Su-i Zan Hastalığı

  • 05 Mayıs 2019
  • 1.929 kez görüntülendi.
Su-i Zan Hastalığı
REKLAM ALANI

Su-i zan, ihtimale dayanan, doğruluğu ispat edilmemiş, zandan öteye geçmeyen; kötü ve yanlış ihtimali ön plana çıkarıp güzel olan tarafları görmemezlikten gelmek demektir. Kalbi kıvamı tutturamamış, ahlaki olgunluğa erememiş, güzel düşünme ve yorumlama mahareti kazanamamış insanların bir hususiyetidir su-i zan. Böyle bir hastalığa yakalanmış insanların kalpleri darlık ve sıkıntı içerisindedir her daim.

Bu nedenle bu hastalık, kalp hastalığı olarak kabul edilir. Su-i zan tohumunu kalbine atıp ihmalkârlıklarla onu besleyen, zikirle ibadetle onu tedavi etmeyenlerin biçeceği acıdan başka bir şey değildir.

Günümüzde en yaygın olan bu hastalık hali insanlar arasındaki olumlu ilişkileri de sekteye uğratmakta, yanlış anlaşılmalara, isabetsiz kararların oluşmasına sebep olmaktadır. Kalpteki bu kötü niyet, azalarda farklı günahlar şeklinde zahir hale gelir. Dolayısıyla dinimiz İslam su-i zannı haram kılmış bu hastalıktan kaçınmamız gerektiğini, ona karşı gerekli tedbirler almamızı tavsiye etmiştir. Allah-u Teâlâ bir ayetinde şöyle buyuruyor:

REKLAM ALANI

“Ey inananlar! Zandan çok sakının. Zira zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerinizi araştırmayın, biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrendiniz. O halde Allah’tan korkun, şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir. (Hucurat, 12)

Buradaki ifade her zannın değil, bir kısmının günah olduğu yönündedir. Bu ayet sakınılması gerekenin kötü zan olduğunu bize emrederken, peşinden tecessüs ve gıybeti sıralamıştır.

Kötü niyetin bir belirtisi olarak ortaya çıkan su-i zan öyle bir hastalıktır ki, sadece kendisiyle sınırlı kalmıyor, birçok günahın adeta membaını oluşturuyor. Neticesinde tecessüs günahına bulaştırıyor. Kusur araştıran, başkalarının ayıplarını meydana çıkarmayı karakteri haline getiren insan, bu ayıpları daha başka insanlara aktarmaktan kendini alıkoyamıyor.

Bilmediğin Şeyin Ardına Düşme!

Çoğu zaman her şeyi bilemeyebiliriz. Zaten çoğu zaman böyle bir mecburiyetimiz de yoktur. Dolayısıyla üzerimize vazife olmayan şeylerle kendimizi meşgul edip günah girmek yerine, kendi işlerimize ve vazifelerimize yoğunlaşsak daha isabetli olur. Yüce Allah celle celâluhû buyuruyor ki:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme, doğrusu kulak, göz, kalp bunların hepsi o şeyden sorumludur.” (İsra, 36)

Su-i zannın son şekli; en büyük günah olarak kabul edilin, ölü eti yemekten daha tiksindirici sayılan gıybettir.  Gıybet ilgili insanın, arkasından konuşulmasını istemeyeceği, hoş karşılamayacağı her şeyi içerisine alır. Yoksa olmayan bir şeyi insanlara anlatmak gıybet değil, iftira olur. İftira, yalanı içerisinde barındıran, zarar vermek kastı ve niyetiyle başkalarının hak ve hukukunun çiğnenmesine sebep olan bir günahtır. 

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

“Su-i zandan sakınınız çünkü su-i zan yalancılıktır. Birbirinizin eksiğini görmeye ve işitmeye çalışmayın. Özel hayatınızı da araştırmaya çalışmayın… (Buhari, Edeb, 58; Müslim, Birr, 28;)

Müminleri birbirleriyle kardeş ilan eden İslam dini, kardeşlik bağlarını zedeleyecek her kötü davranıştan sakınmamızı emretmektedir. Öyle ki; bir mümin kendisi için neyi istiyorsa kardeşi içinde aynı şeyi istemeli, kendisine reva görmediği şeyi başkalarına reva görmemeli.

Mümin, mümin kardeşine zarar vermeyi bırak, zarar veren insanlara müdahale etmeli, gıybet edeni gördüğünde kardeşini savunmalı. Bir fasık bir haber getirdiğinde onu ciddiye almamalı.  Başkalarına karşı su-i zanla davranan insanların bu durumunu hüsn-i zanla karşılık vererek bertaraf etmeli.

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam şöyle buyuruyor:

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n  kusurunu) örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)

Sözler ağzımızdan çıkıncaya kadar bizim esirimizdir ancak çıktıktan sonra biz onun esiri durumuna düşeriz. Öyleyse ne söyleyeceğimize, niçin söylememiz gerektiğine dikkat etmeliyiz. Sözler ağzımızdan kolayca çıkarken tahribatları çok ağır olur, kul hakkına sebebiyet verir.

Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur:

“Kişi Allah’ın rızasına uygun bir kelime konuşur da bu kelimenin kendisini Allah katında ulaştıracağı yüksek mertebeyi hiç ummaz. Hâlbuki Allah-u Zülcelâl kendine kavuşacağı güne kadar ona rızasını yazar. Bir kişi de Allah’ın azabını celbeden bir kelime konuşur da bu kelimenin onu ne dereceye düşüreceğini tahmin edemez. Hâlbuki Allah-u Teâlâ bu kelimeye karşılık ona kıyamet gününe kadar gazabını yazar.” (Buhârî, Rikâk, 23; Müslîm, Zühd, 49, 50)

Çare, Hüsn-i Zan Beslemek

Kalpte su-i zan durağan haldeyken pek zarar vermez. Lakin manevi bağışıklık sistemindeki zayıflık ve dirençsizlik nedeniyle kalp buna meylederse ve benimserse günah olur.

Ne yazık ki su-i zan çoğu zaman durağan değildir; her an ve her zaman insanı birçok ölçüsüz davranışlara sürükler. Bu davranışlar su-i zannın kokusunu, isini, pasını rengini taşıyan, hoş olmayan davranışlardan başkası değildir. Bu nedenle kalbi, bu gibi hastalıklardan temizlemeli, orayı güzel niyetlerle ve hüsn-i zan ile doldurmalıyız.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin bu hastalık için sunduğu şu reçeteyi unutmamalı. Buyuruyor ki Kâinatın Efendisi aleyhisselatu vesselam:

“Şu üç özelliği taşıyan Müslümanın kalbinde hıyanet ve kin bulunmaz: Allah için ihlâslı amel, bütün Müslümanlara karşı iyi niyetli ve nasihatçi olma, fikir ve amelde Müslümanlarla birlik olma”  (İbn Mâce, Mukaddeme, 1 8)

Nasıl ki bedeni hastalıların tedavi yöntemleri varsa kalbi hastalıklarında birçok tedavi yöntemleri ve usulleri vardır.  Hastalığa sebep olan virüsü, onunla ilgili, anti virüsle tedavi etmeli. Su-i zannın anti virüsü ise hüsn-i zandır. Bunu doğrudan yapma irademiz söz konusu olmayabilir.  Bu sefer alternatif yolları araştırmalı, hüsn-i zan etmemize engel olan kötü hasletleri bulup onları kalbimizden teker teker temizlemeliyiz.

Hadisi şerifte de belirtildiği gibi; ihlâslı amel etmek, iyi niyeti esas almak ve her hususta Müslümanlarla birlik olmak en güzel tedavi yöntemlerindendir. Bütün bunlar birbirleriyle bir şekilde bağlantılı ve irtibatlı şeylerdir.

Hüsn-i zan, müminin en bariz özelliğidir. Kalpteki güzelliğin ve iyi niyetin göstergesi olan bu haslet, insanların sevgisi ve muhabbetini kazanmaya vesileyken ahlaki erdemliliğe ulaşmanın, ruhi olgunluğa kavuşmanın da olmasa olmaz şartıdır.

Hüsn-i zanla kuşanmış ve güzelleşmiş insan başkalarını her daim kendinden âlî görür, kendini hatalı, başkalarını mükemmel bilir, kendi hatasıyla meşgul olur; başkalarının kusurlarını araştırmaz, bir kusur gördüğünde onu örter. Bu, kusurlu insana fırsat tanımak anlamına gelir.

İki şey arasında müsavi kalınca güzel olanı esas alır, ihtimallerle hareket etmez, tam kanaat getirmediği şey için peşin hüküm vermekten çekinir.

Kısaca hüsn-i zan sahibi insanın elinden, dilinden kimseye zar gelmez, kimseye kin beslemez, kimsenin kötülüğünü istemez, kimseye zulmetmediği gibi kardeşini zulme de teslim etmez.

Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anh anlatıyor:

‘Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) şöyle söylediğini gördüm:

“(Ey Kâbe!) Sen ne güzelsin ve senin kokun ne güzeldir. Senin azametine ve senin kutsallığının azametine hayranım. Muhammed’in canı (kudret) elinde olan Allah’a yemin ederim ki, müminin hürmeti Allah celle celâluhû katında senin hürmetinden şüphesiz daha büyüktür. Müminin malı, kanı ve hakkında hüsn-i zanda bulunma kutsallığı (seninkinden üstündür).” (Buhari, Edep, 57, 58)

Su-i zan ne kadar kötü ve haram olarak kabul edilmişse, hüsn-i zan o kadar iyi ve sevap olarak görülmüş ve tavsiye edilmiştir.  Su-i zan karamsarlığın, hüsn-i zan iyimserliğin göstergesidir. Hüsn-i zan yıkıkları tamir ederken, su-i zan yıkılmayanları da yıkar. Hüsn-i zanda isabet edilmese bile sevap varken su i zanda isabet edilse bile günah söz konusudur.

“İyi bakan iyi düşünür; iyi düşünen hayatından lezzet alır” sözü ne kadar güzel özetlemiştir meseleyi.  Başkalarının hatası değildir, insana asıl yük olan. Asıl yük, insanın kendi kendine olduğu yüktür.

İnsanın kalbindeki kötü düşünceler insanı en çok yoran şeylerdir.  Kötü şey kadar kötü bakışlar da sorgulanmalı. Nice güzel şeyler vardır ki, çirkin görünür su-i zan sahibi insanların gözünde. Hep bardağın dolu tarafını görenler, boş tarafını doldurma cesareti elde edebilirler; boş tarafına takılıp kalanlar boşluğa düşüverirler.

İyi görmek, kötü şeyi iyi kabul etmek değil, yanlış yolda olacağı ihtimal dâhilinde olan insana fırsat tanımaktır.  Yoksa hüsn-i zan içki içen, kumar oynayan, açık açık küfür içerisinde hayat süren insanın halini iyiye yormak değildir.

Mümin, mümin kardeşine hüsn-i zan beslemek için birçok sebepler aramalı, en küçük ihtimali dahi hüsn-i zan ile değerlendirmeli. Farklı inanç sahipleriyle de iyi geçinmenin yollarını kapamamalı. İslam’ın güzelliğinden ve hidayetinden onların da nasiplenmesi için gayret etmeliyiz. 

Su-i zan her şeyden önce kul hakkı ihlalidir. İlgili insanın bundan maddi ve manevi zarar göreceği muhakkaktır.  Kul hakkına giren insan iflah olmaz. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna varılmaz. Hakkı ihlal edilen, su-i zan sahibine kin güder, düşman olur, iyi niyet fırsatları elden kaçar gider.

Allah Dostlarına Su-i Zan, Felakettir

Özellikle topluma mal olmuş örnek ve önder şahsiyetler hakkında yapılan su-i zan daha tehlikeli tahribatı daha fazladır. Onlar ki, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’in gerçek varisleri, yaşayışlarıyla nasihatleri ve irşatlarıyla nice toplumları ihya etmiş, istikamet üzere bir hayatı tavsiye ederek, insanların günaha düşmemeleri için gecelerini gündüzlerine katan güzide şahsiyetlerdir. Bu nedenle onları sevmek, Allah-u Zülcelâl’e olan sevginin Peygambere olan muhabbetin gereğidir. Onlara düşmanlık Allah’ın gazabına sebeptir.

Allah-u Teâlâ bir kutsi hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

“Her kim benim bir veli kuluma düşmanlık ederse, bizzat Bana (Allah’a) karşı savaş ilan etmiş olur…” (Buhârî, Rikak 38)

Bu nedenle su-i zannın en kötüsü Allah-u Zülcelâl’e karşı ve Resulüne karşı yapılan, sonra ise Allah’ın veli kullarına ve diğer müminlere yapılandır.

 Selam ve dua ile…

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ