Sahabe Efendilerimizin Cömertlikleri

  • 08 Ağustos 2018
  • 995 kez görüntülendi.
Sahabe Efendilerimizin Cömertlikleri
REKLAM ALANI

“Size bir yolcunun
yiyeceği kadar yeter”

Yahya b. Cûde radıyallahu anh anlatıyor:

Habbâb b. Eret radıyallahu anh uzun zamandan beri rahatsızdı. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin ashabından bir gurup sahabe onu ziyarete gelmişlerdi. Onlardan biri, söz arasında:

REKLAM ALANI

– Müjde, Ey Ebû Abdullah! Allah Resûlü ile Kevser havuzunun başında buluşacaksın. Habbâb içinde bulunduğu evi ve eşyaları göstererek:

– Bu durum (israf) içindeyken O’nunla nasıl buluşabilirim? Halbuki Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bizlere: “Size bir yolcunun yiyeceği kadar yeter” buyurmuştu .

 

Habbâb b. Eret’in hastalığı çok uzun sürdü. Sahabenin büyüklerinden olduğu için ziyaretçisi çoktu. Hastalığı ağır olduğundan konu hep ölüme geliyordu. Konu ölüme geldiğinde o, hep geçmiş güzel günlerini ve içinde bulunduğu zenginliği hatırlıyordu. Bu nimetin hesabını nasıl vereceğini düşünerek üzülüyordu. Kendince bir çözüm bulsa da yine de içi rahat değildi.

 

Hârise b. Müddarib radıyallahu anh ise şahit olduğu olayı şöyle anlatır:

“Bir gün Habbâb b. Eret’in ziyaretine gitmiştik. Karnı yedi yerden dağlanmıştı. Acıdan kıvranıyordu. Çektiği acıya onu ziyarete gidenler bile dayanamıyordu. Bize:

– Eğer Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) “Hiç biriniz ölümü temenni etmesin.” buyurmasaydı, kesinlikle ölmek isterdim. Arkadaşlarımızdan biri, onu teselli etmek için:

– Yakında Allah Resûlüne ulaşacağını ve onunla birlikte olacağını düşün.

– Sahip olduğum şu servetin, Allah Resûlüne ulaşmama engel olmasından korkuyorum. Allah Resûlü ile tanıştığımda hiçbir şeyim yoktu. Şimdi ise evimde bir servet var.

 

Habbâb radıyallahu anhın kırk yada seksen bin dirhem parası vardı. O bu parayı evinde açık bir yere koymuş, onu tanıyan fakirlerin buradan almasına müsaade etmişti. İhtiyacı olanlar, o paradan Habbab radıyallahu anhtan yeni bir izin alma gereği duymadan gidip, ihtiyacı kadar alırdı.

 

Konuşmalar cereyan ettiği sırada biri, Habbâb’ın ısmarladığı kefeni getirdi. Kefeni görünce ağlamaya başladı. Yanındakiler:

– Niçin ağlıyorsun?

– Hz. Hamza (radıyallahu anh) şehit olduğunda, üzerinde yalnızca siyah-beyaz çizgili bir hırka vardı. Hırka da kısaydı. Başını örttüğümüzde ayakları açıkta kalıyor, ayaklarını örttüğümüzde başı açıkta kalıyordu. Sonunda Allah Resûlü’nün (sav) emri ile başını örttük, ayaklarının üzerine ot koyduk.”(1)

 

Bereketlenen yemek

Çok cömert bir insan olan Süheyb b. Sinan radıyallahu anh devamlı Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemi gözetir, O’na bir şeyler ikram etmeye çalışırdı.

 

Süheyb b. Sinan anlatıyor:

“Bir gün Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem için yemek hazırladım. O’na götürmek istediğimde, O’nun bir gurup insanla birlikte oturduğunu gördüm. Yemek az olduğundan yalnızca O’nu çağırmak istedim. O’na yaklaşarak işaretle yemeye çağırdım. Allah Resulü bana yanındakileri işaret ederek:

– Bunlarda mı? Ben de işaretle:

– Hayır yalnızca sen.

– Bunlarda mı?

– Hayır! Bu üç kez tekrarlanınca:

– Evet, dedim. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem yanındakileri de alarak evimize geldi. Çok az olan yemeklerden herkes yiyip doydu. Hatta geriye bile arttı.”(2)

 

Bu kadar ikram israf değil mi?

Bir gün Hz. Ömer, Süheyb b. Sinan radıyallahu anha:

– Ey Süheyb! Yahya adında bir çocuğun olmadığı halde, sana niçin Ebû Yahya (Yahya’nın babası) diyorlar?

– Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem bana Ebû Yahya künyesini uygun bulduğu için.

– Sen Rum (Bizanslı) olduğun halde, insanlar sana niçin Arap diyorlar?

– Çünkü ben Musul halkından, Nemr b. Kasıt kabilesinden biriydim. Esir alınıp Rum diyarlarına götürüldüm. O sırada ailemi ve kabilemi bilecek yaştaydım.

– Niçin insanlara, israf edecek kadar çok yemek yediriyorsun?

– Çünkü Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem: ‘Sizin en hayırlınız, insanlara yemek yediren ve selama karşılık verendir’ buyurdu.

 

Kalpleri cömertlikle kazandılar

Cömertlik Müslümanların en önde gelen vasıflarından biridir. Müslümanlar onu özümseyerek, doğal bir davranış haline getirmişlerdi. Allah Resulü’nün (asm) kızı Hz. Zeyneb’in eşi Ebû’l-As esir kaldığı sırada Müslümanlardan oldukça etkilenmişti. O, gördüğü bu güzellikleri şöyle anlatır:

 

“Müslümanlar bizi esir alınca Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem onlara:

– Esirlere iyi davranın! Yediğinizden onlara da yedirin! buyurdu. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemi duyan bütün sahâbeler, onun emrini en güzel şekilde yerine getirdiler. O sırada ben, bir gurup Medineli Müslüman ile birlikte oturuyordum. Akşam yemeğinin vakti gelince, yemek için hazırlık yaptılar. Yiyecek olarak biraz ekmekleri, biraz da hurmaları vardı. Ekmekleri azdı. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin “Esirlerinize iyi davranın!” emrinden dolayı sahâbeler ellerindeki zaten az olan ekmek kırıntılarının tamamını bana verdiler.”

 

Ebu Hureyre’nin cömertliği

Ebu Hureyre radıyallahu çok cömert bir insandı. Tafavili biri anlatıyor:

 

“Ebû Hureyre’nin evine konuk oldum. Allah Resûlünün hiçbir sahâbesinin onun kadar misafire ikram ettiğini misafiri ağırlamak için bu kadar gayret ettiğini görmedim.”

Bir gün Medine valisi Mervan, Ebû Hureyre’ye yüz dinar para gönderdi. Ertesi gün ona bir adam göndererek:

– Sana gönderdiğim dinarları yanlışlıkla göndermişim. Onları bana iade et, deyince Ebû Hureyre:

– Onlardan hiçbir şey kalmadı, dedi. Tahsisat zamanım geldiğinde verilen parayı ondan kesersiniz, dedi. Giden kişi:

– Mervan, gönderdiği parayı ihtiyaç sahiplerine mi dağıttığını yoksa evinde mi tuttuğunu öğrenmek için böyle yaptı, dedi.(3)

 

Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin vefatından sonra, Medine’de kendisi için bir ev yaptırdı. Vefatına yakın, bu evini azat ettiği kölelerine bağışladı.

Ebû Hureyre’nin bakımına kefil olduğu yetim çocuklar vardı. Bu çocukları kendi evinde barındırır, maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılardı. Bu çocuklardan biri olan Muaviye b. Muattıb’ı büyük bir âlim olarak yetiştirdi. Muaviye ondan pek çok hadis öğrenerek rivayet etti. Bizzat kendi el emeğinden cömertlik yapmayı önemseyen Ebû Hureyre, alnından akan terleri göstererek:

– Şundan verilen bir dirhem, sadaka benim için başkasının malı ile verilen 1000 kere 1000 dirhemden daha makbuldür, derdi.

 

Kalplerinde dünyalık
sevgisi bırakmadılar

Oldukça zengin olan Abdullah b. Ömer radıyallahu anh, bir o kadar da cömertti. Çok sevdiği hoşlandığı bir şeyi kesinlikle elinde tutmazdı. Rumeysa adında bir cariyesi olan Abdullah b. Ömer, onu çok seviyordu. Bir gün ona:

– Allah (cc) kitabında: “Sevdiklerinizden infak etmedikçe asla iyiliğe ulaşamazsınız.” buyurmaktadır. Vallahi Dünya’da en fazla seni seviyorum. Git, artık Allah için hürsün, dedi.(4)

 

Başkalarını nefislerine
tercih ettiler

Nâfi anlatıyor:

“Abdullah b. Ömer hasta olduğu bir sırada canı üzüm istedi. Çarşıya gidip, bir dirheme bir salkım üzüm alıp ona götürdüm. Ben eve girdikten hemen sonra, kapıya bir dilenci geldi. Bir şeyler isteyince, Abdullah b. Ömer bana:

– Getirdiğin üzümü ona ver.

– Hepsini mi? Bari biraz tat.

– Hepsini ver.

Üzümü dilenciye verdikten sonra tekrar çarşıya gittim. Yeni bir salkım üzüm aldım. Onu da tatmadan aynı şekilde fakire verdi. Bu üçüncü kez tekrarlanınca ben fakire çıkıştım. Fakir bir daha gelmeyince aldığım üzümü yedi.”

 

Câfer b. Kârî anlatıyor: “Abdullah b. Ömer’e bir süre hizmet ettim. Zaman zaman onunla sefere çıkardık. Yemek için bir subaşına indiğimizde mutlaka çevredekileri yemeğe çağırır, onlarla birlikte yemek yerdi.

Yetimlere karşı çok hassastı. Sofrasından yetimi hiç eksik etmezdi. Bir gün yemek yiyeceği zaman bir yetimi çağırttı. Ancak onu bulamadılar. Tatlıyı çok sever, yemekten sonra tatlandırılmış sevik (buğday, hurma ve şekerden yapılan bir içecek) içerdi. Yemekten sonra onu içeceği zaman çağırdığı yetim geldi. Yemek kalmamıştı. Abdullah b. Ömer elindeki içeceği ona uzatarak:

– Bunu iç, sakın seni çağırıp da boş çevirdiğim için aldatıldığını sanma, dedi.

 

Meymun b. Mihran radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün Abdullah b. Ömer’e, bir mecliste otururken, 22.000 dinar gönderildi. O bu paranın tamamını hemen orada dağıttı.” Onun yaşamı boyunca 1000 köle azad ettiği bildirilir.

 

Adımlarını bile saydılar

Vâsile b. Eska’ radıyallahu anh son derece cömert biriydi. Sofrasından misafir eksik olmazdı. İsteyene bizzat kendi elleri ile verirdi.

 

Amr b. Leysî radıyallahu anh anlatıyor: “Vâsile b. Eska’nın yanında bulunduğum bir sırada, eve bir yoksul geldi. Vâsile b. Eska hemen yerinden kalkarak, biraz ekmek biraz da para aldı. Onları götürüp yoksula verdi. Ben:

– Ey Ebû Eska’! Ailenden bu işi yapacak biri yok mu?

– Var. Ancak kim bir şey alıp da fakir birine götürürse, her bir adımı için bir günahı silinir. Sadakayı fakirin eline verdikten sonra geri dönerken, attığı her adımda on günahı silinir, dedi.”

İbn Ubeyd radıyallahu anh anlatıyor:

“İrbaz b. Sâriye’nin şöyle dediğini duydum: Ebû Necih, şöyle yapmış denilmeseydi, bütün malımı Allah rızası için bağışlar, sonra da Lübnan vadilerine gider, ölünceye kadar orada ibadet ederdim.”

 

Notlar: 1) Buhârî, Cenâiz, 27, Menâkıbü’l-Ensâr, 45, Megâzî, 17, 26, Merdâ, 19; Müslim, Cenâiz, 44, Zikir, 12. 2) Ebû Nuaym, Hilye, 1/154. 3) İbn Manzûr, Muhtasar, 29/210. 4- İbn Cevzî, Sıfatü’s-Safve, 205.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ