İRFAN SOHBETİ / Kıskançlığın Zararları

  • 06 Kasım 2023
  • 227 kez görüntülendi.
İRFAN SOHBETİ / Kıskançlığın Zararları
REKLAM ALANI

İRFAN SOHBETİ
Kıskançlığın Zararları
Seyda Feyzullah Konyevi -ks-

Allah azze ve celle insanoğlunu hem hayra hem de şerre meyilli bir şekilde yaratmıştır ki; imtihana tabi tutulsun.
Bir insan güçlü olduğu zaman, o gücünü isterse adaletle hayırda kullanır veya zulümde kullanır. Zulümde kullandığı zaman, zulmettiği insanların hakkına girmiş olur. İnsanlar hakkında yargıda bulunurken, kendi kalbinde ister ona güzel bir niyetle bakar, isterse kötü bir niyetle bakar. Bu onun elindedir. Şöyle ki; bir insana isterse gıpta eder, isterse ona hased eder.
Gıpta etmek; bir kimsenin, maddi veya manevi imkanlara sahip olan başka birine imrenmesi, onun elindeki nimetlerin yok olmasını isteme gibi, kötü bir düşünceye kapılmadan kendisinin de aynı şeylere kavuşmayı arzulamasıdır. Mesela bir insan, çok ibadet ediyor, zengindir ve çok sadaka veriyor. “Keşke ben de onun gibi ibadet edebilseydim, keşke ben de onun gibi zengin olsaydım da çok sadaka verebilseydim,” şeklinde düşünmek gıpta etmektir.
Hased ise; başkasının iyiliğine ve elindeki nimete üzülmek ve ondan gitmesini istemektir. İster zahiri ister manevi olsun o kişinin elindeki imkanların yok olmasını istemektir. Bu çok kötü bir vasıftır. İyi amel işleyenlere gıpta etmek ise, güzel bir vasıftır. Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
“Yalnız şu iki kişiye gıpta edilir: Biri, Allah’ın kendisine Kur’an verdiği kişidir. O kişi, Kur’an ile gece gündüz meşgul olup onunla amel eder. Diğeri, Allah’ın kendisine mal verdiği kimsedir. O da gece gündüz bu malı infak eder.” (Buhârî, Temenni, 5; Tevhid, 45, 267; Müslim, Müsafirin, 266, 267)
Demek ki insan, kendi içindeki duygularını isterse hayır yönüyle kullanır, isterse şer yönünde kullanır. Bu insanın kendi elindedir.
İlk Cinayet Hasedden İşlendi
Yeryüzünde ilk işlenen günah, hased sebebiyledir. Kabil kardeşi Habil’e hased etti ve onu öldürdü. Böylece cehennemlik oldu.
Gökyüzünde de ilk işlenen günah hased sebebiyledir. Şeytan, Âdem aleyhisselam’a hased etti ve; “Sen onu topraktan yarattın, beni ise ateşten yarattın. Ben ondan daha üstünüm.” dedi ve bu yüzden mel’un oldu.
Allah azze ve celle ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:
“Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanları kıskanıyorlar mı?” (Nisa; 54)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yaşayan yahudiler, bütün güzelliklere ve iyiliklere sadece kendilerini layık görürlerdi. Bir son peygamber geleceğini biliyorlar, ama onu kendi içlerinden bekliyorlardı. Öyle olmadığını görünce, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e peygamberliği yakıştıramadılar. Hem Kureyş kabilesini hem de Arapları peygamberlik onlara geçti diye çekemediler, kıskandılar.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Sakın hased etmeyiniz! Zira hased, ateşin odunu yediği gibi, sevapları ve iyilikleri yer bitirir.” (Ebu Davud, Edeb, 44; İbn-i Mace, Zühd, 22)
Hased; Allah korusun insanın bütün salih amellerini yok eder ve insanı kötülüğe sevk eder. Hasedçi insan hiçbir şeyden tatmin olmaz. Daima huzursuzluk çeker.
Hased etmek; başkasının huzursuzluğu üzerinde kendi rahatını aramaktır. Hased sahibi başkasında bir nimet görünce kendini mağdur hisseder ve bunun acısını çeker. Hasedçi, hiçbir şeyden memnun olmaz. Onun için Hz. Muaviye radıyallahu anh şöyle demiştir:
“Herkesi memnun etmek mümkündür. Fakat, hasedci nimetin zevalinden başka bir şeyle memnun olmaz.”
Rivayet edildiğine göre, Musa aleyhisselam Tur dağına çıkarken, dağdan sırtında odun taşıyarak geçimini sağlayan bir ihtiyarla karşılaşmış. O ihtiyar, Musa aleyhisselam’a:
“Falan komşumun eşeği var. Odunları onunla taşıyor. Bense bu ihtiyar halimle sırtımda taşıyorum. Ne olur, Allah’a benim için niyaz etsen, bana da bir eşek ihsan etse!” diye yalvarmış. Musa aleyhisselam, ihtiyarın; “Komşunun eşeği var.” diyerek söze başlamasından dolayı bir hased kokusu almış ve Tur dağından dönüşte adamın talebini şöyle cevaplandırmış:
“Allah, sana bir eşek ihsan edecek. Fakat komşuna bir eşek daha verecek!”
Bu sözü duyan ihtiyar, şöyle demiştir:
“Hayır, istemem! Bana da vermesin; ona da!”
İşte hased böyledir. Hasedçi, bir başkasının elinde bulunan nimetlere tahammül edemiyor. Halbuki hasedçi zaten haset ettiği kişiye zarar veremez. Bu şekilde sadece kendisine zarar verir ve kendi psikolojisini bozar. O halde insan hased hastalığından kurtulmak için gayret etmelidir.
Müminleri Sevmek Lazımdır
Hased etmek yanlış olduğuna göre; müminlerin nimet ve iyilik görmelerine sevinmek ve onları sevmek lazımdır. Bu şekilde sevmek ve sevinmek insana rahatlık verir, hem de kişiye sevap kazandırır.
Allah azze ve celle ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“Münafıklar, elinizdeki nimetin zeval bulmasından ve sıkıntı çekmenizden hoşlanırlar. Size karşı duydukları buğz ağızlarından da (sözlerinden) bellidir. Kalplerinde gizledikleri buğz ise daha büyüktür.” (Al-i İmran; 118)
Allah azze ve celle bu ayet-i kerimede; hasedçinin hasedinden bahsederken, aynı zamanda onun kin ve nefretinden de bahsediyor. O zaman insan, hasedden uzak durmaya çalıştığı gibi kin ve nefretten de uzak durmaya çalışmalıdır.
İnsan, kalbindeki bu çirkin hastalıkları tedavi etmek istiyorsa, bir mümin bir nimete kavuştuğunda sevinmelidir. Bunlar uygulandığı zaman, kişinin kalbinde hased yok olur ve onun yerine güzel vasıflar doğmaya başlar.
Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Birbirinize haset etmeyin, kin tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyin, müşteri kızıştırmayın. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.” (Müslim, Birr 30)
Bu günahların hepsi adeta birbirine bağlı gibidir. Bunlardan hepsinden uzak durmaya çalışan bir mümin, güzel vasıflarla süslenmiş olur.
İnsan bu hastalıklardan kurtulmanın yollarını ararken, o yollardan geçerken ne kadar zorlanıyorsa ve bu zorlanmaya ne kadar sabredebiliyorsa, doğru yolda ilerliyor demektir. Çünkü bu zorlanma, nefsani hastalıkları tedavi eden acı bir ilaç gibidir. Kim bu ilacın acılığına sabrederse, nefsini terbiye yolunda mesafe katetmiş olur.
Nefsini terbiye edip, manevi hastalıklardan kurtulan bir insan yücelerin yücesi olan Allah azze ve celle’nin cemalini müşahede etmeye namzet olur. O’nun cemalini müşahede etmeye müşerref kılınır. Kıyamet gününde de Allah azze ve celle’nin razı olduğu kullarının arasına girer.
Allah azze ve celle hepimizi nefsini terbiye etmiş olanlardan eylesin. Bizleri; hased gibi manevi hastalıklardan uzak etsin ve sırat-ı müstakimden ayırmasın.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ