Oruç Tutanların Fazileti ve Seçkinlerin Oruç Anlayışı

  • 05 Mayıs 2018
  • 1.045 kez görüntülendi.
Oruç Tutanların Fazileti ve Seçkinlerin Oruç Anlayışı
REKLAM ALANI

Oruç şeytanın
yollarını daraltır!

Oruç, ibadetler arasında yerine getirilmesi en zor olanlardan biridir. Zira oruç, nefsin en temel ihtiyacı olan yeme içme arzusuna set vurmaktır. Bunun sebebi ise insanın şeytan ve taifesi ile yapılan mücadelede galip gelmesini sağlamaktır. Şeytanın en büyük gücü insan fıtratında gizli olan şehvetlerdir. Bu şehvetler ise gücünü tokluktan alır. Bu konuyla alakalı olarak bir hadiste şöyle buyurulur: “Şeytan insanın damarlarında kanın aktığı gibi kolayca dolaşır. Oruç tutarak şeytanın yollarını daraltınız”(1) Bu hadis açlığın Şeytan ve nefisle savaşta en büyük yardımcı olduğunu açıkça ifade eder.

Günümüz insanların bir kısmı, modern hayatın getirdiği imkanlarla beraber rahat ve konfora köle olmuştur. Bir çok insan kötülüğünü bildiği halde sigara veya aşırı yemek veya daha da kötüsü alkollü içkileri kullanmak, uyuşturucu kullanmak gibi yeme-içme ile alakalı zaaflara mağluptur. Ramazan ayı iradesine tam hakim olamayan Müslümanlar için eşi bulunmaz bir fırsattır. Zira insan bir gün veya bir ay bir içeceği kullanmadan yaşayabiliyorsa bütün bir yıl da bunu içmemeğe sabredebilir. Bu sebeple oruç irade zaafı çeken Müslümanlara Allah Teâlâ’nın özel bir ikramıdır.

Fıkıh ve tasavvufta oruç
Fıkıhta oruç; Allah rızası için yemeden, içmeden ve ailevi ilişkiden (imsakla beraber) oruç niyeti ile kesilmektir. Oruç tutmanın Müslüman olmak, akıl baliğ olmak, ve şuurlu olmak gibi fıkhi şartları vardır. Sufiler, bütün bu fıkhi şartların tümünü kabul ederler. Ne var ki hakkıyla oruç tutmak için bu zahiri ahkam yanında batini ahkama da uymak gerektiğine ifade ederler. Batini ahkama uymak açısından oruç tutanlar üç kısma ayrılır.(2)

REKLAM ALANI

Birincisi avamın orucudur ki; böyle bir oruç yemekten, içmekten ve ailevi ilişkiden kesilmektir. İnsanların birçoğunun orucu bu sınıfa girer. Ahkamına riayet etmeden diğer azaları günahlardan korumadan tutulan oruç, sadece mideye takılı kalmış bir oruçtur. Bununla birlikte orucu hakkıyla tutamamaktansa hiç tutmamak daha iyidir gibi batıl bir düşünceye sahip olmak doğru değildir. Umulur ki zahiren tutulan orucun bir gün iç boyutu da tamamlanır.

İkinci çeşit oruç, havâssın (manen seçkin kimselerin) orucudur. Sadece yememek ve içmemek gibi maddi şartlara uymanın ötesinde gıybet etmek, harama bakmak gibi manevi günahlardan da kaçınmayı gerektirir. Buna göre yeme ve içme fiili, orucu bozduğu gibi işlenilen günahlar da bozar (yani tam sevabından mahrum kalınmış olunur). Oruç sadece mide ve ferc ile değil bütün vücut azaları ile tutulmalıdır. Gözün orucu harama bakmamak, dilin orucu yalan konuşmamak, başkalarını incitici kelam etmemek, kulağın orucu kötü sözleri ve gıybet yapanları dinlememek, ayağın orucu dinin hoş görmediği yerlere gitmemek, elin orucu harama dokunmamak, kendine ait olmayan bir şeyi almamaktır.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: “Kim yalan söze ve kötü amele son vermezse Allah’ın onun aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Kitab al-savm)

Başkalarını incitmek bir tarafa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, oruçlunun kendisine yapılan sözlü saldırılara bile karşılık vermesine izin vermemiş, böyle birisine sadece “Ben oruçluyum” denilerek tartışmaya girilmemesini tavsiye etmiştir.(3)

Ramazanla insan,
maddi manevi gelişir
!
Ramazan ayı insana midesini ve şehvetini kontrol etmesini öğretir. Belki bu kontrolü hayatın diğer kısımlarına da ve zamanlarına da yaymak gerekir. Özellikle aile hayatımızda lüks harcamalardan kaçınarak alışverişlerimize de oruç terbiyesini kazandırmalıyız. Gerçekten ihtiyacımız olmayan ev eşyası olsun giyim kuşam olsun harcamalarımızı azaltmalı ve buralardan artıracağımız gelirleri daha hayırlı yollarda harcamalıyız.

Bilhassa gayri müslim ülkelerde yaşayan Müslümanlar için Ramazan ayı bir tebliğ fırsatıdır. Zira bu mübarek ayın gizemli ve çekici havası bir çok gayr-i müslimi de son derece etkilemektedir. Belki onlar insanların kalplerini kafalarını ve midelerini birleştiren bir ibadetin eksikliğini her zaman hissederler. Yüce dinimiz İslam her konuda olduğu gibi ibadetler açısından da diğer bütün dinlerin kat kat fevkindedir.

Maneviyatta en seçkin,
zirvedekilerin orucu
Üçüncü grubun orucu ise havâssü’l-havâssın orucu olup, oruçların en zorudur. Burada sadece mide değil, insanın kalbi ve sırrı da oruca katılır. Bu sınıfın orucu masivadan, yani “Allah’tan gayri her şey”den yüz çevirmektir. İnsanın Rabb’inden başka her şeyden kalben yüz çevirmesi gerçekten de oruçların en zor olanıdır. Rabbimiz cümle inananlara bu seviyede oruç tutmayı ve Ramazan içinde aldığımız oruç terbiyesini bütün yıl boyunca devam ettirmeyi nasip eylesin.

Kuşeyri bu grubun orucunu “ariflerin orucu” olarak isimlendirir. Böyle bir orucun mükafatı ru’yetullah ve cemalullahtır. Allahu Tealâ, oruç ayetinin devamındaki ayette: “Kullarım sana beni sorduğunda: Ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.” (Bakara; 186) buyurmakla oruçtan kastın Allah’la beraberlik şuuruna ermek olduğunu da bizlere göstermiş olmaktadır.

Ramazan ayı ile alakalı olarak en güzel yorumlardan birini de Kâşâni getirmektedir. “Ramazan” kelimesi “ramada” fiilinden gelip “yakmak, aşırı sıcak olmak” manasına gelir. O halde ramazan ayı insanın nefsini yakma, onu fani kılma ayıdır. Nefsinden ve egosunun hevâsından kurtulamayan bir insan, hakikatte oruç tutmuş değildir.

Oruç ayetinde: “Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler oruç tutsun, kim o anda hasta veya yolcu olursa başka günlerde kaza etsin” buyuruluyor. Ayeti kerime de geçen “Hasta’ kelimesini Kaşani “Manevi hastalık” olarak da anlar ve nefsinin kötü hastalığından kurtulamayan kimsenin ileride gafletle tuttuğu oruçlarını kaza etmesi gerektiğini söyler.(4)

İmamı Gazâlî rahmetullahi aleyh orucun daha çok “ibadet” boyutuna değinmiştir. İbni Arabî kuddise sirruhu ise orucun “Tahakkuk” yani insanı, ilahi hakikate eriştirme boyutu üzerinde durmuştur. Ona göre oruç hiçbir ibadete benzemez.

Allah Teâlâ kudsi bir hadiste şöyle buyurur: “Adem oğlunun yaptığı bütün ibadetler kendisi içindir. Ancak oruç müstesna. Oruç Benim içindir ve onun mükafatını ben veririm.”(5)

Allahu Teâlâ diğer hiçbir ibadette olmayan bir şekilde orucu sahiplenmiştir. Bu sebeple kul, oruç tutarken bunu farkında olmalı ve bütün dikkatini Cenabı Hakk’a vermelidir.(6)

Ayrıca İbni Arabî Hazretleri, Ramazan isminin Allah’ın Esma-i Hüsnasından bir isim olduğunu ifade eder.(7)

Oruç tutanların fazileti
 Bu sebeple Ramazan geldi, “yerine” “Ramazan ayı geldi” denilmelidir. Ramazan ayı Kuran’da zikredilen tek ay olup (Bakara, II:181/165) Kuran-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. Bütün bunlar, Ramazan ayının kulun Allaha yaklaşmasında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu gösterir.

İbn Arabî’nin bu konudaki bir farklı görüşü de orucun mükafatının “Ruyetullah” olacağını ifade etmesidir.

Oruç tutanların ayrı bir kapıdan, Reyyân(8) kapısından cennete girmesi, onların Allah Azze ve Celle, tarafından VİP muamelesine tabi tutulacağını gösterir. Sanki oruçlular, Allah Teâlâ’nın özel misafirleridir. Havaalanlarında ve diğer meşakkatli yerlerde önemli insanlar kendilerine ayrılan özel kapılardan veya yollardan başkalarının katlandığı sıkıntılara uğramadan işlerini kolayca hallederler. Aynı şekilde ahirette de oruç tutanlar böyle bir muameleye tabi tutulacaklardır. Deyim yerindeyse onlar ahiret VİP’leridirler.

Ahzab sûresinde Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar var ya: İşte Allah bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır”(Ahzab; 33:35) buyurmakla orucun hangi hasletlerle beraber olması gerektiğini açıkça bizlere bildirmiştir.

Tevbe edip ve istikamet
kazanma fırsatıdır

Ramazan ayı tevbe etmek ve günahlardan bütün yıl boyunca yüz çevirmek için büyük bir fırsattır. Hz. Peygamber “Ramazan girdiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, bütün şeytanlar da zincire vurulur” buyurmaktadır. (Buhari, Kitab el-savm) Eğer insan hulusu kalple tevbe ederse kendi şeytanını daima zincirde tutabilir. Bu aya erişipte Cennete girmeye hak kazanamamak ne kadar büyük bir kayıptır.

Son olarak oruç ancak infak ile tamama erer. Her zaman cömertlerin en cömerdi olan Hz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, Ramazan ayında daha bir cömert olup, hiç bitmesinden korkmadan elindekilerini ihtiyaç sahiplerine verirdi. Oruç ve infak birbirini tamamlarlar. Yüce Rabbimiz bize ve bütün Müslüman alemine Ramazan ayını hayırlara, maddi ve manevi fütuhatlara vesile kılsın.

Dipnotlar : 1)Gazali, İhya, Beyrut, 1989, c.I, s.274 2) Hakkı, İsmail., Rûh el-Bayân. c.I, s.289,292 3) Gazali, İhya, Beyrut, 1989, c.I, s.277 4) el- Kaşani, Abdurazzak, Ta’vilât el- Kâshâniyyah, Ankara, 1988,v.I, p.71 5) Buhari, Sahih Buhari Muhtasarı, c.6, s.254 6) İbn Arabi, Fütühât el- Mekiyye, v.I, p. 777 7) İbn Arabi, Fütühât el- Mekiyye, v.I, p. 728 ; Yazir, Hak Dini Kur’an Dili, v.I, p.642 8)Buhari, Sahih-i Buhari Muhtasarı, c.6, s.249

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ