HASBİHAL / Takva Elbisesi Daha Hayırlıdır

  • 05 Temmuz 2024
  • 66 kez görüntülendi.
HASBİHAL / Takva Elbisesi Daha Hayırlıdır
REKLAM ALANI

HASBİHAL
“Takva Elbisesi Daha Hayırlıdır”
Gülistan Araştırma

İnsanı eşref-i mahlukat olarak yaratan Rabbimiz, insanın hem bedeni hem ruhu için emir ve yasaklar indirmiştir. Bir Müslümanın gözünde Allah’ın bütün emir ve yasakları mühimdir, değerlidir.
Esasen Allah’ın rızasının hangi emre itaatte olduğu bilinemeyeceği gibi, gazabının da hangi itaatsizlikte olduğu da bilinemez. Bunu bilen bir mümin hiçbir emri hafife alamaz. Bu sebeple de hiçbir mümin kadın veya erkek, tesettür emrini “şekilcilik” diye küçümseyemez, dudak bükemez.
Allah’ın indirdiği hükümlere riâyet ederek yaşamak kulluk vazifemizdir. Yediğimize içtiğimize, giyim kuşamımıza, halimize, tavrımıza, konuşmamızdan tebessümümüze, aile hayatımızdan ticârî hayatımıza, bütün amellerimiz ve davranışlarımıza takvâ yani Allah korkusu yön vermelidir.
Allah’ın haramlarını haram bilmek ve sakınmak her mümine lazım olan takva derecesidir. Takva da imanın ayrılmaz bir parçasıdır. Allah-u Zülcelâl; ayet-i kerimede;
“Eğer mümin iseniz Allah’a karşı takvâ sahibi olunuz,” (Mâide; 11) buyurarak inandım iddiasında bulunan bir müminden takva ile imanını ispatlamasını beklediğini bildirmektedir.
Takva, insanın kalbinde devamlı “Allah-u Zülcelâl bu yaptığımdan razı olur mu?” hassasiyetinin mevcut olması demektir.
İslâm dîni müminin bütün hayatına kurallar koyar, nizam getirir. Müslümanlık şerefini muhafaza etmenin yolu bu kurallara uyarak kendi şahsiyetimizi kendi değerlerimize göre şekillendirmekten geçer.
Dinimizin bütün emirlerinin nihâî gayesi, mümini Allah’a layık kul, Habibine layık ümmet haline getirmek ve gerek mümin ferdi gerek İslam toplumunu her bakımdan yükseltmektir.
Bu mevzuda Müslümanın dikkat etmesi gereken hususlardan bir tanesi de bir Müslüman kadının ve erkeğin, toplum içinde giyim kuşamıyla, hali ve tavrıyla İslam şahsiyetini en güzel şekilde temsil etmesidir.
Her mümin kadın ve erkek, İslam ahlakını yansıtan, temiz, tertipli, edepli ve vakarlı bir kıyafet giyinmek suretiyle toplumda saygınlığını muhafaza etmelidir. Bilhassa toplumda kılık kıyafetiyle dikkati çekme durumu bakımından Müslüman kadınların bu hususa çok daha fazla dikkat etmesi gerekir.
Setr-i Avret Farzdır
Yaz günlerinin yaklaşması sebebiyle sokak ve caddelerin görüntüsü bizi tesettür üzerinde biraz daha durmaya mecbur ediyor. Tesettür demek, dinen örtülmesi gereken yerlerin, avret yerlerinin örtülmesi demektir. Dinimiz kadına da erkeğe de “Setr-i avret”i farz kılmıştır. Setr-i avret, hem namaz kılma esnasında hem de namaz dışında dış mekanlarda bedenin bazı kısımlarının örtülmesini ifade eder.
Tesettür ayeti, kadınların hangi erkeklere karşı örtünmeyebileceğini açıklamıştır. Bunlar dışındakilere zînet yerlerini göstermeleri açık bir dille yasaklanmıştır. Evden çıkarken dış kıyafet giyinip (Ahzâb, 59) başörtülerini yakalarının üstüne örtmeleri ve gizli olan ziynetlerini açığa vuracak şekilde ayaklarını yere vurmak gibi davranışlardan kaçınmaları (Nûr, 31) da ayet-i kerimelerle emredilmiştir.
Örtünmenin farz olduğu konusunda bir şüphe yoktur. Kur’ân-ı Kerim ayetlerinin yanı sıra onları açıklayan hadislerde de açık beyanlar vardır. Hz. Âişe radıyallâhu anhâ anlatıyor:
“Esmâ bint-i Ebî Bekr radıyallâhu anhâ üzerinde ince bir elbise olduğu hâlde Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’in huzûruna girmişti. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, ondan yüzünü ters istikamete çevirdi ve;
“Ey Esmâ! Bülûğa erdikten sonra kadınların, yüzüne ve eline işaret ederek şu ve şundan başka bir yerinin görülmesi doğru olmaz.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 31)
Müslüman hanımlar, kıyafet satın alırken; onun inceliğine kalınlığına, darlığına genişliğine, renginin dikkat çekip çekmediğine dikkat etmelidir. Dış kıyafet olarak giymek üzere alınan giysiler tesettürün ruhuna aykırı olmamalı, vücut hatlarını ortaya çıkarmamalıdır.
Tesettür adı altında vücut hatlarını belli eden, haya ve edeb anlayışımıza uygun olmayan giyim ve kuşam tarzlarına tenezzül etmemelidir. İnanmış bir hanım bunları giymekle nefsi adına bir kaçamak peşinde koşmamalı, yabancı kültürlere özentili ve hevesli görüntü vermemelidir.
Utanmazlık Moda Oldu
Maalesef günümüzde giyilen kıyafetlerin birçoğu, bizim edeb ölçülerimize ve ahlak anlayışımıza uygun düşmemektedir. Kadınlarımız; modanın, reklâmların ve markaların tesiri altında kalarak, ancak evinin en mahrem köşesinde giyeceği kıyafetleri dışarıda giyer hâle gelmişlerdir. Artık açık saçıklıktan da öte çıplaklık kelimesinin ifade edeceği bir manzara ortaya çıkmıştır.
Herhalde genç kardeşlerimiz ölümü ve ahireti uzak görmekte veya umursamamaktadır. Halbuki hiçbir insan ömrünün ne kadar olduğunu bilmez. Tevbe etmek için fırsat bulamadan kendini kabirde bulursa bunun pişmanlığı çok acı olacaktır.
Gençler gençliğin sarhoşluğuna aldanıyor olsalar da anne babalar uyanık olmalı, onların kendini ateşe atmalarına razı olmamalıdır. Çünkü günahı günah bilmek imanın gereğidir. Günahı günah bilen de günah işlenmesine rıza gösteremez, içi rahat olamaz.
Elbette gençler belli bir yaşa geldikten sonra çatışmak işe yaramayacağı için ailelerin çocukluk çağından itibaren din ve ahlak eğitimine önem vermesi gerekmektedir. “Yaşı küçüktür, günah olmaz,” diyerek çocukluk çağında edebe mugayir kıyafetler giydirdiğimiz zaman çocukların haya duygusu aşınmakta ve kendini bu kıyafetlerle tanımlamaya başlamaktadır. Alıştığı hayat tarzı ve giyim kuşamı bırakıp da bir Müslüman olarak giymesi gereken uygun kıyafetleri giymek zor gelmektedir.
Elbette çocuklarımızı yetiştirdiğimiz muhit ve gönderdiğimiz eğitim kurumları da çok önemlidir. Çünkü gençlik çağında arkadaşlar arasında kabul görmek çok önemlidir.
Çocuklarımızla konuşurken zamanımızda gençlerin yaşadığı imtihanların da farkına varmalıyız. Tesettür Allah’ın kadınlara indirdiği bir hüküm olsa da bir toplumda tesettürün değer görmesinden erkekler de sorumludur. Bir müslüman erkek, kendini sokaktaki yabancıya beğendirme derdinde olan kadını güzel bulmaz, eş olarak seçmez. Müslüman erkeklerin evlenmek için bir kadında edebe, hayaya, tesettüre değer verdiği toplumda genç kızlar, “Örtünürsem evde mi kalırım?” endişesi taşımaz.
Dinî ve manevi değerlerin giderek yozlaştığı günümüzde artık iffet, hayâ, edeb gibi değerlerle alay edilir olmuştur. Ahlaki değerlerimize aykırı hal ve tavırlarda bulunmak ise modernlik, ilericilik, moda, hayat tarzı, hürriyet, özgüven ve benzeri ifadelerle teşvik edilmektedir. Bu sebeple çocuklarımızın yaşadığı zorlukları anlayarak, sinirlenmeden, ani tepkiler vermeden sakince ama kararlılıkla doğruları öğretmeliyiz.
Bizim onlara şu konuda da örnek olmamız gerekir; “kalbinde samimi iman taşıyan insan, kendini şuna buna beğendirmenin derdinde değil, Allah’a beğendirme derdindedir.”
Samimiyetimizle Örnek Olalım
Kılık kıyafet bir aidiyet ifadesidir. Bir müslüman olarak biz İslam toplumuna aidiyetimizde ne kadar samimiyiz?
Bazen bizim sözlerimizden çok hal ve hareketlerimiz onlara örnek olur. Mesela çocuk anne babasında aşağılık kompleksine kapılmışçasına bir özenti hali görürse onun sözlerini ciddiye almaz. Her şeyden önce biz kendimiz tavizsiz ve samimi bir yaşantı ile İslam şahsiyetini temsil etmeliyiz.
Yakın zamana kadar annesini, büyük annesini beğenmeyen, onlardan farklı bir tesettür giyim tarzı ortaya çıkaran annelerin kızları şimdi annelerinin modern tesettür tarzını da beğenmiyor, tamamen açılıyor. Çünkü annesindeki aidiyet probleminin farkında, onun severek benimsemediğini, küçük gördüğünü, utanç duyduğunu hissediyor. Yahut babasının biraz maddi imkana kavuşunca hayat tarzı, giyim kuşam, sakal bıyık kesimi ve benzeri hususlarda modernleştiğini görüyor. Annesinin de kocasına uyum sağlamak için, onun yanında yaşlı ve bakımsız görünmemek için dar giyimle, makyaj yapmaya başlayarak, kaşlarını aldırarak, topuklu ayakkabılar giyerek bir tarz oluşturmaya çalıştığını görüyor. Böyle aşağılık kompleksini yansıtan, özentili davranışlar, çocuk ruhunda bir rahatsızlık meydana getiriyor. Artık ailesinin değerlerine tam bir güven duymuyor ve aidiyet hissetmiyor.
Elbette müslümanın da zevki vardır ama bu zevk duygusuna rehberlik eden değerler, manevi değerlerdir.
Bu sebeple gençlere kızmadan önce kendimize çeki düzen vermeliyiz. Müslüman bir anne baba dini hükümlere uyma bakımından samimi olmalı, Allah’ın rızasına uyma hassasiyeti içinde davranmalıdır.
Bir müslüman anne baba çocukların yanında müslüman kardeşlerinin gıybetini yapmamalı, onları küçük görmemeli, onlardan ayrı bir yol tutmamalı. Çünkü bu davranışlar müslüman gençlerin anne babalarına olan saygılarını da azaltır, İslam toplumuna duydukları güvenlerini de sarsar. Zaten Müslümanlara saldıran, onları kötüleyen o kadar çok tesir varken bir de müslümanlar birbirini kötülerse artık çocuklarımız İslam toplumuna neden güvensin?
Müslümana Yakışan Kıyafet
Tesettür de dahil bütün dini hükümlerin altında yatan en önemli husus, insanın dış görünüşüyle değil asıl ruhuyla insan olduğu gerçeğidir. Ne yazık ki modern kapitalist dünya ise tam tersini dayatmaktadır.
Bugün maddiyatın hayatın merkezine oturtulduğu bir dünyada, hep dış görüntü ön plândadır. Her şeyden önce müslümanlar olarak bu yanlışın farkında olmalıyız.
Dış görünüş bir zarftır ama asıl önemlisi mazruf yani o zarfın taşıdığı iç alemdir. İç alemimizde iman sağlam olursa zaten bu dış görünüşe de asıl rengini verecektir.
Elbette bir müslüman kadın ve erkeğin, kaliteli, düzgün ve gözü rahatsız etmeyen bir kıyafet giymesinde sakınca yoktur. Aksine insanların birbirine dış görünüş üzerinden değer biçtiği günümüzde müslümanların saygınlığını muhafaza etmek önemlidir. Bilhassa dini ilimleri öğreten, irşad vazifesi yerine getiren hoca efendiler ve hoca hanımların kıyafetlerine itina göstermesi uygun olur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Allah güzeldir güzeli sever.” (Müslim, Îmân, 1/93) buyurmuştur ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin giyim kuşamında bilhassa temizliğe ve düzene önem verdiği bilinmektedir. Toplumda hakir görülmeye sebep olacak kadar kalitesiz ve düşük giyinmek dinimizde uygun görülmemiştir.
Allah-u Zülcelâl kıyafetin sadece sıcaktan soğuktan korunmak ve örtünmek için olmadığını, başkalarına karşı bir güzellik vesilesi, bir ziynet olduğuna işaret ederek şöyle buyurmuştur:
“Ey Ademoğulları, namaz için her mescide gelişinizde ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin).”(A’râf; 31)
Kibirlenmek niyeti olmaksızın ve israfa kaçmaksızın her müslümanın camiye giderken ve toplum huzuruna çıkarken en temiz, en güzel şekilde giyinmeleri sünnettir.
Kıyafette kibir manası taşıyan aşırılıklardan kaçınmanın gerekliliği konusunda Rasûl-i Ekrem Efendimiz bizleri şöyle uyarmaktadır:
“Allâh, büyüklük taslayarak elbisesinin eteklerini yerde sürüyen kimsenin kıyâmet gününde yüzüne bakmaz.” (Buhârî, Libâs, 1, 5)
O devirde elbiseleri yerde sürüklemek bir kibir ifadesiydi. Zamanımızda da kibir manası taşıyan tercihler, hal ve hareketler vardır. Kardeşlik ruhunu zedeleyen ve manevi zararlara yol açan bu hareketlerden de sakınmak icap eder.
Allah-u Zülcelâl hepimizi, bütün hayatını İslam nizamıyla düzenleyen hakiki müminlerden eylesin. Âmin.

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ