Kur’an-ı Kerim’in Gelini; Rahman Sûresi

  • 20 Aralık 2022
  • 437 kez görüntülendi.
Kur’an-ı Kerim’in Gelini; Rahman Sûresi
REKLAM ALANI

HİKMET PINARI
Hayrünnisa Hanım

Kur’an-ı Kerim biz Müslümanlara indiğinden dolayı bizim de Kur’an’ı en güzel şekliyle öğrenmemiz, idrak etmemiz gerekir. Allah-u Zülcelal’i tanıyıp kulluk yapalım. Çünkü tanımadan hakkıyla ibadet edemeyiz, hakkıyla sevemeyiz ve kulluğumuz eksik kalır.
“Ya Rabbi! Bilmediğimiz, eksik kaldığımız şeyleri Sen tamamla, bizlere öğret. Doğru yol üzerine ayaklarımızı sen sabit kıl Ya Rabbi!” diye dua edelim.
Allah-u Zülcelal’in Rahman suresine er-Rahman ismiyle başlamasının hikmetleri vardır. Allah-u Zülcelal kâinatta yaratmış olduğu bütün mahlukatlarına Rahman sıfatı ile tecelli edip onları nimetleri ile donattığından dolayı sureye 99 isminden Rahman ismi ile başlamış. Bu, kullarına verdiği nimetlere dikkat çekmek içindir.
Er- Rahman ismi sadece müminler için değil kafirler için de tecelli eden bir sıfattır. Kur’ân-ı Kerîm’de sûre başlarındaki besmelelerle birlikte 169 defa tekrarlanır. Rahmân sûresi, er-Rahmân ismiyle başlar; Allah’ın azamet, kerem ve lütuf sahibi oluşunu ifade eden “Zü’l-celâli ve’l-ikram” ismiyle sona erer.
Hz. Ali radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Her şeyin bir gelini (süsü) vardır. Kur’an’ın gelini de Rahman sûresi’dir.” (Beyhakî)

“Er-Rahman. Kur’an’ı öğretti. İnsanı O -Azze ve Celle- yarattı. Ona anlama ve anlatmayı öğretti.”
İnsanın yaratılmadan önce bir bilgiyi bilmesi mümkün değildir. Allah-u Zülcelal burada Kur’an’ın ve ilmin üstünlüğünü, faziletini belirtmek için insanı yaratmadan önce “Kur’an’ı bildirdi” buyurmuş.
“Size Kur’an içerisindeki ilimleri hikmetleri öğrettik, akıl nimeti ve nefis verdik, nefsi donattık. İnsanı çeşitli duygular içeren bir mahluk olarak yarattık. Görebilmesi için ona göz, duyabilmesi için kulaklar verdik. İnsanın kendisini ifade edebilmesi için dil verdik.”
“Beyanı öğretti.” Beyandan kasıt, insanın çeşitli nimetlerle donatılmış olmasıdır.
Allah-u Zülcelal mahlukatının hepsini belirli nimetlerle donatmıştır fakat en şerefli olanı, en üstün yeteneğe sahip olan insanoğluna vermiştir.
Hayvanlar da birtakım sesler çıkarır, birbirleriyle anlaşırlar ama burada asıl kast edilen Allah-u Zülcelal’in insana vermiş olduğu ilhamlardır, kendisini en güzel şekilde ifade edebilmesidir. İşte “beyan” insana verilen hikmetlere işarettir, insanlar bununla kendini ifade edebiliyor.
Allah-u Zülcelal’in en büyük hikmetlerinden bir tanesi de, bize bir kemik vasıtasıyla işitmeyi, yağ vasıtasıyla görmeyi, et parçasıyla konuşmayı nasip etmesidir. Allah-u Zülcelal’in üzerimizdeki nimetleri, fazlı keremiyle çoktur. Bizim üzerimize düşen ise, bu nimetlere karşı şükrümüzü yerine getirip O’na kulluğumuzda en güzel şekilde gayret etmektir.
Bu sureye Rahman ismi ile başlanmasının bir diğer hikmeti de, Furkan 60. ayeti kerimede Onlar “Rahman da kimdir?” dediği zaman Allah-u Zülcelal Rahman Suresini indirdi:
“Onlara: “Rahman (olan Allah) a secde edin” denildiği zaman, “Rahman da kimdir?’’ dediler…”
Bir rivayete göre de müşrikler: “Ona bir insan öğretiyor.” (Nahl; 103) demişlerdi. Allah Azze ve Celle onların sözünü reddederek: “Rahman olan Allah Kur’an’ı öğretti.” (Rahman; 1-2) buyurdu.
Allah-u Zülcelal o kafirlerin inkarına karşılık Rahman sıfatını, bu surede tarif ediyor ve nimetlerini sayıyor:

REKLAM ALANI

“Güneş ve Ay, çok ince bir hesaba göre (yörüngelerinde hareket etmektedirler). Yıldızlar ve ağaçlar (Rahman olan Allah’a) secde ederler.”(Rahman; 5-6)
Güneş’in ve Ay’ın yörüngelerinde bir değişiklik olsa dünyanın düzeni altüst olur. Allah-u Zülcelal onlara belirli bir emir vermiş, o emir doğrultusunda gece ve gündüz güzel bir nizamla devam eder.
Her varlık Allah’a boyun eğmiş, secde etmektedir. Secdeden kasıt, Allah’a itaattir, onlar Allah’a itaat ederler. Allah-u Zülcelal canlı-cansız varlıkları güzel bir nizamla donatmış, insanların hizmetkarı olarak yaratmıştır. Onlar, bu büyük düzen içerisinde Allah’a -Azze ve celle- itaat halindedirler.
Yıldızlar, ağaçlar ve diğer cansız varlıklar Allah’-u Zülcelal’e bu şekilde itaat içerisindeyken, bütün kainatı hürmetine yarattığı insanoğlunun Allah’a ne kadar çok itaat etmesi gerektiğini insanın düşünmesi gerekir.
Allah-u Zülcelal bize vermiş olduğu sonsuz nimetlerden biri, iman nimetidir. Seyda Hazretleri kuddise sıruhu: “Biz daha doğmadan Allah bizi iman ehli olanlardan yazdı,” buyururdu. Diğer bir nimet, Rasûlullah aleyhisselatu vesselamın ümmetinden olmamız, Allah’ın bizleri kendi dostları ile tanıştırması, bizlere tevbe kapısını nasip etmesidir.

“Göğü O -Azze ve Celle- yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu ki ölçüyü aşmayasınız. Ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.” (Rahman; 7-9)
Göğün yükseltilmesi ve dengede tutulması, hep Yaratıcısının azametini göstermektedir. Allah-u Zülcelâl gökcisimlerinin düzenli bir şekilde hareket edecekleri bir nizam kurmuştur. Bunların hepsi bir kural, denge ve nizam dairesindedir.
Allah-u Zülcelâl insanların da ölçüyü aşmamaları, haklarını meşru yollardan elde etmeleri için tartı ve ölçüde haksızlık yapılmamasını emretmektedir. Kâinatı nasıl ki bu nizam ayakta tutuyorsa cemiyeti de hak ve adalet ayakta tutar.
Bu ayet-i kerimede hem tartıda haksızlık yapmamaya işaret olduğu gibi hem de mahşer günü kurulacak mizanda kulun günah kefesinin ağır, sevap kefesinin hafif gelmemesi için yapacağı amellere dikkat etmesi için bir ikaz da vardır.

“O (Rahman ki) yeryüzünü canlıların altına serdi. Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları var. Çimlenen taneler ve hoş kokulu bitkiler var.”
Toprağı üzerinde yaşayan her mahlûk için elverişli bir şekilde yaratan er- Rahman olan Allah’tır. Bilhassa insanın ihtiyacı ve zevk alması için türlü türlü meyve ve hurma ağaçları yaratmıştır. İnsanın ekip biçtiği hububat ve bunun yanında güzel kokulu sebzeler, bitkiler de hep rahmetiyle keremiyle kullarına nimetler veren Allah’ın alametleridir. Bütün bu çeşit çeşit nimetler yeryüzünün insanlar için donatılmış olduğunun işaretidir.

“Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”
Allah-u Zülcelal Rahman suresinde 31 kez bu ayet-i kerimeyi tekrar etmiştir. Bu tekrarların hepsinin bir hikmeti vardır.
Bir gün Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Rahman suresini sahabe-i kirama okuduğunda Sahabelerden bir ses çıkmadı. Bunun üzerine,
“Ben bu sûreyi kendilerine mahsus gecede cinlere okuduğumda sizden daha güzel bir karşılık verdiler. ‘Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?’ âyetlerine geldiğim zaman onlar, ‘Hayır, ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbirini inkâr etmeyiz, hamd ve şükür sana mahsustur’ dediler” buyurmuştur (Tirmizî, “Tefsîrü’l-Kur’ân”, 55)


“(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıverdik ama onlar birbirine karışmadı.”
Bazı alimlere göre o denizlerin tatlı olanı nehirler, içtiğimiz sulardır. Tuzlu olan deniz suyudur. Eğer onlar birbirine karışırsa insanoğlu yaşam kaynağı olan suyu içemezdi, tatlı su olmadığı için bitkiler, nebatlar çıkamazdı.
Yeni keşfedilen bir bilimsel gerçeğe göre “Yüzey gerilimi” adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, biri daha tuzlu diğeri tatlı olan komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Yoğunluk farklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engellemektedir. O zaman bu bilinmiyordu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin denizcilik tecrübesi de yoktu, bunu bilmesi mümkün değildi. Bu ayet-i kerimelere işârî tefsirlerde başka manalar da verilmiştir.
“Bu iki denizden de inci ve mercan çıkar.” (Rahman; 22)
Allah-u Zülcelâl’in inci mercan gibi süs eşyaları dahi yaratmış, ikram etmiştir. Bunlar gibi üzerimizde sayısız nimetleri vardır. Bizler de hakkıyla layıkıyla idrak edip şükretmeyi Allah-u Zülcelâl bize nasip etsin.
İşârî tefsirlerde denizlerin manevi alemlere işaret olduğu, keşif ehlinin onlardan mana incileri çıkardığına işaret edildiği de bildirilmiştir. Bunlar Kur’ân-ı Kerim’in sırlarıdır, ancak ehli bilebilir.
“Denizde koca dağlar gibi akıp giden gemiler de O’nundur.” (Rahman; 24)
Yelkenleriyle dağlara benzeyen gemiler de Allah’ın insanoğluna musahhar kıldığı nimetlerdendir. Allah-u Teâlâ suya kaldırma kuvveti vermiş olmasaydı gemiler yüzemezdi. Gemiler, uçaklar ve benzeri bütün araçlar Allah’ın kainata koyduğu fizik kanunları sayesinde çalışmaktadır. İnsana da bunları kullanacak akıl kuvveti verilmiştir. Öyleyse bunları veren Allah’a şükredip, Allah’ın rızasına uygun kullanmak gerekmez mi?
Allah-u Zülcelal bizleri nefsimize teslim etmesin çünkü nefis gerçekten boş bırakmıyor. Bize kalsa evlerimizde oturmayı tercih ederiz. Nefse kalsa isteriz ki kimse bana bir şey sormasın, benden bir şey istemesin ama Allah-u Zülcelal bizden bunları öğrenip tefekkür etmemizi istiyor.
Bunları tefekkür ettikten sonra da bütün bu kainatın baki olmadığını, Allah-u Zülcelâl’in Zât’ından başka bütün varlıkların fani olduğunu bildiriyor:

“Yeryüzünde bulunan herkes fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabb’inin veçhi (Zâtı) bâki kalacaktır.” (Rahman; 26-27)
İnsanlar da cinler de ölümlüdür. Ölümü tadacak ve ahiret âlemine sevkedileceklerdir. Sadece Allah-u Zülcelâl’in varlığı daimidir.

“Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O’ndan ister (O’na muhtaçtır). O her an bir şe’ndedir (yeni bir yaratma halindedir.)” (Rahman: 29)
Rahman olan Allah bütün mahlûkatına rızık verir, nimetler bahşeder, ihtiyaçlarını giderir. Herkesin isteklerini duyar. Yalnız O’ndan talep olunur ve mahlukatı daima O’ndan ister dururlar. O’nun tecellîyatı daimidir. Kullarının dualarına icabet eder, sıkıntılarını kaldırır. Kimini yükseltir, kimini alçaltır. Dilediğini aziz eder, dilediğini zelil ve hakir yapar. Bazılarına zenginlik verir, bazılarını fakirlikle imtihan eder.

“Ey sorumluluk yüklenmiş iki varlık (Olan insanlar ve cinler!) Sizin için de (hesap sorma) vaktimiz olacak! Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”
Bu ayet-i kerime’de geçen “Sekalân” iki ağırlık mânâsına gelmekte olup, kulluk mesuliyeti yüklenmiş olan insanlar ve cinleri kasteder. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e de hem cinlere hem insanlara gönderildiği için “Resûlüs-sekaleyn” denilmiştir.
Rahmân sûresinde ikil (tesniye) bir ifade biçimi vardır. Bazı alimlere göre bunun sebebi, “Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” meâlindeki hitabın insanlara ve cinlere yönelik olmasındandır. İleride gelecek ayet-i kerimelerde insanların ve cinlerin yaratılışından söz edilecektir.

“Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp öteye geçebilirseniz haydi geçin! Ama (tarafımızdan verilmiş) bir güç olmadıkça geçemezsiniz. Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Üzerinize yalın bir ateş alevi ve erimiş bakır gönderilir de kurtulmak için birbirinizle yardımlaşamazsınız. Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?”
Allah-u Zülcelâl nasıl bütün kâinatın idaresinden aciz kalmıyorsa mahşer günü de insanların ve cinlerin hesabını görecek, herkese hak ettiği ceza ve mükafatı verecektir. İnsanlar ve cinler ilâhî mahkemeden kurtulamayacaktır.
Allah-u Zülcelâl devamındaki ayet-i kerimede meydan okuyarak “göklerin ve yerin çevresinden kaçıp kurtulamayacaklarını” beyan buyurmaktadır.
Cin ve insanlar bu dünyada yer ve gök kuvvetlerinin üstüne çıkacak derecede bir kuvvete sahip değildirler. Buna bakınca mahşer günü de o hesaptan kurtulamayacaklarını anlamaları gerekmez mi? Öyleyse nasıl oluyor da Allah’ın nimetlerini yalanlayabiliyorlar?
Bundan sonra kıyametin kopmasına dair dehşetli tasvirler yapılmaktadır:

“Gök yarılıp gül kırmızısı bir yağ gibi olduğu zaman!”
Göğün yarılması ve renginin, şeklinin değişmesi, yaşanacak dehşetin bir ifadesidir. Gök yüzünün değişmesi artık bu dünyadan başka bir alemin kurulacağına da işaret eder.
Surenin bundan sonrası kıyamet manzaraları, cehennem azabı ve cennet nimetlerini anlatan çok etkileyici ifadelerle devam etmektedir. Tefsirlerden okunması çok istifadeli olur.
Surenin son ayet-i kerimesinde ise şöyle buyurulur:

“Azamet ve kerem sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” (Rahman, 78)
Allah-u Zülcelâl’in Rahmân ismiyle başlayan sûre, Rabbimizin azamet ve kerem sahibi olduğunu bildirerek ve şanının ne kadar yüce olduğunu vurgulayarak sona ermektedir.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem dua ederken “zü’l-celâli ve’l-ikrâm” ismini çok zikretmeyi tavsiye etmiştir. (Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, IV, 177) Alimlerden bazıları bu ismin İsm-i Azam olduğunu söylemişlerdir. Bu esma ile dua etmenin duaların kabulüne vesile olacağı bildirilmiştir.
Bize ilim sohbetlerini nasip etmesi de Allah-u Zülcelâl’in üzerimizdeki nimetleridir. Bu nimetleri üzerimizden eksik etmemesi için daima şükredelim. Şükrümüz nimeti artıracaktır, Allah’ın izniyle.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ