KAPAK KONUSU / “Seni Nur Saçan Kandil Olarak Gönderdik”

  • 07 Eylül 2023
  • 126 kez görüntülendi.
KAPAK KONUSU / “Seni Nur Saçan Kandil Olarak Gönderdik”
REKLAM ALANI

KAPAK
“Seni Nur Saçan Kandil Olarak Gönderdik”
Abdullah Sofuoğlu

Her yıl olduğu gibi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin dünyayı teşrifinin yıldönümü vesilesiyle Mevlid-i şerifler okuyor, Alemlere rahmet olan o Nebi’ye salat-u selamlar getiriyoruz.
Hiç şüphesiz Müslümanlar, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’i sadece Mevlid Kandili’nde değil, her namazda ve namaz dışında okuduğu teşehhütlerle, salavatlarla yad etmektedir. Hayatının her alanında O’nun sünnetine sarılarak O’nun nurlu yolundan yürümeye çalışmaktadır.
Mevlid Kandili de Habibi-i Ekrem’in üzerimizdeki hakkının bir kere daha idrak edilmesine ve muhabbetinin tazelenmesine vesile ittihaz edilen bir vefa gecesidir.
Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimesinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi muhatap alarak şöyle buyurmuştur:
“Ey Peygamber! Biz seni bir şâhit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle Allah’a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzâb: 45-46)
Allah-u Zülcelâl Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemi sanki karanlık bir geceye benzeyen bu dünya imtihanlarında, “Nur saçan kandil” ile ümmetini sırat-ı müstakime irşad edip felaha eriştiren bir rehber olarak vasıflandırmaktadır.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah azze ve celle tarafından gönderilen bir Resul, bir uyarıcı, bir müjdeleyici ve bir yol göstericidir. Allah-u Zülcelâl:
“İnsanlara, kendilerine indirileni açıkça anlatasın diye Sana Kur’ân’ı indirdik” (Nahl; 44) buyurarak O’nun insanlara hidayet kaynağı olarak gönderilen vahyi okuyup açıklayan ve tatbikatını gösteren bir rehber olduğunu bildirmiştir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Hak Din İslam’ı cahiliye karanlıkları içindeki bir kavme getirmişti. Onlar hem okuma yazma bilmeyen, ümmi bir toplumdu; hem de ellerinde Allah’ın kitabı bulunmayan, örf adet düzeninde yaşayan bir kavimdi.
Hidayet Kaynağı
Peygamberimiz aleyhisselatu vesselamın dünyaya gönderildiği zamanda tevhid dininin merkezi olan Kâbe dahi putlarla doldurulmuştu. İsmail aleyhisselamın neslinden gelen Kureyş kabilesinde az sayıda hanif dinine bağlı kişi kalmıştı. Onların gücü zulümleri ve sapkınlıkları önlemeye yetmiyordu. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam iman edenleri hak yolda birleştirerek Allah’ın nurunu tamamladı.
Peygamberler diyarı Kudüs şehri istilaya uğramıştı. Yahudi ve hıristiyanlar dinlerini tahrif etmişlerdi. İnsanlar zaman içinde hak yoldan ayrılıp birbirleriyle çekişme içine girmişti. Allah-u Zülcelâl bu hususta buyuruyor ki:
“Sana Kitabı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik.” (Nahl; 64)
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam, insanlara Allah’ın kitabını okumak, hikmeti öğretmek ve onları kötülüklerden arındırmak için gönderildi. İnsanoğlunu battığı o sapkınlıklardan, cahillikten, batıldan, günahtan, nefsani meyillerden ve her türlü pislikten arındırdı. Allah’ın kulluğuna ve dostluğuna layık hale gelmeleri için rehberlik yaptı.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin “hikmeti öğretmesi” Allah’ın kendisine bildirdiği hükümlerin tatbikatını öğretmesidir. Alimler ayetteki hikmeti öğretti ifadesini Rasûlullah aleyhisselatu vesselamın sünneti diye açıklamışlardır. Kuran-ı Kerim’deki birçok hüküm, ancak Peygamberimizin beyanı ve tatbiki ile anlaşılabilir, hatta dinin direği olan namaz dahi…
Kuran-ı Kerim’de “Namaz kıl” buyrulur. Ama bu emir nasıl tatbik edilecek, sırası usulü nasıl olacak, hangi şartlara uyulacak, bunların detaylarını Kuran-ı Kerim’den değil, Sünnet-i Resulullah’tan öğreniriz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashabına;
“Benden gördüğünüz şekilde namaz kılınız,” (Buhârî, Ezan, 18)
“Hac menasikini (ibâdetlerini) benden öğreniniz, ”(Nesâî, Menâsik, 220; Müsned, III. 318. 366) buyurarak, dinin emirlerini tatbiki bir şekilde yani göstererek öğretmiştir.
Ashab-ı kiram hazeratı, bu gerçeği çok iyi kavradığı için, amellerinin makbul olmasının ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak bu dünyadan ayrılmanın tek yolunun Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetini öğrenip, tatbik etmek olduğuna biliyorlardı. Çünkü Allah-u Zülcelal pek çok ayet-i kerimede:
“Peygambere itaat ediniz” (Nisa, 59; Mâîde, 92; Muhammed, 33; Teğâbün, 12) buyurarak, Efendimiz aleyhisselatu vesselama ittiba etmeyi, yani O’nun sünnetini bir kural ve hikmet bilmeyi emretmişti.
Sünnet-i Seniyye Kurtuluş Vesilesidir
Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin sünneti, onun ibadet hayatından insanlarla muamelesine, günlük yaşantısından aile hayatına kadar birçok sahayı kapsar. Allah Resulü aleyhisselatu vesselam:
“Size, iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe, asla sapıtmayacaksınız; onlar da: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetimdir.” (Ebû Dâvud, Sünnet, 5; İbn Mâce, Mukaddime, 6; Dârimî, Mukaddime, 16) buyurmuştur.
Resulün sünnetine uyan, aslında Allah-u Zülcelâl’in Resulüne indirdiği şu ayet-i kerimeye uymuş olur:
“De ki; Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..”(Âl-i İmrân, 31)
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede, yaratılış gayemizi açıklarken:
“Hanginiz daha güzel amel yapacak diye imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Ve O; el-Aziz’dir, el-Ğafûr’dur.” (Mülk; 2) buyuruyor.
Bir başka ayet-i kerimede ise en güzel amel için örnek alacağımız kulluk modelini beyan ediyor:
“Andolsun ki, sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı ümid eden ve Allah’ı çokça zikreden kimseler için, Resûlullah’ta güzel bir örnek vardır.” (Ahzab; 21)
Allah Resulünün sünneti, tasavvuf yolunun da kaynağıdır. Tasavvuf dinin zahiri hükümlerine eksiksiz uymakla beraber kalbi ve manevi yönünü de tatbik etmeye dayanır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir gün Enes radıyallahu anh’a şöyle buyurmuştur:
“Evladım! Kalbinde hiç kimseye kin ve haset bulunmadan sabahlayıp akşamlamaya gücün yetiyorsa yap! Bu benim sünnetimdir. Benim sünnetimi ihya eden beni ihya etmiş, benimle birlikte cennete girmiş olur.” (Tirmizi, ilim,17, İbni Mace).
Bu hadis-i şerife göre insanın kalbini kötü duygulardan temizlemesi de Resulün sünnetine uymanın bir parçasıdır. Tasavvufun da gayesi nefsi tezkiye, kalbi tasfiye etmek suretiyle kalb-i selim sahibi olmaktır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin zahiri ve manevi sünnet-i seniyyesine uymak, hayatımızın her sahasına uyulacak edebler ve incelikler ile sevap kazanmaya vesile olur.
Esasen tasavvuf yolu, kalbi Allah’ın sevgisiyle, Allah’ın sevdiklerinin ve sevgisine vesile olanların sevgisiyle nurlandırma yoludur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buna işaretle şöyle buyuruyor:
“Üç şey var ki, onlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını bulur. (Bunlar;) Allah ve Resulünü her şeyden daha fazla sevmek, sevdiğini Allah için sevmek ve İmandan sonra küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi kötü görmektir” (Buhari, İman,14, Müslim,67, Tırmizi, iman 10;)
Mahşer gününde en büyük pişmanlık, Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselama bağlılık gösterip, onun nurlu yolundan, maneviyatından ve feyzinden istifade etmeyip, gönlünü boş şeylere bağlayanların pişmanlığıdır. Allah-u Zülcelâl bu hususu şu ayet-i kerime ile bildiriyor:
“Zalimlerden her biri o gün; ‘Ne olurdu keşke ben de o peygamberlerle birlikte bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim’ der.” (Furkan, 25/27–29)
Demek ki bu dünya hayatında kalbini yalancı sevdalara, sahte dostlara kaptırıp oyalanmak büyük bir ziyandır. Halbuki bu kalp Allah’ı zikretmek, Allah’ın muhabbetiyle ve marifetiyle nurlanmak için verilmiştir. Bunun da yolu “Resulü ile birlikte yol tutmak”tır.
“Sadıklarla Beraber Olun”
Bugün insanlık yine cahiliye çağındaki gibi her türlü günaha, sapkınlıklara batmış ve gaflete dalmış haldedir. Bugün de kurtuluşun yolu yine “Resul ile birlikte yol tutmak”tır.
Resulün yolu, iman, ibadet, taat, takva ve ihlas yoludur. Bu yolda yürümek ise rehbere uymakla ve iyi yoldaşlar edinmekle olur. Allah-u Zülcelâl de bunu emretmektedir:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun sadıklarla beraber olun!” (Tevbe; 119)
Sadıklarla beraber olmanın da örneği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’dir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Ashab-ı Kiram’ı sohbetiyle yetiştirmiştir.
Sohbetin bir kısmı zâhirî olarak yapılan bütün ibadetlerin Allah-u Zülcelâl’in istediği şekilde yapılması için muallimlik ve vaizlik yapmasıdır. Diğer kısmı ise, manevi feyzlerle nefsin kötü ahlaklardan temizlenmesi ve kalbin güzel sıfatlarla bezenmesidir.
Rabbani alimler ve Allah dostları da aynı şekilde yetişmiş kendilerine tâbi olanları da bu şekilde yetiştirmektedirler. Çünkü mürşid-i kâmiller, bir silsileye dayalı olarak günümüze kadar gelmişlerdir.
Allah azze ve celle kullarını hidayete çağırmak için gönderdiği peygamberlerinin her birine ayrı bir lütufla tecelli etmişti. Hatem’ul Enbiya, yani Nebilerin sonuncusu ve hepsini tasdik makamında bir mühür gibi olan Muhammed aleyhisselatu vesselam ise bütün faziletleri üzerinde toplamıştır.
İmam Taberî rahmetullahi aleyh, tâbiînden Katâde b. Diâme rahmetullahi aley:
“Bir vakit, Biz peygamberlerden kuvvetli bir söz almıştık: Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan…” (Ahzâb 33/7) meâlindeki âyetin tefsirinde: “Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam ilk yaratılan peygamberdi.” Buyururdu.
Çünkü bu âyette Hz. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam diğer peygamberlerden önce zikredilmektedir. Katâde rahmetullahi aleyh derdi ki:
‘Bize Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemden şöyle hadis-i şerif nakledilmiştir:
“Ben, yaratılışta peygamberlerin ilki; gönderilişte ise sonuncusuyum.” (Deylemî, Ebû Hüreyre’den merfu olarak rivâyet etmiştir.)
Yine bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Âdem, ruh ile beden arasındayken ben peygamberdim” buyurmuştur. (Müsned; Ahmed b. Hanbel; Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, XI/XXI, 125-126)
Esasen Hakk Teâlâ Hazretleri’nin ilk yarattığı şey Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselamın nuru idi. Bazı eserlerde nakledildiğine göre Allah-u Zülcelâl evvelâ bir nur yarattı. Daha sonra o nurdan melekleri ve ruhları halk etti. Kâinatı da o nurun tecelli etmesi için var etti.
Rasûlullah aleyhisselatu vesselamın Peygamberlerin sonuncusu olarak gönderilmesiyle birlikte Allah-u Zülcelâl nurunu tamamladı.
İnsan sadece altmış yetmiş yıl ömür sürmek sonra ölüp toprağa karışmak için yaratılmadı. Yeryüzündeki her şey insan için, insan Allah’ın hidayet nurunun tecelli etmesi için yaratıldı.
Bunu bilerek gafletten uyanmalıyız. Kalbimizin Rabbimizin hidayet ve feyz nuruyla aydınlanması için Rasul’ün nurlu yolundan ayrılmamalıyız.
Allah-u Zülcelâl hepimizi kalbini iman nuruyla nurlandırdığı ve maneviyat ile ihya ettiği kullarından eylesin. Amin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ