Müminler Birbirlerini Sevmek Zorundadır…

  • 04 Ekim 2018
  • 2.048 kez görüntülendi.
Müminler Birbirlerini Sevmek Zorundadır…
REKLAM ALANI

HADİS-İ ŞERİF
Ebu Hureyre radıyallahu anh, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter”(Müslim, birr 32; Ebu Davud, edeb 35;Tirmizî, birr 18; İbn Mace, zühd 23; Ahmed b. Hanbel, III, 491.)

Müslüman kardeşini
küçümseyenler uyarılıyor
Aynı imanı paylaşanlar arasında tabiî olarak varlığına ihtiyaç duyulan insanî ilişkilerin başlangıç noktası, hiç şüphesiz, kişinin kendisini öteki insanlardan farklı ve üstün; ötekileri de kendisinden aşağı ve önemsiz görmemesidir. Beşerî ilişkileri iman ile aynılaştıran, aynı imanı taşıyanları eşit haklara sahip kılan ve “Müminler kardeştir” (Hucurat; 10) temel ilkesini ilan eden İslam, bu tespit ve ilanı ile inananları arasında tam bir ahlakî ve hukukî yaklaşım ve denklik sağlamıştır.

Konu aldığımız hadis, Müslim’deki rivayetinde açıkça görüleceği gibi, aynı imanı paylaşan insanlar arasındaki önemli ve sıcak ilişkileri tek tek sayan bir hadisin son kısmıdır. Daha doğrusu, orada sayılan kardeşçe ilişkileri Müslümana çok görecek, onu imanından dolayı küçümseyecek olan asıl küçükleri uyaran kısmıdır.

REKLAM ALANI

Aslında, hamuru topraktan yoğrulmuş insanoğlunun, kendisiyle aynı durumdaki bir başka insanı hor ve hakir görmesi, küçümsemesi, kendi küçüklüğü ve yanılgısıdır. Ne var ki bu beşerî zaaf ve yanılgı maalesef hemen her devir ve toplumda çeşitli gerekçelere dayalı olarak ama mutlaka varola gelmiştir.

Bu ahlakî bir zaaf olduğu kadar, güçlü sosyal yapıların oluşmasına mani olan sosyal bir çözülüştür de..

Biz konunun bu noktadan tahlilini uzmanlarına bırakarak onu iki yönden ele alacağız:
1. Müslüman olmayanların Müslüman’ı hor görmesi,
2. Müslüman’ın Müslüman’ı hor görmesi.

“Hor gördüklerinize Allah
hayır vermeyecektir diyemem!”
Küfrün imana, kafirin Müslüman’a hoş bakmayacağı, onu elinden geldiğince horlayacağı açıktır. Tarih buna şahittir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, ibret alınması ve inananları teselli için bu gerçeğin misallerini vermektedir.

Hemen bütün peygamberlere ilk inananlar, toplumların üst düzey yöneticilerince horlanmışlar, hatta bu zümre tarafından inançsızlıklarına sebep olarak gösterilmişlerdir. Müşterek vasıfları azgınlık ve sapıklık olan ve Kur’ani ifadeyle kendilerine mele’ denen bu yöneticiler, küçük gördükleri inananlarla aynı imanı paylaşamayacaklarını, onların kovulması halinde belki inanabileceklerini söylemişlerdir.

İlk örnek Hz. Nuh ve kavmidir. Nuh aleyhisselam milletini Allah’a inanmaya ve kulluğa çağırdığı zaman, kavminin ileri gelenleri, “Bizim ayak takımının sana uyduklarını görüyoruz. Sizin bize üstün bir tarafınız da yok…” diyerek inananları açıkça küçümsemişlerdi. Hz. Nuh, bu seviyesiz horlamaları, bütün zamanlara örnek olacak tarzda şöyle cevapladı: “Hor gördüğünüz mü’minlere Allah hayr vermeyecektir diyemem. Kalplerindekini Allah bilir. Böyle bir şey söyleyecek olursam, o zaman zalimlerden olurum.” (Hud; 31)

“İman edenleri (çevremden) kovamam… Ben onları kovacak olursam, Allah’ın intikamına karşı bana kim yardım edebilir?” (Hud; 30)

Müslümanı imanından dolayı küçük görecek, horlayacak olanlara ne güzel cevaptı Hz. Nuh’un sözü: “Hor gördüklerinize Allah hayır vermeyecektir diyemem!”

Ehl-i imanı küçümseyenler
hep kaybetmişlerdir!
Hemen her peygambere ilk anda inanan orta tabakadan insanlar hep küçümsenmiş, horlanmışlar ve hatta peygamberlere, kendilerine bu tür insanların inanmış olması büyük bir nakîsa imiş gibi gösterilme yoluna bile gidilmiştir. Ama daima sonuçta, en büyük utanç ve azab, kendilerini mevki ve makamlarını bir şey sanan imansızların nasibi olmuştur. Çünkü inananları hor görmek, neticede onların inandıkları İlahî gerçekleri küçük görmeye, önemsemeye götürmüş ve böylece şeytanî bir yanılgıya düşmelerine vesile olmuştur. Böylece onlar azaba bizzat davetiye çıkarmışlardır. Başkalarını hor ve hakir görmek, kendilerinde bir varlık vehmedip kibirlenmekten kaynaklanır.

Ebedî mel’un şeytanın hatası da Allah’ın emri karşısında, “Ben ondan daha üstünüm, beni ateşten onu topraktan yarattın” (A’raf; 12) diye kibirlenmek olmamış mıydı?

İmansızların inananları hor görmelerinin şekilleri Kur’an-ı Kerim’de bütün teferruatıyla gözler önüne serilmiş bulunmaktadır. Alay, istihza, dalga geçme, jest ve mimiklerle tahkir etme, sözle sataşma, ahmak ve aptallıkla, anlayışsızlıkla, katılıkla, yobazlıkla, çağdışılıkla (yanlış okumadınız) evet, namuslulukla kötü lakaplarla, bozgunculukla, atalarının yolunu terketmekle, görünmeyene inanmakla, hayaller peşinde koşmakla ve daha neler nelerle suçlamış, kötülemişlerdir.

Bütün bu ve benzeri uygulamalar içinde değişmeyen temel tavır, Merhum Mehmed Akif’in isabetle belirttiği gibi daima aynı kalmıştır: “Nazarlardan taşan mana, ibadullahı istihkâr!”

Dünün ilkel inançsızlarıyla günün çağdaşlık yobazları arasında, “ibadullahı istihkar (Allah’ın kullarını hor görme)” konusunda tam bir benzerlik bulunduğu da bir başka değişmeyen gerçektir. İnananları, kendilerine göre en çirkin şekilde karikatürize etmekten şeytanî bir zevk alanlar kendi iç dünyalarını, kafa ve gönül çöplüklerini resmettiklerini bir anlayabilseler… Tabiî bu da bir idrak seviyesi ister…

Bir Müslüman başka bir
Müslümanı hor görebilir mi?
Din ve iman bağı dışındakilerin mü’minleri küçümsemelerini yine bir ölçüde anlamak mümkündür. Fakat asıl üzerinde durulması gerekli olan bir müslümanın bir başka müslümanı, yani aynı imanı paylaştığı insanı veya grupları hor görmesi, küçümsemesi ve ondan kopmasıdır. Zaten hadisimizde “kafî kötülük” olarak belirlenen husus da ağırlıklı şekilde budur.

Her insanın kendi kültür değerlerine sahip insanlar arasında rahat etmesi, kendisini güvenli hissetmesi pek tabiidir. Müslümanın da kendi değer ölçülerine bağlı, “Öz nefsi için istediklerini mü’min kardeşleri içinde isteyen” olması halinde Müslümanlar arasında en büyük mutluluğa ereceği muhakkaktır. Hatta böyle bir huzur ve mutluluk her müslümanın en tabii hakkıdır. Çünkü bu, aynı zamanda Müslümanların iman olgunluğunun ölçüsü ve göstergesidir. Zira Aleyhisselatü vesselam Efendimiz bir hadislerinde, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek mü’min olamazsınız…” buyurmuştur.

Toplum fertleri arasında imana dayalı bir sevgi ortamı ve eşitlik duygusunun doğması için, çok pratik bir de yol göstermiştir: “Aranızda selamı yayınız!” Bu son tavsiyenin önemini, birbirlerine “Allah’ın selamını bile çok gören” ve fakat aynı toplum içinde yaşayan Müslümanların ya da Müslüman grupların bulunduğunu kahrolarak hatırladıkça ve gördükçe daha iyi anlıyoruz.

“Beni anla da istersen öldür”
Bir başka ifade ile namaz sonrasında her biri bir tarafa dağılıp giden camiler dolusu cemaatler gibi aynı saftakilerin ayrılığını düşündükçe ve dinî davranışları ve yaşayışları sebebiyle Müslümanlara yönetilen ithamların, ayırım yapmaksızın bütün bu Müslümanları hedef aldığına şahit oldukça selamlaşmanın ne demek olduğunu ve fonksiyonunu idrak ediyoruz. Hedefte bulunanların zoraki birliğini bile aralarında tesis edemeyen, ortak savunma hissinden yoksun böylesi bir inananlar topluluğu için, “Aranızda selamı yayınız” tavsiyesi, bir araya gelmenin başlangıç noktasını göstermesi bakımından ne kadar önemli ve yol göstericidir.

Selamlaşmak, müslümanlar aleyhinde dilini konuşmaktan, kalbini kötü düşünmekten ve kıskançlık duygusundan alıkoymayı da beraberinde getirecektir. Her halükârda görüşüp konuşmayı, büyük bir ihtimalle de sonuçta anlaşmayı ve bütünleşmeyi sağlayacaktır. “Beni anla da istersen öldür” diyen Arap atasözü, Müslüman kesimdeki çözülüşün, birbirilerini anlayacak kadar yekdiğerine tahammül edememekten ileri geldiğini belgeler gibidir.

İlk ve olgun müslümanları tavsif eden ayet, “Kafirlere karşı şiddetli ve zorlu, aralarında şefkatli, merhametli, yumuşak ve anlayışlıdırlar.” (Fetih; 29) tesbitini yapmaktadır.

Kafirlere karşı zorlu olabilmek için, öncelikle kendi içinde uyum ve anlayışlı olmak gerekir. Bu uyum ve anlayış yoksa, dışa karşı çetin ve zorlu olmak değil, pısırık-sessiz ve boynu eğik davranmaktan başka yapılacak bir şey kalmaz.

Aslında münafıkların durumunu anlatan, “Sen onları birlik sanırsın, oysa onların kalpleri daima dağınıktır” (Haşr; 14) ayetinin anlam sınırları içinde gözüken günümüz müslümanları bizler, bu durumun sebepleri ve giderilme çarelerini vakit kaybetmeden araştırmak zorundayız. Aksi halde ileride böylesi bir fırsatı hiç bulamayabiliriz.

Hadisimizin tespit ve çağrısı
Birlik ve beraberliğin en güçlü ve tabiî esas ve çağrılarına sahip Müslümanların, ortak hücumlar karşısında bile bir araya gelememelerinin makul ve anlaşılır herhangi bir sebebi olamaz. Unutulmamalıdır ki Müslümanı hor ve hakir görmek ve Müslümanlarla bir araya gelmekten kaçınmak gerekçe ne olursa olsun aynı saftakilerin ayrılığını, güçsüzlüğünü, etkisizliğini, perişanlığını ve yokluğunu getirir. “Zararı içinizden sadece zalimlere dokunmayıp hepinizi saracak olan fitneden sakının” (Enfal; 24) ayeti herhalde böylesi bir sondan sakındırmaktadır.

Münferid ya da zümrevî ve fakat birbirinden kopuk faaliyetlerin kimseyi bir yere götürmeyeceği, belli bazı kişi ya da kurumlara bir şeyler sağlasa bile Müslümanlara bir şey kazandırmayacağı, müşterek dertlere merhem olmayacağı muhakkaktır. Birazcık insaf ve imanî uyanıklık bunu idrak için yeterlidir. “Müslümanı hor görmek kötülük olarak kâfî” olduğuna göre, onu hor görmemek de bir çok müsbet adımların atılması için yetecektir.

Hadisimizin tespit ve çağrısı herhalde budur.

Müslüman Müslümanla
iyi geçinmek zorunda
Zira İslam dünyasının, sırf birbirlerine güvenememeleri, kardeşçe yaklaşamamaları yüzünden, ellerindeki bütün imkanlara rağmen, emperyalist güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulamadıkları gözle görülen acı bir gerçektir. Halbuki Müslüman, sadece yaşayan Müslümanlarla değil; daha önce ahirete intikal etmiş müslümanlarlada iyi geçinmek, onlara da faydalı olmak mükellefiyetindedir. Olgun mü’minleri tanıtan bir ayet durumu şöyle açıklamaktadır:”Onlardan sonra gelenler; “Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde mü’minlere karşı kin bırakma… Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin, derler.” (Haşr; 10)

Müslümanları bütün dert ve davalarıyla benimsemek, üzüntü ve sevinçlerine kardeşçe ortak olmak, onları en sıcak ve samimi ilgiye layık görmek, asla ama asla onları küçümsememek her birimizin iman borcu ve sorumluluğudur. Unutmayalım ki, en kutlu görevimiz, “Kalblerimizde mü’minlere karşı kin bırakma!” duasını tekrar ederek inançla, sevgiyle kardeşçe kucaklamak ve kesin olarak “safları sıkı tutmaktır.

Bugün çok önemli bir konuda bir müslümanla tartışıyorsunuz. Tartışma büyüdü. Nefsinizin sizi zorladığını, yenip-yenilme duygusuna girdiğinizi hissediyorsunuz. Kendi nefsinizden fedakarlık etmeyi deneyiniz. Çok haklı bile olsanız, bu tartışmada karşınızdakini ikna edemeyeceğiniz, daha doğrusu yenilgiyi kabule zorlayamayacağınıza inanınız. Onun için, kesinlikle birbirinizi kırma noktasına gelmeden tartışmayı önce siz bitiriniz. Aranızda mutlaka tamir edilebilecek kadar bir bağ kalsın. Ta ki, o bağdan hareketle yeniden kardeşlik hislerine ulaşabilesiniz.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ