Ömrün Kazası Yoktur, Eda Edelim

  • 06 Ocak 2023
  • 409 kez görüntülendi.
Ömrün Kazası Yoktur, Eda Edelim
REKLAM ALANI

İRFAN SOHBETİ
Seyda Feyzullah Konyevi -ks-

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kıyamete ve ahirete bakışın nasıl olması gerektiği ile alakalı başta sahabelerine ve ümmetine öğretmiş olduğu hadis-i şerifleri okumaya çalışacağız, inşallah.
Resulü Ekrem aleyhisselatu vesselam öbür dünyada kazançlı olmak için bu dünyada ne yapmak gerektiğine dair hadis-i şerifinde “Allah Azze ve Celle korkusuyla ağlamaya” vurgu yapıyor. Bu dünyada bir insan ne kadar Allah’tan korkarsa ne kadar onun korkusuyla ağlarsa öbür dünyada o kadar emin olur, o kadar gülmeye hak kazanır.
Ebubekir radıyallahu anh rivayet ediyor, Rasûlullah aleyhisselatu vesselam buyuruyor:
“Allah korkusuyla gözyaşı döken kişi sağılmış süt memeye dönmedikçe cehenneme girmez…” (Tirmizî, Fezâilu’l-cihâd 8; Zühd 9)
Bir hayvan sağıldığı zaman o süt bir daha o hayvanın memesine geri dönmeyecektir, değil mi? Rasûlullah aleyhisselatu vesselam Allah korkusuyla ağlayanın cehenneme girmesini olması mümkün olmayan bir şeye bağlıyor. Hiçbir şekilde o süt memeye geri dönmeyeceği gibi Allah korkusuyla ağlayan bir kişi de cehenneme girmeyecektir, buyuruyor. Allah Azze ve Celle hepimizi cehennem azabından muhafaza eylesin. holdbarhet nespresso kapsler

Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anh:
“Allah korkusundan ağlamak, Allah korkusuyla bir damla gözyaşı akıtmak, binlerce altın sadaka vermekten daha kıymetlidir.” Buyuruyor.
Sadaka verirsin, belki bol bol sadaka verirsin ama günahlara dalmaya devam edersen o iyiliğin seni kurtarmayabilir. Ama Allah korkusuyla ağlayan bir insanı, o korkusu ve ihlasla, samimiyetle ağlaması günahlardan uzak tutmaya başlayacaktır.
Günahlardan uzak olan bir kişi zaten Allah’ın izniyle kendini kurtarmaya çok yakındır. Çünkü günahlardan uzak olan bir insan yavaş yavaş eğer yapmıyorsa ibadetlerini de yapmaya başlayacaktır. Ve bunu yapan insan Allah’ın izniyle kurtuluşa erecektir. Allah-u Zülcelâl hepimizi kurtuluşa erenlerden eylesin.
Allah Azze ve Celleden bu dünyada çok korkan ve özellikle korkarak ağlayanlar cehennem kapısına uğramayacaktır. Onlar gülerek cennete doğru yol alacaklardır. Uzun bir hadis-i Şerif’in bir kısmında, şöyle buyuruluyor:
Bu ümmetin günahkarlarından bir kısmı cehennem kapısına götürülür. Neuzubillah, cehennemi hak etmişler o yüzden cehenneme götürülmüşler. Cehennemin bekçisi olan Malik’ten izin isterler, derler ki: “Bize biraz mühlet ver, biraz izin ver, bu kapıda halimize ağlayalım.”
Malik de onlara izin verir. Onlar ağlarlar, ağlarlar, gözyaşları kuruyuncaya kadar ağlarlar. Ta ki gözlerinden kan akmaya başlar. Malik der ki:
“Keşke bu ağlamayı dünyada yapsaydınız, ne iyi olurdu. Siz bu ağlamayı dünyaya yapsaydınız kesinlikle ama kesinlikle ateş size dokunmazdı.”
Allah korkusuyla, günahlarından nedametle, pişmanlıkla bu dünyada ağlayan öbür dünyada ağlamayacak, gülerek cennete gidecektir. Allah Azze ve Celle hepimizi gülerek cennetine girenlerden eylesin.
Korkmak lazım ama aynı zamanda ümitli olmak lazım. Ümit ile korku arasında insan mekik dokumalıdır. O dengeyi korumak gerekir.
Tamamen korkan bir insan ümitsizliğe düşebilir, Allah korusun. Oysa ki mümin Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümitsiz olmamalı. Her zaman Allah Azze ve Celle’nin rahmetini ümit etmeli çünkü Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
“Ben kulumun zannının yanındayım.”
Beni nasıl zannederse, Beni nasıl karşılayacağını ümit ederse Ben ona öyleyim, buyuruyor. O’nun -Azze ve Celle- için korkarken aynı zamanda onun rahmetini de ümit edeceğiz. Allah Azze ve Celle hepimizi kendi rahmetine nail eylesin, bizi rahmetinden mahrum bırakmasın.
Diğer hadis-i şerifte Resulullah aleyhisselatu vesselam kıyametin yakınlığını ifade ediyor. Yani her ne kadar burada güzel bir şekilde yaşadığımızı zannediyorsak da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem önümüzde çetin günler olduğunu bize haber veriyor.
Biz ölüme doğru yol alıyoruz. Her gün bizim ömür takvimimizden bir yaprak eksiliyor. Bu kısa ömürden her gün bir yaprak eksilirken biz o esnada dünyevi işlerle meşgul olurken çok kazanmışsak belki zevk-u sefa içine dalıyoruz. Oysa ki onlar bizi aldatmamalı. Ömrümüzden bir gün daha eksildi, bir gün daha ölüme yaklaştık, bunun farkında olmalıyız. Bir gün daha kendi kıyametimize yaklaştık.
Enes bin Malik radıyallahu anhdan rivayet ediliyor: Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Ben ve kıyamet günü, şu iki parmak gibi yaratıldık, (işaret parmağıyla orta parmağını birbirine bitiştirerek, O kadar birbirimize yakınız, diye işaret ediyor.)” (Müslim, Fiten; 135)
Biz son ümmetiz, bizden sonra başka ümmet yok. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem son Peygamber, başka bir peygamber gelmeyecek. Gelmedi de zaten. Ne kadar geldi diye iddia eden varsa hepsi yalancı, hepsi fitneydi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hadis-i şerifiyle ümmetini uyarıyor. Kıyametin ne kadar yakın olduğunu ifade ederken parmaklarını birbirine bitiştiriyor. “Neredeyse gelecek,” diyor, adeta.
Herkesin kıyameti kendi ecelidir, herkesin ömrü kadardır. İnsanoğlu öldüğü zaman aslında kendi kıyameti kopmuş oluyor. Umumi olan, büyük kıyamet kopmamış olsa bile herkes kendi ölümüyle kendi kıyametini yaşamaya başlıyor, aslında. Çünkü onun sorgusu suali başlıyor ve kabir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin buyurduğu gibi, “Ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır,” neuzübillah.
Allah Azze ve Celle ayeti kerimede buyuruyor:
“İnsanlar sana kıyametten sorarlarsa de ki onun ilmi ancak Allah’ın katındadır. Ne bilirsin belki de o kıyamet yakın bir zamanda olacaktır.” (Ahzab, 63)
Kıyamet belki de yakın bir zamanda olacaktır. İnsan ne zaman olacağını bilmeden bir anda kıyamet kopuverir.
Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kıyametin ne zaman kopacağını bilmediğini söylemiştir. Ayet-i kerime de bunu teyit ediyor. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:
“Senden kıyametin ne vakit kopacağını sorarlar. De ki: Onu ancak Rabbim bilir. Vakti geldi mi onu ancak o izhar eder; göklere de ağır basmıştır, yeryüzüne de ve size ancak ansızın gelip çatar. Biliyormuşsun da gizliyorsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onu ancak Allah bilir, fakat insanların çoğu anlamaz bunu.” (Araf, 187)
“Onun ilmi ancak Allah’ın yanındadır.” Ancak Allah Azze ve Celle onun alametlerini Resulüne bildirmiş. Resulü aleyhisselatu vesselam da bize bildirmiştir.
Kıyametin küçük alametleri vardır, büyük alametleri vardır. Büyük alametlerinden bir tanesi de bir kapı görevini görüyor: “güneşin batıdan doğması.”
Güneş batıdan doğarsa artık tevbeler kabul olmaz, iman edenlerin imanı kabul olmaz. Artık kapı kapanmış olur.
Şu anda kâinatı döndüren Allah Azze ve Celle bu yeryüzünü, bu gezegenleri hareket ettiren, hepsini kendi yörüngesinde döndüren Allah Azze ve Celle onları değiştirmeye de muktedirdir. Onun her şeye gücü yeter.
Her şey onun mülküdür. Güneşi nasıl ki şu anda doğudan doğduruyor batıdan batırıyor yarın batıdan doğdurur doğudan batırabilir. O’nun her şey gücü yeter. Fakat Allah Azze ve Celle her şeyi bir sebebe bağlamış.
Allah Azze ve Celle bize bir şeyler anlattığında çoğu zaman bunun manevi tarafını bize anlatır. Zahiri tarafını, fiziki tarafını sadece işaretle bize bildirir ki biz araştıralım. Allah’ın kudretini o şekilde daha iyi müşahede edelim diye, akıl edelim diye, defalarca Allah Azze ve Celle:

REKLAM ALANI

“Akletmez misiniz?”
“Düşünmez misiniz?” buyuruyor. Her zaman insanları tefekküre ve düşünmeye davet ediyor, sevk ediyor.
Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellemin hadisi şerifinde,
“Azîz ve celîl olan Allah, gündüz günah işleyenin tevbesini kabul etmek için gece rahmet kapısını açık tutar; gece günah işleyenin tevbesini kabul etmek için gündüz rahmet kapısını açık tutar. Bu hâl, Güneş batıdan doğuncaya kadar böylece devam eder.” (Müslim, Tevbe, 31)
Yine hadis-i şerifte:
“Güneş batıdan doğuncaya kadar kıyamet kopmaz,” buyuruluyor. “Güneş batıdan doğduğu zaman insanlar onu görür ve hepsi toptan iman ederler. İşte o vakit şu ayeti kerimede bildirilen vakitlerdir:
“Rabbi’nin bazı alametleri geldiği gün önceden inanmamış veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık bir hayır sağlamaz…” (Enam; 158) (Buhârî, Rikak, 40)
Bir insan iman etmemişse veya imanı ona fayda sağlamamışsa, iman etmiş gibi zannediyor ama yaptığı ameli onu imansızlığa götürürse, neuzubillah, bu kimsenin tevbesi de güneş batıdan doğduğu zaman kabul olmaz. Resulü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem; “İşte o vakit bu vakittir,” buyuruyor yani Güneşin batıdan doğduğu vakittir.
Ebu Zer radıyallahu anh anlatıyor:
Güneş battığı sırada ben mescide girmiştim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana:
– Ey Ebu Zer güneş batınca nereye gidiyor biliyor musun? Buyurdular. Ben:
– Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedim. Şöyle buyurdu:
– Secde yapmak için müsaade almaya gidiyor ve kendisine müsaade ediliyor. Sanki bir gün ona ‘Geldiğin yerden doğ, (veya başka bir rivayette, battığın yerden Doğ!)’ denilecek, o da battığı yerden doğacaktır.” Rasûlullah aleyhisselatu vesselam daha sonra:
“Güneş, kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider.” (Yasin, 38) ayetini okudu.” (Tirmizi, Fiten, 22)
Güneş her batışında izin ister ve bir kere izin verilir. O izin verildiği zaman kapılar kapanır. Allah Azze ve Celle hepimize imanla huzuruna varmayı nasip eylesin.
Demek ki her şeyin bir vakti var ve her şeyin zamanında yapılması gerekir. Nasıl ki her namazın bir vakti varsa onu vaktinde kılmamız gerekiyorsa işte tevbe de hayattayken yapılmalı. Güneş batıdan doğmadan önce iman etmeli ve tevbe etmeli.
Namazın yine kazası edilebilir, orucun kazası vardır ama her şeyin kazası yoktur. Cuma namazının kazası yoktur, ömrün kazası yoktur. Bir kere ele geçen bu ömrün kazası yoktur, dünya hayatının kazası yoktur. Öbür dünyada insanlar diyecek:
“Ya Rabbi bizi öbür dünyaya tekrar gönder biz ameli salih işleyelim.” Ama Allah Azze ve Celle hiç kimseyi göndermeyecek. Neuzubillah.
Evet madem ki bu ömrün kazası yoktur o zaman Allah-u Zülcelâl’in istediği şekilde bu hayatı kılmak lazım. Yani Allah Azze ve Celle nasıl istiyorsa bu hayatı O’nun emir ve nehiyleri doğrultusunda yaşamak, o şekilde eda etmek lazım. O’nun istediği şekilde olmalı ki öbür dünyada da bu hayat bizi cennete götürsün.
Az önce dedik ya: “Allah Azze ve Celle her şeyi bir sebebe bağlamış.” Yağmur yağar ama önce bakarsınız bulutlar gelmiş, yoğunlaşmış ve ondan sonra yağmur yağmış. Allah Azze ve Celle isteseydi her zaman yağmurları direk bulutsuz yağdırabilirdi ama bir sebebe bağlamış. Bunun gibi gün aydınlanıyor güneş vesilesi ile aydınlanıyor.
Gece ortalık kararıyor, aydan gece aydınlanıyor, ve ay da güneşten aldığı ışık sayesinde aydınlatıyor. Hepsini bir sebebe bağlamış. Hatta kafirler: “Eğer doğru söylüyorsanız o bahsettiğiniz azap bize gelsin,” dedikleri zaman Allah azze ve buyuruyor ki: “Biz onların azabını belirli bir vakte ayarladık.” (Bkz. Hud, 8) Ayarlamasaydı hemen azabını yağdırırdı. Demek ki Allah Azze ve Celle O’nu da bir sebebe bağlamış, başka sebepler zincirinin tamamlanmasını istiyor.
O sebepler zinciri hepsi birbirine takip edecek ta ki azap gelene kadar. Hani bir musibet geldiği zaman, “Şundan dolayı oldu,” diyorsun, görünüşte sebep odur. O sebebi de yaratan Allah’tır. İşte Güneş batıdan nasıl doğar? Yine Allah Azze ve Celle’nin kudretini müşahede edelim.
Koskoca bu kâinat boşuna yaratılmadı, insanoğlu boşuna yaratılmadı. Allah Zülcelâl buyuruyor;
“Gökleri, yeri ve bu ikisi arasında var olan hiçbir şeyi, bir oyun olarak yaratmadık.” (Enbiya, 16)
“Oyun, eğlence olsun diye yaratmadık,” yani hak üzere yarattık buyuruyor. Onun için bu hayatın bir bedeli de olacak. Allah Azze ve Celle hak üzere yarattı ve bunun bir karşılığı var. İnsanoğlu bugün emaneti yüklendi, bunun neticesi ahirette karşısına çıkacak, karşılığını görecek.
Allah Azze ve Celle bizim dünya semamızı Allah Azze ve Celle koruyucu olarak yarattığını bildiriyor.
Ayet-i kerime de buyuruyor:
“Göğü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlarsa ondaki ayetlerden yüz çevirmektedirler.” (Enbiya; 32)
Hiçbir bilim, teknoloji yokken Allah Azze ve Celle bunu bir mucize olarak bildirmiştir. Nasıl koruyor? Bizim atmosfer tabakamız var, ozon tabakası var, manyetik alan var. Manyetik alan, gerek güneşten gelen gerek fezadan gelebilecek olan radyasyonlardan koruyor.
Allah Azze ve Cellenin kudretini nasıl müşahede ediyoruz değil mi? Güneşteki patlamalardan dolayı sürekli güneş fırtınaları oluyor. Dünyanın manyetik alanı zararlı radyasyonlardan dünyadaki hayatı koruyor. Eğer dünyaya gelirse zaten insanoğlu kalmaz, hiçbir hayat kalmaz, bütün canlılar ölür. Aynı zamanda galaksilerde birbirlerine çarpan yıldızlardan gelecek meteorlardan da dünyamızı koruyor. Allah Azze ve Celle bu şekilde bizim göğümüzü, damımızı bu şekilde koruma altına almış. Bu muazzam azamet karşısında insanoğlu hiçbir hata yapmamalı.
İşte bu manyetik alan aynı zamanda pusulaların çalışmasına da sebeptir. Pusulalar bu manyetik alan sebebiyle kuzeyi gösteriyor. Şimdi bu manyetik alan yok olursa, bozulursa Kuzey Güneye, Güney kuzeye dönüşür. Dolayısıyla döndürdüğü zaman bazı bilim adamları diyorlar ki, “Bu da değişirse Güneş batıdan doğar.”
Bu da bize neyi hatırlatıyor? “Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz,” hadisini hatırlatıyor. Her ne kadar bilimsel olarak ihtilaflı gibi görünse de sebep bu olabilir veya başka bir şey olabilir. Allah her şeyi bir sebebi bağlamış. Eğer oysa da yine Allah Azze ve Cellenin yaratmış olduğu bir sebeptir.
Sadece fiziki bir olay olarak bakmamak lazım. İnsanlar hep fiziki bir sebebe yönlendirirler. “Bunun sebebi buydu,” derler yani “manevi bir yönü yok,” derler. Oysa her şeyin bir manevi yönü vardır. Göz sadece zahiri görür.
Allah Azze ve Celle ahirete hazırlıklı olanlardan eylesin. Bizi sırat-ı müstakimden ayırmasın, imanla huzuruna alsın. Her zaman sırat-ı müstakimden gitmeyi nasip etsin. Her zaman bu yolun üzerinde yürümeyi nasip etsin. Bu dünyada da ahirette de mesut bahtiyar kılsın. Sizlere ve hastalarınıza şifalar ihsan eylesin, işlerinizi rast getirsin, rızkınıza ticaretinize bereket koysun. Hepinizi muvaffak kılsın. Bizi nefsimize teslim etmesin. Her zaman razı olacağı şekilde amel-i salihler nasip etsin. Amin

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ