’ın izniyle yok edebilir, diye gösteriyor.

Bir başka ibret de hastalıklar sağlığın kıymetini bize öğretiyor. Efendimiz Sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki: “İki nimet vardır ki insanlar bu nimetleri değerlendirme konusunda aldanır.” Nedir bu iki nimet? “Sağlık ve boş vakit”

Sağlık Allah’ın nimeti. Hep hastalıkları imtihan olarak görüyoruz, asıl imtihan sağlıktır. Asıl imtihan gençliktir. Asıl imtihan zenginliktir. Asıl zor olan varlık imtihanıdır. Allah’ın rızasına uygun değerlendirebilecek miyiz?

Hastalıklar aynı zamanda günahların kefareti, buyuruyor aleyhissalatu vesselam. Bir hastalık sebebiyle hasta sevap kazanır, hasta bakıcı sevap kazanır, hastayı ziyaret eden, hastayı tedavi eden doktor hemşire sevap kazanır. Hasta dua eder, duasından istifade edenler kazançlı çıkar. Hastaya dua edilir, dua edenler sevap kazanır. Yani hastalık ecir sevap ve mükafat vesilesidir.

Bu konuda en güzel Türkçe ifade Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin: “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler,” ifadesidir. Nasıl teslimiyet, takdire boyun eğmek…

Hastalık Gafleti Dağıtır

Evet, hastalık gafleti dağıtır. Hastalık ahireti hatırlatır. Hastalık bir insanın aciz olduğunu gösterir Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i şerifte:

“Bir Müslüman, hasta olan bir Müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar onun için istiğfar eder, rahmet diler. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder, rahmet diler. Ve o kişi için Cennet’te derlenmiş meyveler de hazırlanır.” (Tirmizî, Cenâiz 2/969)

Başka bir hadis-i şerifte:

“Hastaların duasını alınız; onların duası makbuldür.” (İbni Mace, Cenâiz 1) buyuruluyor.

Müslüman elbette tedbirleri alacak. Ama tedbir de iki çeşit: Maddi tedbir, manevi tedbir. Tıbbın, doktorların tavsiye ettiği bütün önlemler alınacak. Ama hastalıktan önce de sonra da, hastalık esnasında da, manevi önlemler; duadır, tövbedir, istiğfardır.

“Aman” diyorlar “Ceza demeyin,” Ama Efendimiz buyuruyor:

“Hayasızlık yayılırsa, fuhuş yayılırsa, açıktan yapılacak duruma gelirse, Allah daha önce ümmetlere göndermediği hastalıkları onlara gönderir.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22)

Yani hayasızlık, fuhuş, zina, livata ve benzeri Cenabı Hakk’ın gazabına vesile olacak şeylerden sakınmak gerekiyor.

Ceza deyince, “Ben ne hata işledim,” diyor adam. “Ben pek bir hata mı göremiyorum,” diyor. “Bizim günahlarımız falan yok, siz günahlardan bahsediyorsunuz ama…”

Günahını görmemek gibi günah yetmez mi? Hatalarını görmeme kusuru yetmez mi?

Bir yerde sordular: “Hocam namaz bitince selam verdiğimiz zaman; “Estağfurullah,” diyoruz. Namaz kıldık, günah işlemedik.”

Bizim namazda, Cenabı Hakk’ın huzurunda iken onun huzuruna layık olmayacak düşünceler, tavırlar içerisinde olmamız, hata, kusur değil mi?

Velev ki hiç kusurumuz olmasa, elimiz tertemiz olsa bile yıkıyoruz daha temiz olması için. Tevbe, istiğfar, dua, salih kulların derecelerinin yükselmesine vesile olur. Her vesileyle dua, dua, dua diyoruz.

Evet hastalık sadece ceza olsaydı Peygamberler hasta olmazdı. Eyüp Aleyhisselama hastalık geldi. Peygamberimizin hastalandığını biliyoruz.

“İnsanların en şiddetli belaya uğrayanı peygamberlerdir. Sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre bela ve imtihanlara maruz kalır. Eğer dine bağlılığı varsa, belası daha da artar. Fakat dininde gevşek yaşıyorsa ona göre musibetlerle karşılaşır. Kişiye belalar gelir, gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.” (Tirmizi, Zühd 57; Ahmed b. Hanbel, I/172, 174)

Sabredenleri Müjdele

Hastalık da sağlık da Cenabı Hakk’ın kudretini gösteren, imtihan dünyasının özelliklerindendir. Ayet-i kerimede Rabbimiz, “Bir parça korku ile sizi imtihan edeceğiz,” diyor. Fazla değil bir parça. “Korkudan bir parça, açlıktan bir parça, mallardan canlardan bir parça eksiltme ile imtihan edeceğiz.” Sonra; “Sabredenleri müjdele” buyuruyor. (Bakara, 155)

Bakın dünya korkuyor, titriyor. “Aman panik yapmayın,” diyenler paniği artırıyor.

Efendimiz sallallahu ve sellem buyuruyor ki: “(Demirci) körüğünün madenlerin paslarını giderdiği gibi, bir müslümanın hastalığı da onun günahlarını giderir.” (İbn Mace, Tıb 18)

“Meyveleri olgunlaşmış bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor.” (Buharî, Merdâ: 3, 13, 16; Müslim, Birr: 45)

“Bir müslümana hastalık veya benzeri bir şey isabet ederse muhakkak ki o sebeple günahlarını siler.” Buyuruyor. Hatta müslümana diken batsa veya bir başka bir dert gelse mutlaka bir derece yazılır, bir hatası silinir.

Siyahi bir kadın vardı, zaman zaman sara hastalığından dolayı bayılırdı, çırpınırdı. Peygamberimize geldi, dua istedi. Bu durumu Abdullah ibni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

“Sana cennetlik bir hanım göstereyim mi? Şu siyah kadın var ya! İşte bu kadın (bir gün) Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve:

– Beni sara tutuyor ve üstüm başım açılıyor. İyileşmem için Allah’a dua ediniz, dedi.

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:

– Eğer sabredeyim dersen, sana cennet vardır. Ama yine de sen istersen, sana şifa vermesi için Allah’a dua ederim, buyurdu.

Bunun üzerine kadın:

– Ben (hastalığıma) sabrederim. Ancak sara tuttuğu zaman üstümün başımın açılmaması için dua buyurunuz, dedi.

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de ona dua etti.”(Buhârî, Merdâ 6; Müslim, Birr 54)

Halbuki insan baygın olduğu zaman sorumlu değil. Ama sahabe hanımlardaki tesettür, haya hissine bakınız, o durumda bile açılmayayım, diyor. Peygamberimiz dua etti, bayıldığı zaman üzeri açılmıyordu. Abdullah ibni Abbas radıyallahu anh cennetlik diye onu gösteriyor.

Kısacası, mümin her şeye iman gözüyle bakmalı. Cenabı Hak kuluna ne verdiyse onun hayrı için vermiştir. Yeter ki imanla bakabilsin. Ama biz çoğu zaman “Bu çocuk sakat doğdu, günahı ne?” diyoruz. Günahı olması gerekmiyor ki, hiçbir hata olmadan da olabilir.

Bazen ceza da olabilir ama öncelikle imtihandır, derstir, ibrettir, mükafattır. Müslümanın günahı için kefarettir. Kafir için, dinsiz için cezadır.

Müslüman dua edecek, istiğfar edecek, tevbe edecek, Allah’a yönelmeyi bir vazife olarak kabul edecek. Her fırsatta İslami hakikatleri, imani hakikatleri hatırlamak bizim vazifemiz olmalıdır.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ