O’nun -sav- Ahlakı Kur’an’dı

  • 05 Ekim 2022
  • 763 kez görüntülendi.
O’nun -sav- Ahlakı Kur’an’dı
REKLAM ALANI

O’nun -sav- Ahlakı Kur’an’dı / Hatice Kübra ERGİN

 

Enes İbni Mâlik radıyallahu anhın amcasının oğlu Sa’d, cihad aşkıyla cepheden cepheye koşan bir gençti. Bir keresinde Medine’ye gelmişken Hz. Âişe radıyallahu anha annemizi ziyaret etmek ve Rasûlullah aleyhisselatu vesselam hakkında bazı sualler sormak istedi. İlk soru olarak:

REKLAM ALANI

– Ey Mü’minlerin annesi! Bana Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlâkını anlat, deyince Hz. Âişe annemiz:

– Sen Kur’an’ı okuyorsun değil mi? diye sordu. Hz. Sa’d:

– Evet, okuyorum, diye cevap verdi. Bunun üzerine cevaben:

– O’nun -a.s.v.- ahlâkı Kur’an idi, dedi. (Müslim, Müsâfirîn 139. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 2)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kulluğu, ahlakı ve bütün hayatı Kur’ân-ı Kerim’in tefsiri gibidir. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hayatının her alanında daima kendisine emredilenlere uymuş, yasaklardan sakınmış ve yüksek ahlâk ile davranış sergilemiştir. Bu da Kur’an-ı Kerimde kendisine emredilen ahlaktır.

Allah-u Zülcelâl Kur’an-ı Kerim ’da Rasûlullah aleyhisselatu vesselama şöyle buyurur:

“Şüphesiz ki sen, onları dosdoğru yola davet etmektesin.” (Mü’minûn; 73)

İslam dini, Allah’ın kullarına indirdiği en büyük lütfu ve ihsanıdır. Çünkü insanın iki dünyasını saadete çevirecek olan hidayet kaynağıdır.

İnsanlık huzur istiyorsa, dünyada ve ahirette kurtuluş arıyorsa, İslam’ın davetine koşmaya mecburdur. İslam’ın iki temel esası da, Kitap ve Sünnet, yani Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme yirmi üç senede inen Allah’ın kelamı ve Resulün de o kelama uygun olarak yaşayıp bütün insanlığa rehberlik ettiği Sünnet-i seniyyesidir.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede:

“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak (gönderdik).” (Ahzab; 45-46) buyurarak, insanlığın yolunu aydınlatan bir kandile benzetmiştir.

Evet, Resul aleyhisselatu vesselam, bu karmakarışık fikirlerle, iddialarla, sapkın inançlarla, heva ve heveslerle dolu yeryüzünde izine uyulacak yegane Rehberdir. Kim Rasul aleyhisselatu vesselamın izinden ayrılırsa yoldan sapar, çelişkilere düşer ve sonunda çok büyük pişmanlıkla perişan olur.

İlim ile Amel Ederdi

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ahlakının Kur’an olması ne demektir? Bilindiği gibi, Kur’ân-ı Kerim Hira mağarasında nazil olan ilk ayet, “Oku” ile inmeye başlamıştır.

İslam’ın ilk emrinin “Oku” olması çok önemlidir. Çünkü İslam ilim dinidir. Allah’a kulluk etmenin yolu, onun emrettiklerini ve yasakladıklarını bilmekten geçer. Aklı olduğu halde kendisine lazım gelen ilimleri öğrenmemek veya bilenlere danışmamanın mazereti yoktur.

İnsanlar bir konuda karar verirken ya ilimle karar verir veya nefsin heva ve hevesleriyle hareket eder. Kulluğun temeli ilme tabi olmaktır. İnsanı iki cihanda kurtaracak olan ilim ise Allah’ın nazil ettiği ilimdir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede:

“İşte böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir yardımcı-dost, ne bir koruyucu vardır.” (Rad, 37) buyuruyor.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem zaten daima kendisine vahyedilen hakikatlere tabi olmuş, asla onlardan sapmamıştır. Bu ayet-i kerimeler Resulün şahsında asıl ümmetine yapılan bir ikazdır.

Kur’ân-ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede Allah’ın Resulüne:

“Sana vahyedilene sıkı sıkıya tutun. Gerçekten sen, dosdoğru bir yol üzeresin.” (Zuhruf, 43) buyurulur. Bu ayetler, Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın Sırat-ı Müstakim, yani dosdoğru yol üzerinde olduğunu müjdeler. Kurtuluş Peygamberin yoluna uymakla mümkündür.

Güzel Öğüt ve Hikmet

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme nazil olan emirlerden bir kısmı da Müddessir suresinin şu ayetleridir:

“Ey örtüsüne bürünmüş (inzivaya çekilmiş Peygamber!) Kalk ve insanları uyar (Tebliğ, irşad, emr-i maruf vazifelerini yap). Rabbinin büyüklüğünü ilan et. Elbiseni, (bedenini, kalbini her türlü kötülük ve çirkinlikten uzaklaştırıp) temiz tut.”

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem vahyin gelmesinden önce toplumdaki kötülüklerden, günahlardan ve zulümlerden bunalmışçasına inzivaya çekilmişti. Aslında işinin ehli, başarılı güvenilir bir tüccardı. Ama son zamanlarda kendisine yalnızlık sevdirilmişti. Bu ayet-i kerimeler, risalet vazifesini yapmak üzere kalkmasını, insanlara uyarıda bulunmasını emrediyordu.

Emri yerine getirmek için yine Rabbinin emriyle tebliğ vazifesine yakınlarından başladı. Önce ailesini davet etti. Hanımı Hz. Hatice radıyallahu anha ilk mümin olma şerefiyle şereflendi ve Resule hep destek oldu.

Peygamber Efendimiz aile hayatıyla da örnek oldu. Ailesini bir kulluk mektebi haline getirdi. Evlatlarını İslam terbiyesi ile terbiye etti. Onlar da ona tabi olmakla şereflendiler.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem İslam’ı tebliğ ederken de Kur’ân-ı Kerim’de bildirilen usule uygun hareket ediyordu. Başlıca tebliğ vasıtası Allah’ın ayetlerini okumaktı.

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…” (Nahl, 125) ayetine itaatle daima Allah’ın hikmetli öğütlerini insanlara tebliğ etmenin gayretinde oldu.

“Elbiseni Temiz Tut”

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem İslam’ı tebliğ ederken sadece konuşmuyor, bizzat hayatına tatbik ederek örnek oluyordu. Onun ahlakının en mümtaz vasfı da Allah’ın yasakladığı her türlü çirkinlikten uzak durmasıydı.

İlk nazil olan ayetlerde, “Elbiseni temiz tut,” buyurulması “hem zahiri azalarını hem da kalbini Allah’ın razı olmayacağı her türlü pislikten temizle” manasına işaret ediyordu.

Kur’ân-ı Kerim’de en çok tekrar edilen emirlerden olan “Allah’a karşı takvalı ol!” emrinin yaşayan bir örneğiydi. İnsanlara kulluk ve takva yolunda rehberlik eden Resul aleyhisselatu vesselam, tebliğ ettiği her emre önce kendi uyuyor, böylece bizzat yaşantısıyla örnek oluyordu.

Allah azze ve celle bu hususta şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki; Allah’ın Resulü sizin için, Allah’a ve ahret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnektir.” (Ahzap,21)

Allah’ın emir ve yasaklarını evvela kendi nefsine tatbik eder ve ailesine öğretirdi. Hatta kendisi en yüksek takva ölçüleriyle hareket ederdi. Çünkü Rabbimiz şöyle ikaz ediyor:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (Saff,2–3)

Kur’ân-ı Kerim’in mucizevi üslubu ile Resulün gönlündeki ihlâs ve samimiyet kısa sürede insanlara tesir etti. O’nun tatlı sesiyle okuduğu ayet-i kerimeler Arş-ı Ala’dan kalbine oradan da lisanına süzülüp gelen hikmet pınarları gibiydi. Susayan gönüller O’nun hayat veren gönül feyziyle ihya olurdu. O’nun tatlı sesine kulak veren, O’nun manevi ikliminde hayat bulanlar cahiliyyenin karanlığından kurtulup nura kavuşurdu. O’nun diriltici nefesiyle niceleri kurtuluşa erdi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bu vazifesini yaparken yine Allah’ın rahmeti sayesinde çok şefkatliydi. Nitekim bu hususta ayet-i kerimede şöyle buyurulur:

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.” (Al-i İmran, 159)

Azim Ahlak

Allah-u Zülcelâl’in ayet-i kerimelerde Resulünün üstünlükleri hakkında kullandığı bazı ifadeler vardır. Bunlardan bir tanesi de Kalem Sûresi’nin 4. ayetinde geçen; “Muhakkak ki, sen azim bir ahlak üzeresin” ifadesidir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ahlakı her bakımdan çok üstündü. Bilhassa azmi ve sabrı emsalsizdi.

Kavminin ileri gelenleri Allah Resulünü davasından vazgeçirmek için büyük rüşvetler teklif etmekten ölümle tehdit etmeye kadar her yönteme başvurdular. O ise kendisine teklif ettikleri dünyalık karşılığında, “Vallahi bir elime ayı öteki elime güneşi verseler yine de bu davadan vazgeçmem” diyerek asla taviz vermedi. Ölüm tehditlerinden de yılmadı.

Mekke devrinde bir insanın tahammül edemeyeceği zorluklara sabretti. En yakınları arasında bulunan amcası Ebu Leheb ona en çok eziyet edenlerden biriydi. Yürüdüğü yollara dikenler serpmekten çarşıda ardı sıra yürüyüp “Onun dediklerine inanmayın,” diye yalanlamaya ve taşlamaya kadar her türlü zulmü yaptı.

Kureyş’in önde gelenlerinden Ebu Cehil gibi bazıları açıkça kabile rekabeti sebebiyle ona düşmanlık ederken Velid bin Muğire gibileri ise sahip olduğu evlât ve servetiyle gurura kapılmış, kendisi dururken, Abdullah’ın yetimine peygamberlik verilmesini hazmedemeyerek sihirbaz diye iftira atmıştı. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ise bunlara karşı sabır göstererek vazifesini yerine getirmekte sebat etti.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem kendisine en büyük eziyetleri yapanlara karşı hiçbir zaman aynı üslupta karşılık vermedi. Daima güzel ahlakını korudu. Bu güzel ahlakı sayesinde Ebu Cehil’in oğlu İkrime radıyallahu anh iman ederek sahabe olma şerefine kavuştu. Velid’in oğlu Halid radıyallahu anh ise büyük bir İslam komutanı olup nice beldeleri fethetti. İşte Peygamber Efendimizin azim ahlakının neticesi böyleydi.

Ayet-i kerimede emredildiği gibi “Af” yolunu tuttu. Alemlere rahmet oldu. Bir zamanlar kendisine nice zulümler yapanları bağışladı, gönüllerini kazandı.

Peygamber Efendimiz kendisine verilen görevi yerine getirmekte o kadar gayretliydi ki, insanların bile bile inkar ederek helake gitmeleri karşısında şiddetle üzülüyordu. Öyle ki Allah-u Zülcelâl O’nu teselli ediyordu:

“Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın! Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.” (Şuarâ, 3-4)

Hayatı bir mücadele azim ve sabır örneğiydi. Taif’e gittiği zaman taşlandı. Namaz kılarken üzerine işkembe atıldı. Ambargo uygulanarak ona iman edenlerle birlikte aç, susuz bırakıldı. Hicret etmeye mecbur bırakıldı.

Hicret ettiği Medine’de savaşla, münafıkların fitnesiyle, Yahudilerin ihanetiyle uğraştı. Bütün bunlar karşısında davasından vazgeçmediği gibi, olaylar karşısında en yüksek ahlakı sergiledi. Kimseden intikam almadı, kimseye lanet okumadı, kimsenin helakini istemedi.

Merhamet Kanadını Açtı

Müminlerin de hataları, kusurları olabiliyordu. Onlara çok düşkündü.

“And olsun! Size, içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere de şefkatli ve esirgeyici olan bir peygamber gelmiştir.” (Tevbe, 128) ayetinde de buyrulduğu üzere ümmetinin azaba müstehak olmasından pek çekinirdi. Allah’ın emir ve yasakları nazil olduğu zaman onlara titizlikle uymalarını ister, bu hususta taviz vermezdi.

Onun ahlakı her bakımdan itidal ve kemalat üzeydi. Yerine göre merhametli, yerine göre izzetli, yerine göre adil, yerine göre sözüne sadıktı. İnsanlarla muamelesinde tevazudan mülayemete, hayadan sabra, kanaatten cömertliğe, fedakarlıktan müsamahaya, ciddiyet ve vakardan affediciliğe nice ahlaki meziyetlerin emsalsiz örneklerini görmek mümkündür.

İtidalli ve Müsamahalı

Rasûlullah aleyhisselatu vesselam kendi ibadetlerinde en üstün gayreti gösterirken insanlara örnek olduğu zamanlarda itidalli ve müsamahalı bir çizgi benimsiyordu.

Sahabeden Câbir İbni Semüre rayıdallahu anhümâ şöyle dedi:

“Namazlarımı Nebi sallallahu aleyhi ve sellemle birlikte kılardım. Onun namazı da, hutbesi de normal uzunlukta idi.” (Müslim, Cum’a 41-42)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin insanlara namaz kıldırdığında kesinlikle namazı uzatmadığı hatta bir çocuk ağlaması duyduğunda kısa sureler okuduğu nakledilir.

Mescidde, cemaatle birlikte kıldığı farz namazlarda itidalli davranırken gece, kendi odasında kıldığı nafile namazlarında o kadar uzun ayakta dururdu ki, rükûa gitmeyeceğini düşünürlerdi. O kadar uzun rükû yapardı ki, tekrar doğrulmayacağını zannederlerdi. Secdesi de aynı şekilde uzun sürer, secdeden kalkmayacak sanırlardı.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, insanları usandırmaktan ve nefret ettirmekten son derece sakınırdı. Sahâbesine de bu hususa dikkat etmelerini tembih ederdi. Böylece her alanda en güzel örnek oldu ve ahlakıyla sevdirip ısındıran bir rehber oldu.

Asıl Hayat Ahiret Hayatı

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ahlakının temeli, Kur’ân-ı Kerim’de daima nazara verilen ahiret hayatını hedeflemesiydi. Bu hususta ahlakı tam da Kur’ân-ı Kerim’de emredilen zühd, kanaat ve ahiret için fedakârlık esasına dayanıyordu.

İslam Devleti’nin başkanı olduğu halde, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin yemesi, içmesi, giymesi çok sade ve kanaatkardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ve aile fertlerinin bazen üç gün arka arkaya buğday veya arpa ekmeğiyle karınlarını doyurmadıkları, yine birkaç ay evde ocak yanmayıp sadece su ve hurma ile günlerini geçirdikleri yönünde rivayetler vardır. Asıl önemlisi ise Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bunları yiyecek bulamadığı için değil, eline geçeni Suffa ashabına harcadığı, yoksullara dağıttığı, kendi nefsinin ihtiyaçlarına sabrederek derece kazanmayı tercih ettiği için yapıyordu.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin hayatına baktığımızda görürüz ki O, bir peygamber olduğu kadar, bir devlet reisi, bir komutan, bir hakim, bir muallim idi. Aynı zamanda aile reisiydi. Hayatının her alanında mükemmel ahlakı sergilerdi.

Rasulullah aleyhisselatu vesselam bazen ikram edilen lezzetli yemeklerden de yerdi. Kendisine hediye edilen güzel bir kıyafeti elçileri karşılamak için giyerdi. Ancak bunlara ehemmiyet vermezdi. Kalbinde dünyaya karşı sevgi yoktu, varlığı yokluğu dert edinmezdi. Hadis-i şerifte şöyle buyurur:

“Kimin arzusu âhiret olursa, Allâh onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünyâ boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünyâ olursa, Allâh iki gözünün arasına fakirliğini koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak, dünyâdan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 30/2465)

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam Kur’ân-ı Kerim’de ahlakı ve meziyetleri anlatılan bütün Peygamberlerin üstünlüklerine sahipti. Güzel ahlakın her nevini şahsında toplamıştı.

Ailesine ve ümmetine karşı şefkatli bir mürebbi oldu. Şefkati terbiye vermesine mani olmadı aksine sevdirerek alıştırdı.

Okuma yazma oranının düşük olduğu, hukuk düzeninin olmadığı, adaletin unutulduğu bir cahiliye toplumunu alıp onlardan bir Altın Nesil yetiştirdi.

Rasûlullah aleyhisselatu vesselamın hayatında, Allah’ın dinine kendini adadığı için şiddetli yoksulluğa sabretmenin örnekliği de vardır, eline imkân geçtiği zaman kendi nefsine değil Allah’ın dinine hizmet için cömertçe sarf etmenin örnekliği de vardır.

Bazen az sayıda askerle çok sayıda ve teçhizatlı bir orduya karşı savaşmanın gerektirdiği cesareti gösterdi bazen de boşuna kan dökülmesin diye zor şartlara rağmen anlaşma yapmanın gerektirdiği hilmi gösterdi.

Allah-u Zülcelâl bizlere O’nun ahlakından hisse alabilmeyi nasip eylesin. Amin

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ