Kur’ân-ı Kerim’in Üstün Belağati

  • 02 Haziran 2022
  • 1.037 kez görüntülendi.
Kur’ân-ı Kerim’in Üstün Belağati
REKLAM ALANI

HİKMET PINARI

Kur’ân-ı Kerim’in Üstün Belağati

Hayrünnisa Hanım

REKLAM ALANI

 

Kur’an-ı kerim biz müminleri muhatap almış, bize bir hidayet vesilesi olarak indirilmiştir. Kur’an’ı anlamazsak kulluk görevlerimiz daima eksik kalır, kulluk görevimizde zayıf kalırız.

Sohbetlerimizin daima Kur’an üzerine olması gerekir. Kur’an’ın sadece mealini okumak bizim için yeterli olmaz çünkü O, manası çok derin bir kitaptır, CEVAMİ’ÜL KELİM’dır, yani az sözle çok şey ifade eder.

Allah tarafından Peygamberlere, kendi zamanlarında hangi husus revaçta ise, o daha üstünü mucize olarak verilmiştir. Örneğin Mûsâ aleyhisselam zamanında sihir revaçta olduğundan, ona asâ mucizesi; İsa aleyhisselam zamanında tıp revaçta olduğundan, ona da hastaları iyi etme mucizesi verilmişti. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem döneminde belâgat, fesâhat ileride olduğundan, ona da belâgat, fesâhat alanında mucize olan Kur’ân-ı kerim verilmiştir.

Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim’in derin manalarını bir tefsirden okumamız, bir alimin yapmış olduğu açıklamayla Kur’an’ı anlayıp anlatmaya çalışmamız gerekir. Kur’an anlatılmadığı, anlaşılmadığı zaman kulluk seviyemiz daima eksik kalacaktır. O yüzden önceliğimiz her zaman Kur’an olmalıdır.

Kur’an kalplere, ruha şifadır. İnsan Kur’an okuduğu zaman tefekküre dalar. Ancak manasını bilmediği zaman ise kendi kendinin rehberi olur, kendince bir şeyler anlamaya çalışır. Ancak o konuda da yeterli olmuyor. Ancak insan Kur’an’ın kelamı üzerine düşünüp, tefekkür edince O’nun insana gerçekten en büyük mürşit ve rehber olduğunu anlar.

Bu girişten sonra gelin İnşirah suresinde az sözle anlatılan derin manalardan bir kısmını anlamaya çalışalım.   

İnşirah Suresindeki Derin Manalar

İnşirah suresinde Allah-u Zülcelâl müşriklerden gelen eziyetler altında daralan gönlünü teselli etmek üzere Resul-i Ekrem’ine olan lütuflarını sayıyor. Böylece risâlet görevinin ağırlığı altında zorlanan Habibine müjdeler vererek ferahlatıyor, gönlünü huzura kavuşturuyor.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

2-3- Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?

4- Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?

Birinci ayeti kerimede; ‘’Biz senin göğsünü (şerhedip,) açmadık mı?” buyuruluyor. “Biz senden sıkıntılarını gidermedik mi, senin kalbine ferahlık vermedik mi?” manasına gelir.

“Şerh-i sadr” Allah tarafından bahşedilecek ilâhî bir nûr ve ruh ile göğsü geniş, huzurlu hale getirmektir. Bu neticesi mârifetullah ve muhabbetullah olan manevî bir genişlemedir.

Allah-u Zülcelâl kulun kalbini genişletince onun gözünde dünyalık her şey değerini yitirir. Ne dünyalık bir şey arzu eder ne de bir düşmandan korkar. Allah’ın dışında her şey, onun gözünde adeta yok hükmünde olarak bütün kalbiyle Allah’ın rızâsını kazanmaya yönelir.

Düşmanlarının eziyeti karşısında daraldığı bir zamanda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme bahşedilen bu manevi ferahlığı anlatmaktadır.

2. ve 3. ayeti kerimede, “Biz senden yükü kaldırmadık mı? O yük ki, senin belini bükmüştü.”

“Sen o kadar üzülmüştün ki senin belin o yük yüzünden bükülmüş haldeydi. Biz onların hepsini senin sırtından aldık ve senin göğsüne ferahlık verdik.”

Rasûlullah aleyhisselatu vesselam Efendimiz ümmeti yönüyle, o zamanki kafirler yönüyle gerçekten çok büyük musibetler, yani çok büyük keder ve üzüntü, içerisindeydi. Ona iman edip destek olmadıkları gibi, risalet vazifesini yapmasına da engel oluyorlardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz kendisini çok yıpratınca Allah-u Zülcelâl:

“Ey Resulüm! Canın onların üzerine hasretle tükenip bitmesin. Hidayet Allah’ın elindedir. Sen anlat, onların uyup uymaması artık Allah’a kalmış olan bir şeydir. Sen sadece anlatmakla görevlisin.” diye buyurmuştur.

4. ayet-i kerimede; “Biz senin şanını, kadrini yüceltmedik mi?” buyurulması, semalarda melekler, yeryüzünde müminler tarafından hürmet ve muhabbetle anılmasına, adı anılınca salavatlar getirilmesine işarettir.

Allah-u Zülcelâl “Benim ismim nerede zikrediliyorsa Senin ismin de o yerde zikredilir. Senin şanını kendi isminle birlikte yücelttim,” diye buyuruyor.

Alimler bu ayetin tefsirini şu şekilde yapmışlar: “Allah-u Zülcelâl’in ismi nerede zikredildiyse Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin ismi de onunla birlikte zikredilir. Kelime-i şehâdette, ezanlarda, kametlerde, Rabbimizin zikriyle Resulünün ismi de tazim ve saygıyla tekrarlanır. Kelime-i şehadette Rasûlullah aleyhisselatu vesselamın ismi zikredilmeden iman gerçekleşmez. Bu da O’nun dünya ve ahiretteki yüceliğine işarettir.

Ezanda, kamette, hutbelerde ve tahiyyatta Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin ismi Allah azze ve cellenin ismi ile beraber zikredildi. Allah diğer ümmetlerin nebilerinden ve ümmetlerden Rasûlullah aleyhisselatu vesselamın hayatına yetişirlerse O’nun risalesine iman etmelerine dair söz aldı.

Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Cebrail aleyhisselam bana geldi.

“Ya Muhammed! Allah sana selam gönderdi. Sen Allah’ın, senin kadrini nasıl yüceltildiğini biliyor musun?” Dedim ki:

“Allah en iyi bilendir.” Cebrail aleyhisselam:

“Rabbim buyuruyor ki: “Ben zikredildiğim zaman seni kendimle beraber zikrettim.” (Taberani)

Hassan b. Sabit radıyallahu anh bir şiirinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ile ilgili şöyle buyurmuştur:

“Allah, O’nu yüceltmek maksadıyla, Kendisi için O’nun adından bir pay ayırdı; böylece Arş’ın Sahib’indeki adı Mahmud, buradaki adı ise Muhammed oldu.”

5- Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.

6- Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

5. ayette buyuruluyor ki: “Zorlukla beraber kolaylık vardır.”

Sonraki ayet-i kerime bir önceki ayeti tekit yani kuvvetlendirmek için geliyor. ‘’Elbette her bir zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” Yeter ki Allah’tan istemeyi bilelim.

Kur’an, her ne kadar Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e inmişse de manası umumidir, ümmete inmiş bir kitaptır. Özellikle bu ayetler bizi ilgilendirmektedir.

Allah-u Zülcelâl Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemi ve müminleri yardımıyla müjdeleyerek gönüllerini rahatlatmak için bu âyetleri indirmiştir. Geçici bazı sıkıntılardan sonra ferahlığın ve üstünlüğün onların olacağını haber vermiştir.

Rivayete göre bu sûre inince Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam, 5 ve 6. âyetlerde güçlüğün yanında kolaylığın da bulunacağının iki defa zikredilmesini göz önüne alarak kendisine inananlara, “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir güçlük iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta’, “Cihâd”, 6; Taberî, XXX, 151)

7-8. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.

7. ayet-i kerimede, “Sen bir işi bitirip boş kaldığın zaman hemen başka bir vazifeye koyul,” diye buyuruyor Allah-u Zülcelal. Buradaki boş kalmaktan maksat, hiçbir zaman boş kalma, bir iş bitip boş kaldığın zaman başka bir hayra yönel, başka bir işe koyul, demektir.

Bunlar, Allah-u Zülcelâl’in insanın boş kalmasını istememesini ve zamanın insan için ne kadar değerli olduğunu gösteren delillerdir.

Ayette Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin şahsında bütün müslümanlara bütün vakitlerini salih ameller ve faydalı faaliyetlerle değerlendirmelerini emredilmektedir. İbadet, zikir dua gibi ibadetler ve tebliğ, irşad, yardımlaşma gibi dinî faaliyetlerin birini bitirince diğerine başlamak emredilmiştir.

Son âyette ise kulun bütün ibadetlerinde yalnız Allah’a yönelmesi, her türlü faaliyetinde de Allah’ın rızasını gözetmesi emredilmektedir.

Ayetler sadece okumak için değildir, Kur’an bizden anlaşılmasını istiyor. Kur’an’ın anlaşılması da tatbik iledir. Allah azze ve celle kalben, ruhen, bedenen aklen Kur’an’a bürünmeyi, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmayı ve hakkıyla idrak etmeyi nasip etsin, inşaAllah.

Allah-u Zülcelâl’in bizden istemiş olduğu emir ve yasaklar, razı olduğu ve olmadığı hususları ayırt etmemizi sağlayan bütün hükümler, daha önceki gelmiş olan bütün Peygamberlere indirilen kitap ve suhufların hükmü Kur’an’da geçer. Öyleyse Kur’ân-ı Kerim okuyalım ve okurken şöyle dua ve niyet edelim:

“Ya Rabbi! Beni yürüyen bir Kur’an kıl!”

“Ya Rabbi! Bana Kur’an ile merhamet et.”

“Ya Rabbi! Benim göğsümü Kur’an ile nurlandır.”

Eğer hayatımız boyunca hakkıyla Kur’ân-ı Kerim ile hemhal olursak öldüğümüz zaman da o bizi bırakmayacaktır. Bazı selef alimleri şöyle demiştir:

“Mü’min kişiler sekarat esnasındayken meleklere denilir ki: “Onun ağzını koklayın.” Melekler ağzını koklayınca, ağzından Kur’an kokusu gelir. “O’nun kalbini koklayın,” derler. Melekler kalbini koklayınca kalbinden oruç kokusu gelir. “Onun ayaklarını koklayın,” derler. Melekler ayaklarını koklayınca, ibadet için geceleri ayağa kalkma, cemaatlere gitme kokusu gelir. Nihayet o kişinin neresini koklarlarsa her yerinden ibadet kokusu gelir. O zaman melekler derler ki: “Sen kendini muhafaza ettin. Allah-u Zülcelal’de seni muhafaza etsin.”

Onun için kendimizi sekarat esnasında bu hale koyabilmek için imkan dahilinde bütün âzâlarımızı ibadetin üzerine yöneltmemiz lazımdır.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ