KAPAK KONUSU / Kendinizi ve Ailenizi Ateşten Koruyun

  • 05 Şubat 2024
  • 187 kez görüntülendi.
KAPAK KONUSU / Kendinizi ve Ailenizi Ateşten Koruyun
REKLAM ALANI

KAPAK
Kendinizi ve Ailenizi Ateşten Koruyun
Abdullah Sofuoğlu

Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim, 6)
Bu âyet-i kerîme nâzil olduğunda ashâb-ı kirâm:
“–Yâ Rasûlallah! Kendimizi ateşten koruyabiliriz, ya ehlimizi nasıl koruyacağız?” diye sordular. Resûlullah aleyhisselatu vesselam şu cevâbı verdi:
“–Onlara Allah’a kul olmayı, tâat ve ibâdeti emredersiniz. Allah’a isyân etmekten ve günah işlemekten de sakındırırsınız. İşte bu onları korumak demektir.” (Âlûsî, XXVIII, 156)
Dinimizde bir müslüman sadece kendisinden sorumlu değildir, ailesini ve evlatlarını da Allah’ın azabından koruması gerekir. Başta kendi nefsini sonra gücü yettiğince aile fertlerini Allah’ın sevdiği kullar olacak şekilde yetiştirmekten sorumludur. Eğer ailesi ve evlatları yanlış yol tutmuşlarsa, gücü ölçüsünde onları uyarmalıdır.
Ayet-i kerimenin mealinde “koruyun” diye meal verilen “kû” kelimesi, bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, himaye etmek ve tehlikelere karşı koruma altına almak demektir. Aynı zamanda bu takva kelimesinin kökü olan “vikaye” fiilinin de emir kipidir.
İman edip salih ameller işleyerek, emir ve nehiylere uyarak kendisini dünya ve âhirette tehlikelerden, İlâhî azabtan korumaya takva denir. Bu ayet-i kerimede “kendi nefsiniz için takvalı olduğunuz gibi ehlinizi de takvalı yetiştirin, onları da azaba düçar olmaktan koruyun” buyurulmaktadır.
Hepiniz Çobansınız
Dinimizde her insan önce kendi nefsinden mesuldür. Eğer başkaları Allah’ın emir ve yasaklarına uymayı bırakmış olsa o kendini kurtarmaya bakar. Ama bunun yanında herkes gücü yettiği kadar başkalarının kurtuluşuna da vesile olmalıdır. Bilhassa aile fertleri ve idaresi altında olanları ikaz etmek aile reisleri için bir vazifedir.
Resûlullah aleyhisselatu vesselam şöyle buyurur:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, âilesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malından ve sürüsünden sorumludur.” (Buhârî, Ahkâm 1; Müslim, İmâret 20)
Peygamber Efendimiz çoban ve sürü benzetmesiyle çok mühim bir hakikate dikkat çeker: çoban kendisine emanet edilen koyunları, kurtların kapmasından, açlıktan, soğuktan, dağılıp kaybolup gitmekten korumak için devamlı teyakkuz halindedir. Çobana gaflet ve dalgınlık yakışmaz.
Çoban dediğin mesuliyet sahibi, uyanık, ileri görüşlü ve dikkatli olmalıdır. Çünkü koyunlar anlık duygularla hareket edebilir. Taze otu görünce dayanamaz, sürüden uzaklaşır gider. Çoban koyunun ihtiyacını düşünmeli ve onu en uygun yerde otlatarak hem ihtiyacını gidermeli hem de güvenliğini sağlamalıdır.
İşte aile reisi ve herhangi bir müessesenin, idarenin başında olan kişi de kendisine emanet edilen hususlarda bu mevkide tıpkı çoban gibi ileri görüşlü ve dikkatli olmalıdır. İyi bir çoban gibi hem sürünün halinden anlamalı ve onlara merhamet etmeli hem de onları temayülleri üzerine serbest bırakmamalı, iyilikleri için onları sevk-i idare etmelidir.
Cennet Reyhanı
Allah’ın bize bahşettiği en kıymetli nimetlerden biri de evlatlarımızdır. Biz bu dünyadan göçtükten sonra ailemizi, milletimizi devam ettirecek olanlar evlatlarımızdır. Eğer onları iyi yetiştirirsek onlar bizim amel defterimize sürekli sevap yazılmasına vesile olur ve bize sürekli hayır dua edilir. İşte böyle evlatlar Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam’ın beyanına göre dünyadayken koklanan cennet reyhanıdır.
İslam dininde aile kurmaktan asıl maksat, nesli devam ettirmek ve müslümanların zürriyetini çoğaltmaktır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam:
“Evleniniz çoğalınız ben sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” (Beyhakî, VII/81) buyurmuştur.
Genç nesil bir memleketin en büyük hazinesidir. Zamanımızda bazı ülkelerde nüfus yaşlanması problemi başlamıştır. Ailenin çöktüğü, genç neslin azaldığı bu ülkeler İslam ülkelerindeki genç nüfusa gözlerini dikmişlerdir. Son zamanlarda aile üzerinde oynanan oyunların sebebi budur.
Her kıymetli cevherin muhafaza edilmesi gerektiği gibi, aile ve gelecek nesillerin muhafaza edilmesi çok önemlidir. Eğer aile ocaklarında gereken titizlik ve itina gösterilmez, yetişen yeni nesil iman ve ahlak ile donatılmazsa kötülüklerin yaygınlaştığı bu çağda cehenneme sürüklenmekten kurtulması mümkün olmayacaktır.
Çocuklarını, gençlerini ve nesillerini iyi yetiştirip, onlara İslami ve insani terbiye veremeyen milletlerin istikbali karanlıktır. Düşmanın ve şeytanın insafına terk edilen nesil, nefsaniyet batağına saplanacak ve hem kendi ahiretini hem milletinin geleceğini heba edecektir.
Ümmet olarak bunun acı örneklerini geçmişte gördük ve yaşadık. Anarşi ve terör olaylarında beşikteki masum bebekleri kurşunlayan bu teröristler nereden geldiler? Maalesef zehirli fikirlerle kimliğini kaybeden bu bedbaht gençler, kendi milletine düşman oldular.
Müjdeleyin, Nefret Ettirmeyin
Aile küçük bir topluluktur ve toplumun bir örneği gibidir. Bu küçük toplumun huzur içinde yaşayabilmesi için bir düzene ihtiyaç vardır. Düzeni sağlama vazifesi evvela ailenin reisine düşer.
Aile reisi aile fertlerinin mutluluğunu düşünmeli, ihtiyaçlarını karşılayarak kimseye muhtaç etmemelidir. Bununla birlikte ahiret saadetini de düşünmeli, ahlaki ve manevi durumlarıyla alakadar olmalıdır.
Dinimize göre aile reisi, ailesindeki kişilerin öğrenilmesi farz olan dini bilgileri öğrenmesinden ve hayata geçirmesinden sorumludur. Bunun yanında onları zamanın fitnelerinden korumak için sevgiyle, şefkatle güzel bir hayat tarzına davet etmelidir. Bu vazifenin yerine getirilmesinde en önemli husus önce güzel örnek olmaktır. Çünkü söylediği şeyleri kendisi yapmayan bir reisin nasihatleri geçerli olmaz. Nasihat ederken de kısa ve hikmetli sözlerle, yumuşak ses tonuyla, teşvik edici olmaya çalışmalıdır.
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam Yemen’e idareci olarak gönderdiği Hz. Muaz ve Ebû Mûsa el-Eşarî radıyallahu anhumayı uğurlarken şöyle tavsiye etmişti:
“Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!” (Buharî, 3:72)
Bu kısa ve özlü nasihat çok önemlidir. Yavaş yavaş, kolaydan zora doğru derecelendirerek, bıktırmadan, nefret ettirmeden, müjdelerle teşvik ederek alıştırmak çok mühimdir. Sert sözler, şahsiyeti rencide eden kınayıcı, eleştirici ifade biçimleri nefret ettirir.
Ailede İş Birliği
Önemli bir husus da karı kocanın çocuk terbiyesi konusunda iş birliği yapmasıdır. Erkekleri birçok hususta daha güçlü yaratan Allah-u Teâlâ, ailede düzeni sağlama görevini de ona yüklemiştir. Buna karşılık kadına da bazı sezgiler, ince duygular, kabiliyetler vermiştir. Kadına düşen de kocasının aileyi iyi yönde yönlendirmesine destek vermesidir.
Bir annenin iki cihanda da mesut olmasının yolu çocuklarını iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olarak yetiştirmekten geçer. Bunun için onlara iyi örnek olmak, bilgi, görgü, eğitim ve öğretimleriyle yakından alakadar olmak birinci görevdir.
Mümine bir hanım hem Allah’a karşı hem kocasına karşı sorumluluklarını birinci sıraya koymasını bilen akıllı bir kadındır. Hem Allah’ın rızasını kazanmak hem ailenin huzurunu sağlamak için fani dünyanın arzu ve ihtiraslarından sakınarak ahireti öncelemek elzemdir.
Bir hanım kocasının salih amellerine destek verirse onun kazandığı sevap hiç eksilmeden bir hisse de hanıma verilir. Babanın çocuklarını terbiye etmesine yardımcı olan bir anne iki dünyada da kazançlı çıkar. Çünkü Allah’tan korkan, güzel ahlaklı bir evlat annesine karşı de merhametli ve hürmetli olacaktır. Ahirette de anne babası için duacı ve belki şefaatçi olabilecektir.
Ashâb-ı kirâmdan Esmâ binti Yezîd adında bir hanım vardı. Çok güzel konuşurdu. Bir gün hanım sahâbîler Esmâ’yı aralarında temsilci seçerek Peygamber Efendimiz’e gönderdiler. Merak ettikleri bir konuyu ondan öğrenmesini istediler.
Esmâ Resûl-i Ekrem’in huzuruna giderek şunları söyledi:
– Anam, babam sana fedâ olsun, ey Allah’ın Resûlü! Ben kadınlar tarafından gönderilen bir elçiyim. Allah Teâlâ seni bütün erkeklere ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz sana ve senin Rabbine imân ettik. Fakat biz, kadınlar olarak, sizin evlerinizde kapanıp kalıyoruz. Sizin cinsî isteklerinizi tatmin ediyoruz. Siz erkekler ise cuma namazı kılmak, câmilere ve cemâatlere gitmek, hastalara gidip hatır sormak, cenazelerde bulunmak, defalarca hac edebilmek, bunlardan daha faziletli olarak da Allah yolunda savaşıp cihâd etmek gibi üstünlüklerle bizi geçmiş durumdasınız. Şurası da muhakkakki erkek kısmı hac veya umre etmek, kâfirlerle savaşmak üzere evinden çıktığı zaman mallarınızı biz koruyor, iplik eğirip elbiselerinizi dokuyor ve çocuklarınızı besliyoruz. O hâlde biz kadınlar, o hayırlı işlerin ecir ve sevabında sizlere ortak olamaz mıyız?
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam onu sonuna kadar dikkatle dinledikten sonra yanında bulunan sahâbîlere dönerek:
– “Siz, bir kadının dinî konulardaki sorularını bundan daha güzel ifade ettiğini hiç duydunuz mu?” diye sordu. Sonra da Esmâ’ya şunları söyledi:
“Ey hanım! Şunu iyice anla ve seni gönderen hanımlara anlat ki, kadın kısmının kocasıyla iyi geçinip onun hoşnutluğunu kazanması, saydığın o değerli ibadetlerin hepsine denk olur.”
Esmâ bu cevabı alınca çok sevindi ve “Lâ ilâhe illallah” diyerek oradan ayrıldı (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, VII, 19)
Allah-u Zülcelâl hepimizi kalbini iman nuruyla nurlandırdığı ve maneviyat ile ihya ettiği kullarından eylesin. Amin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ