Hicri Yılbaşı ve Ömür Muhasebesi

  • 05 Eylül 2019
  • 2.802 kez görüntülendi.
Hicri Yılbaşı ve Ömür Muhasebesi
REKLAM ALANI

Hicri yılbaşımız 1 Muharrem, İslam aleminin gerçek takvimi olan ay takviminin başlangıcıdır. Müslümanlar Ramazan, hac, kurban gibi ibadet hayatlarını İslam takvimine göre ifa ederler. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Allah katında ayların sayısının on iki olduğunu bildirmiştir.

Kameri ayların adları şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîul-evvel, Rebîül-âhir, Cemâzil-evvel, Cemâzil-âhir, Receb, Şâbân, Ramazân, Şevvâl, Zil-kâde, Zil-hicce.

Müslümanların dini hayatlarında zamanın çok büyük önemi vardır. Çünkü Allah-u Zülcelâl’in emrettiği farzların çoğu zamana bağlıdır. Mesela “dinin direği” diye vasfedilen namaz ibadeti, her gün beş vakit olarak düzenlenmiştir.

REKLAM ALANI

Namaz vakitleri güneşin hareketlerine göre belirlenir. Farz olan oruç da Ramazan ayının hilali görülünce tutulur. Zekat, malın üzerinden bir yıl geçmekle farz olur. Hac ibadeti muayyen bir zamanda eda edilir. Kısacası müslüman ibadetlerini yerine getirirken sürekli zamanın farkında olmalıdır.

Zamanın akışının farkında olmak, insanı gafletten uyandıran bir tesire sahiptir. Mesela beş vakit namazını vaktinde kılmaya itina gösteren bir müslüman saatin kaç olduğuna dikkat eder. Gözü sık sık saate giden, “Saat kaç oldu, ezana ne kadar var,” diye dikkat eden bir kişi, zamanının kontrolünü kaybetmez. Sabah namazına ve bilhassa teheccüde kalkan bir müslüman akşam vakitlice yatar. Bu da günlük hayatına düzen getirir. Diğer zamanlar da böyledir.

İbadetlerin zamana paylaştırılması ve vakti içinde yapılması insanı dalgınlıktan, kendini salıvermekten alıkoyan bir unsurdur. Batı alemi dünyevî arzu ve başarıları için çalışırken aynı şekilde zamana hakim olmaya önem vermektedir. Hayatta başarılı olmak isteyenler, zaman yönetimi, zamanı verimli kullanmak üzerine seminerlere katılmakta, tecrübelerden faydalanmaktadır.

İnsanın en önemli sermayesi zamandır. Allah-u Zülcelâl zamanın önemine dikkat çekmek için birçok ayet-i kerimede zamana veya zamanın bazı bölümlerine yemin etmiştir. Hatta bu yeminle başlayan surelere Peygamber sallallahu aleyhi vesellem tarafından yemine edilen o zamanın bazı bölümlerinin ismi verilmiştir. Mesela, Asr (zaman veya ikindi vakti) suresi, Fecr (tan yerinin ağarması vakti) suresi, Leyl (Gece vakti ) suresi gibi…

Kur’an-ı Kerim’i okurken görüyoruz ki Rabbimiz gece ile gündüzün birbiri ardına gelişi üzerinde tefekkür etmemizi hatırlatır. Hiç kuşkusuz bunda derin manalar vardır. Rabbimiz bu şekilde zamanımızı düzenlediğine dikkat çekmekte ve bizim de zamanımızı iyi değerlendirmemizi istemektedir.

Ömür Sermayesi Tükeniyor

Yıllar birbirini kovalarken, ömür sermayemiz de elimizden kayıp gidiyor. Bir müslüman olarak hicri yılbaşı vesilesi ile zamanın değeri üzerinde yeniden düşünmeliyiz. “Bu yıl kaç yaşına girdik? Bu yaşımıza kadar ne yaptık, ne hazırladık? Bunca yıl nelerle meşgul olduk?” diye ömrümüzün muhasebesini yapmalıyız.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede kuluna verdiği ömür nimetini hatırlatarak, belli bir süre ömrü olan kişinin artık bir mazeretinin kalmayacağını şöyle açıklar:

“(Ahireti görünce yaptıklarına pişman olanlar) orada; ‘Rabbimiz! Bizi çıkar, (dünyaya geri gönder de, daha önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım!’ diye feryâd ederler. (Onlara denilir ki) Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız? O hâlde) Şimdi tadın (azâbı)! Zâlimlerin yardımcısı yoktur.” (Fâtır, 37)

Bu ayet-i kerimenin izahı sadedinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin şu hadis-i şerifi zikredilir:

“Allah-u Teâlâ, altmış yıl ömür verdiği kişiye mazeret/bahâne ileri sürme şansı bırakmamıştır.”(Buhari, Rikak 5)

Bu hadis-i şerif, yaşı altmışa gelip dayandığı hâlde salih amellere yönelmeyen, ahiret hazırlığını ikmal etmeyen kişilerin mazeretleri olmayacağına işaret etmektedir. Hatta Şâfiî alimlerden bir kısmı bu hadis-i şeriften aldıkları delille, gücü yettiği halde hacca gitmeden altmış yaşını dolduran kişinin, eğer ölürse günahkar olacağını bildirmişlerdir.(İbn Hacer, Fethü’l-Bârî, XI, 244) Elbette kur’a çıkmaması veya götürecek kimse olmaması gibi mazeretleri olanlar dinen mazur sayılırlar.

Bir ayet-i kerimede ise, insanın olgunluk yaşının kırk yaş olduğuna şöyle işaret edilmiştir:

“…Nihayet insan olgunluğuna ulaşıp kırk yaşına girince şöyle yakarır: “Rabbim! Bana ve anne babama lutfettiğin nimete şükretmeye, razı olacağın işleri yapmaya beni muvaffak kıl. Benden gelecek nesli hayırlı eyle, pişmanlıkla dönüp senin kapına başvurmaktayım ve ben şüphesiz sana boyun eğenlerdenim!”(Ahkaf, 15)

Bazı alimler de, bu ayet-i kerimeye dayanarak kırk yaşına ulaştığı hâlde hala zamanını faydasız şeylerle veya dünya arzularıyla harcayıp, ahiret hazırlığına koyulmayan kişilerin ahirette mazeret ileri süremeyecekleri sonucunu çıkarmışlardır.

Bir insan için en güzeli ise, gençlik çağından itibaren ibadet ve hizmetlerle ömrünü değerlendirmektir. Çünkü gençlik çağı insanın zeka ve kabiliyetlerinin zirvede olduğu, şevk ve azminin kuvvetli olduğu dönemdir. Bu dönemi insan hangi gayeye sarf ederse en güzel neticeyi alır. Eğer dünyayı asıl gaye edinmeyip ahiret hazırlığına koyulursa, mahşer gününde hususi muamele gören seçkin kullar arasına kabul edilir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle müjdelemiştir:

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi sınıf insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

*Adil devlet başkanı,

* Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

* Kalbi mescitlere bağlı Müslüman,

* Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

* Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit,

* Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

* Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.” (Buhari, Ezan 36, Zekat 16; Müslim, Zekat 91)

Demek ki, müslüman ömrünü ahiret hazırlığında değerlendirmek için içinde mümkün olduğu kadar erken yaşlarda harekete geçmelidir. Eğer gençlik çağı cahilliğine denk geldi, fırsat elden kaçtıysa orta yaşının kıymetini bilmelidir. Asla ibadeti ömrünün son zamanına ertelememelidir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bizi şöyle ikaz ediyor:

“Ümmetimin ömrü altmış ile yetmiş arasında olur. (bundan fazla yaşayanlar nadir olacaktır.)”(Tirmizî, Daavât 102; İbn Mâce, Zühd 27; 13)

Allah-u Zülcelâl bir kısım ayet-i kerimelerde Müslümanları, günahlar ve boş işler değil mal ve evlatlara dair mecburi işler sebebiyle dahi oyalanmamaları için ikaz ediyor:

“Ey mü’minler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Rabbim, Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam’ demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden harcayın.”(Münâfikun, 9-10)

Allah-u Zülcelâl geçtiğimiz yıllardaki hatalarımızı bağışlasın, nasip ettiği amelleri kabul eylesin. Önümüzdeki yılda ise günahlardan muhafaza edip, salih amellere muvaffak eylesin. Amin.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ