Nasıl Bir Ölüm?

  • 20 Aralık 2022
  • 455 kez görüntülendi.
Nasıl Bir Ölüm?
REKLAM ALANI

HASBIHAL
Şerafettin Karaduman

Ölüm haktır deriz. Peki ne kadar hazırlıklıyız?
Ölüm Allah Resulüne yakıştırılmış iken ben nasıl eşime, dostuma, evladıma yakıştırmam?
Ayet-i kerimede:
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut; 57) buyuruluyor. Ölüm bizi her an yakalayabilir iken… Ölmeden önce ölmek. Yani! Hazır olanlardan olmak…
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurmaktadır:
“Lezzetleri bıçak gibi kesen ölümü çok hatırlayın!” (Tirmizî, Zühd 4)
Yine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah’a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah’a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız; yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz; yollara, çöllere dökülür, (belanızı defetmesi için) Allah’a yalvar yakar olurdunuz.”
Ebu Zerr radıyallâhu anh ilâve etti:
“Keşke sökülen bir ağaç olsaydım.” (Tirmizî, Zühd 9)
Ölüm son değildir. Yolculuk, cennet ya da cehenneme kadar devam etmekte. Yolculuğumuzun bir durağıdır ölüm.
Peygamberimizin Gösterdiği Yol
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem hayatındaki yaşayışı bizi cennete çağırır iken bu davete icabet etmek gerekmez mi?
1-) İhtiyarlamadan önce gençliğin.
2-) Hastalanmadan önce sağlığın.
3-) Meşguliyetten önce boş zamanın.
4-) Fakir düşmeden önce zenginliğin.
5-) Ölmeden önce hayatın kıymetini bilmelidirler.
Doğumla başlayıp mezara kadar devam eden bir hayat yolculuğu…
Ayette; “Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini bilemez.” (Lokman; 34) buyuruluyor.
Esasen, kişinin ölümü kendi kıyametidir. Öyleyse akıllı insan yolculuk eşyalarını alsın. Kime kalmış mal, mülk bu dünyada kime? Gelin ömrümüzü boşa geçirmeyelim.
Çevirelim yüzümüzü Mevla’ya. Şu dünya hayatında safımızı belirleyelim ki yolculuğumuz hayırlı geçsin.
“Her kul öldüğü hal üzere diriltilir” (Müslim, Cennet 83)
Dünyada ilk katil, ilk ateşe tapan, ilk babaya ve ilk Peygambere isyan eden Kabil olmuştur. Kabil’in çocukları da yerleştikleri Aden bölgesinde çalgı çalıp, oyun oynayıp içki içtiler. Ateşe taptılar, zina yaptılar. Nuh aleyhisselam’ın tufanı gelince Kabil’in çocukları da helak oldular.
Fahr-i Kâinat Efendimiz aleyhisselatu vesselam şöyle buyurmuştur:
Haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki, onun kanından Âdem’in birinci oğluna bir pay ayrılmasın. Zira cinayeti âdet edenlerin ilki odur.” (Buhârî, Cenaiz 33, Enbiyâ 1, Diyât, 2, İtiṣâm, 15; Müslim, Ḳasâme, 27)
İyi ameller için de böyledir:
“Kim İslam’da iyi bir çığır açarsa, açtığı çığırın ecri ve kendisinden sonra onunla (o çığırla) amel edenlerin kazandıkları ücretlerin bir misli, -onların sevaplarından hiçbir şey eksilmeden- ona ait olur. Kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa, açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahların bir misli, -onların günahlarından bir şey eksilmeden- ona ait olur.” (Müslim, Zekat 69)
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifade edilen ilim, arkasından dua eden hayırlı evlât.” (Müslim, Vasiyyet 14)
Ölüm, sadece hayatın ve sorumlulukların değil, aynı zamanda bütün amellerin de sonudur. Ölümle birlikte insanın amel defteri kapanır ve artık oraya sevap yazılamaz. Hadis de bu genel hükmün üç istisnası olduğu bildirilmektedir:
Sadaka-i câriye (devam eden iyilik).
Faydalanılan bir ilim veya ilmî bir eser.
Dua eden hayırlı bir evlât.
Bu üç amelden herhangi birini veya hepsini gerçekleştirmiş olan kimsenin amel defterine onlardan yararlanıldığı sürece sevap yazılır.
Bu demektir ki, birçok şeyin sonu gibi gözüken ölüm, bu üç noktada son değildir. O halde öldükten sonra da yaşamak isteyenler, bu üç yoldan birini elde etmeye çalışmalıdır.
Bilindiği gibi sadaka-i câriye, herkesin faydalanacağı süreklilik arzeden hayırlar için kullanılan genel bir tâbirdir. Buna “kurumlaşmış hayırlar” da demek mümkündür.
Mâbedler, mektepler, çeşmeler, köprüler, hanlar ve vakıflar gibi hizmet kurumları, kendileri devam ettiği sürece “sürekli hayır” anlamında birer “sadaka-i câriye”dir. Dolayısıyla bunları yapanların, yapımına vesile olanların, yardım edenlerin amel defterine devamlı sevap yazılır.
Faydalanılan ilim, insanın sağlığında öğrenip neşrettiği ilimdir. Bu, kitap yazıp yayımlama veya modern imkânlarla filme çekip veya disketlere alıp istifadeye sunma, ilmî araştırma merkezleri kurma şeklinde olabileceği gibi, ilmi başkalarına öğretmek suretiyle insan yetiştirme tarzında da gerçekleştirilebilir.
Dua eden sâlih evlât ifadesi Mü’min evlât olarak değerlendirilmiştir. Kendisini dünyaya getirip yetiştiren anne ve babasına dua eden, onları hayırla anan ve anılmalarına vesile olan, olumlu işler yapan çocuğun yaptıklarından onu yetiştirenler istifade ederler.
Aslında ölen kimselerin arkasından dua eden her Müslüman’ın duası ölüye ulaşmaktadır. Burada özellikle dua eden evlâttan söz edilmesi, bir yandan çocukları anne ve babaları için dua etmeye teşvik ederken diğer yandan anne ve babaları da Mü’min çocuklar yetiştirmeye ve böylece ölümden sonra da sevap kazanmaya özendirmektedir. Zaten hadis de “dua eden evlât” ifadesi dolayısıyla bu başlık altında zikredilmiştir. Şu hususa da işaret edelim ki, hadis de, sürekli sevap kazanma yollarından üçünü “bir” saymamış, onları ayrı ayrı değerlendirmiştir.
Bu üç hayır ve sevap vesilesine birden sahip olmak elbette çok daha büyük bir mazhariyet ve mutluluktur.
Öldükten sonra durakları nasıl geçeceğimizi can bedendeyken sorgulayalım. Bu çok çetin ve sonsuz olan duraklar için ne kadar hazırlık yapabildik veya yapıyoruz.
Kabir Sorgusu
Rasûlullah aleyhisselatu vesselam’ın sahih hadislerinde bildirildiği üzere kabir fitnesi ve iki meleğin sorgusu haktır. Mü’min olan kişi bu sorulara cevap verebilecek, kafir ise veremeyecektir.
İbn Mes‘ûd radıyallahu anh şöyle demektedir:
“Size bir hadis aktardığımız zaman Allah-u Teâlâ’nın kitabından bunu tasdik eden bir âyeti de sizlere getiririz. Muhakkak mümin öldüğü zaman kabrinde oturtulur ve ona,
“Rabbin kimdir, dinin nedir ve peygamberin kimdir?” denilir. O,
“Rabbim Allah’tır, dinim İslâm’dır, peygamberim Muhammed’dir.’ Der. Ardından kabri genişletilir.”
Sonra İbn-i Mesud radıyallahu anh buna delil olarak:
“Allah -Azze ve celle- iman edenleri sâbit olan söz ile sebat verir.” (İbrahim; 27) Âyetini okudu ve devam etti:
“Kuşkusuz kâfir de kabre girdirildiği zaman orada oturtulur ve ona da,
“Rabbin kimdir, dinin nedir ve peygamberin kimdir?’ denilir. O,
‘Bilmiyorum!’ der. Bunun üzerine kabri daraltılır ve orada azaba uğratılır.
İbn-i Mesud radıyallahu anh buna da delil olarak:
“Her kim benim zikrimden yüz çevirirse muhakkak onun için dar/sıkıntılı bir yaşam vardır.” (Ta-ha; 124) Âyetini okudu. (Taberânî, el-Mu‘cemu’l-kebîr, 9)
Kabir fitnesi ve iki meleğin sorgusu hakkında bunun gibi daha birçok sahih hadis vardır.
Kabir Azabı ve Mutluluğu:
Kabir azabı ve mutluluğuna Kur’an’da ve sahih sünnette bildirildiği şekliyle inanmak gerekir. Allah-u Zülcelâl şöyle buyuruyor:
“Allah o adamı kurtarmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azab Firavun’un adamlarını sardı. Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün: “Firavun’un adamlarını azabın en ağırına sokun” denir.” (Mü’min; 45-46)
Allah-u Zülcelâl Firavun’un taraftarlarını iki türlü azabla korkutuyor. Onlar sabah akşam cehenneme arzediliyor. Bundan sonra kıyamet günü geldiğinde de daha şiddetli bir azaba sokulacakları bildiriliyor. Bu ayette her iki türlü azaba da işaret ediliyor. İkinci azab kıyametten sonra olduğuna göre birinci azab kıyametten öncedir. Yani kabir azabıdır.
Allah-u Zülcelâl şöyle buyuruyor:
“Allah’a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyedilmemişken: “Bana vahyolundu” “Allah’ın indirdiği gibi ben de indireceğim” diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış: “Canlarınızı verin. Bugün Allah’a karşı haksız yere söylediklerinizden, O’nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı bir azabla cezalandırılacaksınız” derken bir görsen.” (En’am; 93)
Bu ayet ölümden sonra azab olduğuna işaret etmektedir. İbni Abbas radıyallahu anh bu ayet hakkında şöyle diyor:
“Bu azab ölümden sonradır. Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak onlara azab ederler.”
Kabir azabı hakkında mütevatir derecesine gelmiş hadisler vardır.
Bir hadiste Hz. Osman radıyallahu anh şöyle anlatmaktadır: “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ölünün defnini bitirdiğinde başucunda durur ve:
“Kardeşiniz için istiğfâr edin ve onun için tesbît isteyin! Zira kuşkusuz o şu an sorgulanıyor.” buyururdu.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 67)
Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anh’den rivâyete göre Rasûlullah aleyhisselatu vesselam şöyle buyurdu:
“Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.” (Buhârî, Cenaiz; 89)
Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem iki mezarın yanından geçerken:
“Bunlara azab ediliyor. Azab edilmesinin sebebi ise işledikleri büyük günahlar değildir. Bunlardan birisi, idrardan sakınmazdı, diğeri de koğuculuk yapardı” buyurdu.
Sonra yaş bir hurma dalı alıp ikiye ayırdı, bir parçasını kabirlerinin birinin üzerine, diğerini de öbürünün üzerine dikti. Sahabe: “Ey Allah’ın Resulü! Neden böyle yaptın?” diye sorunca, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bu dallar kurumadıkça onlardan azabın hafifletileceğini umarım” dedi. (Buhârî, Vudu, 55; İbn Mâce, Tahâret, 26)
Kabir azabı, mutluluğu ve ruhun cesede nasıl döneceği konularına yalnız Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’den gelen sahih hadislerde bildirildiği şekilde inanmak gerekir. Bu meseleler gaybi gerçekler olduğundan kişilerin kafalarına göre eklemeler yapmaları doğru değildir. Bunların gerçek mahiyetini ise ancak Allah-u Teâlâ bilir.
Kabir alemi, Berzah alemi demektir. Kişi kabir azabını hak ettiği halde ölürse ister gömülsün ister yırtıcı hayvanlar tarafından yensin ister yakılsın ister boğulsun, muhakkak bu azab kendisine verilecek ve kişi bu azabı ruh ve bedeniyle tadacaktır.
Kabir azabı hakkında Rasûlullah aleyhisselatu vesselam’ın bildirdikleri dışında yorum yapmamak müslümana yakışan yegâne tavırdır.
Rabbim cümlemize kul olma şuuru nasip etsin. Selam ve dua ile.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ