Hakiki Tevbe Eden Günah İşlememiş Gibidir

  • 05 Şubat 2019
  • 3.425 kez görüntülendi.
Hakiki Tevbe Eden Günah İşlememiş Gibidir
REKLAM ALANI

Hz. Ömer radıyallahu anhunun hilafeti zamanında başından geçen hadise meşhurdur:

Hz. Ömer ile Abdullah ibn-i Mesud bir gece dolaşırken şehrin kenar mahallelerindeki bir evden ışık geldiğini gördüler. Vakit gece yarısı olduğu için bu hale şaşırdılar ve eve doğru yürüdüler. Evin bahçe duvarından içeriye bakınca bir de ne görsünler; yaşlı bir adam, önünde şarap sofrası ve şarkı söyleyen bir cariye ile oturmuş vaziyette!

Hz. Ömer radıyallahu anh kızgınlıkla:

REKLAM ALANI

“Bu geceye kadar, bu manzaradan daha çirkinini görmedim! Senin gibi ecelini bekleyen bir adamın şu hâli de ne?” diye seslendi. Adam, başını kaldırdı ve:

“Evet ey Müminlerin Emîri! Haklısın, ama senin yaptığın benimkinden daha fena! Başkalarının gizli hallerini araştırmak yasaklandığı hâlde sen benim halimi tecessüste bulundun hem de izinsiz olarak evime girdin.” dedi.

Hz. Ömer radıyallahu anh: “Haklısın.” diye cevap verdi ve elbisesini ısırarak gözü yaşlı bir şekilde oradan ayrıldı. Giderken de, kendi kendine şöyle diyordu:

“Eğer Rabbim affetmezse, Ömer’in hâli haraptır! Bu adam, yaptığı işi kendi ailesinden dahi gizliyordu. Şimdi ise, ‘Nasıl olsa Ömer beni gördü.’ diyecek ve işlediği bu günaha daha çok dalacak.”

Bir süre, bu yaşlı adam Hz. Ömer’in cemaatine gelmedi. Bir gün, Hz. Ömer otururken o adamın, cemaatin gerisinde saklandığını farketti. Dedi ki:

“Şu yaşlı adamı bana çağırın.” Adamın yanına giderek: “Haydi gel, seni Ömer çağırıyor!” dediler. Adam, kalktı. Giderken Hz. Ömer’in kendisini malum günahından dolayı, cemaat içinde rezil edeceğinden endişe ediyordu. Hz. Ömer:

“Yaklaş bana doğru!” dedi. Adam, o kadar yaklaştı ki Hz. Ömer’in yanına kadar vardı. Hz. Ömer:

“Kulağını bana doğru yaklaştır.” dedi ve ekledi; “Muhammed’i hak peygamber olarak gönderen Rabbime yemin ederim ki, ne ben ne de yanımdaki İbn Mesud senin hakkında bir şey söyledik!”

Adam da Hz. Ömer’e, “Sen de bana kulağını yaklaştır.” dedi ve şöyle fısıldadı: “Vallahi, ben de o zamandan bu yana içki kadehine elimi bile sürmedim!”

Hz. Ömer, yüksek sesle tekbir getirdi. Fakat insanlar onun niçin ‘Allah-u Ekber!’ diye haykırdığını anlayamamıştı. (Hayat’üs-Sahabe, Kandehlevi)

İşte ashab-ı kiramın seçkinleri bu şekilde günahkârların halini örterek onları tevbe etmeye teşvik ediyorlardı. Bizim de onlardan ders almamız ve mümin kardeşlerimizi tevbe etmeye teşvik etmemiz gerekir.

Bilhassa şu içinde bulunduğumuz devirde kötü alışkanlıklara kapılmış, ümidini yitirmiş birçok müslüman kardeşimiz bulunmaktadır. Onlara kötü nazarla bakmamalı, her birinin eğer samimi tevbe ederse hiç günah işlememiş gibi olacağını unutmamalıdır. Nitekim Rasulullah aleyhisselatu vesselam şöyle buyurmuştur:

“Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir.” (İbn Mace, Zühd 30)

Tevbe Kapısı Açıktır

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Enam; 54)

Allah-u Zülcelâl bunun gibi daha birçok ayet-i kerimede rahmet ve mağfiretini hatırlatarak, insanı ümitsizlik girdabından kurtarmaktadır. Çünkü insanı yaratan Rabbi, ondaki zayıflığı herkesten daha iyi bilmektedir.

Bir ayet-i kerimelerde Mevlamız: “…insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa, 28) buyurmaktadır. Yine birçok ayet-i kerimelerde de insanın aceleci, (Enbiya 37) hırslı ve dar gönüllü (Meariç 19) olduğu bildirilmiştir. Bunun gibi daha birçok ayet-i kerimeler, insanın nefsinde bulunan meyil ve huyları haber verir.

İnsanoğlu nefsindeki bu zaaflar ve temayüller sebebiyle, geçici olduğunu bile bile aceleyle dünya zevk ve nimetlerine meyleder. Ahiret için biraz sabretmeye dayanamaz, en ufak bir zahmette yılgınlığa düşer. Aklıyla ebedi olan ahiret hayatının daha üstün olduğunu anlar ama nefsani tarafı fani dünyanın cazibesine kapılıverir. İşte bu halleri sebebiyle insandan küçük veya büyük günah ve hatalar sadır olur.

Peygamber-i Zişan Efendimiz aleyhisselatu vesselam buna işaretle: “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30) buyurmuştur.

Şeytan insana bir günah işlettiği zaman, ardından ondan çok daha büyük bir tuzak kurar: “ye’s” yani ümitsizlik tuzağı…

Ümitsizlik, kişinin işlediği günahlara bakarak, “Ben kötü bir kulum, rezil bir insanım. Allah beni affetmez. Benim gibi nefsinin esiri olmuş bir zavallıyı Allah ne diye kulluğuna kabul etsin?” diye çaba göstermeyi bırakmasıdır.

Rabbimiz, günahkâr insanları ümitsizlikten sakındırır. Her ne kadar çok günahı olsa da insan için affedilme ümidi vardır. Allah Azimuşşan kullarına şöyle müjde veriyor:

“De ki: Ey çok günah işleyerek kendilerine zulmetmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır.” (Zümer, 53)

Bazı tefsirlere göre bu ayet-i kerime, Mekke’nin fethedilmesinden sonra müslüman olmakta tereddüte düşen Kureyş’liler hakkında inmiştir. Onlar yıllarca Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme karşı çıkmış, davetini tekzip etmiş ve vazifesini yapmasına engel olmuşlardı. Müslümanlara zulmetmişler, savaşmışlardı. İslam gelmeden evvel de kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek, içki, kumar, fuhuş gibi kötülükler işlemek, Kabe’yi ziyaret etmeye gelen hacılara haksızlık yapmak gibi türlü kötülükleri de işlemekteydiler. Eğer iman edip bunlardan vazgeçerlerse Allah-u Zülcelâl bunların hepsini affedecek miydi?

Peygamber aleyhisselatu vesselam her ne kadar, “İslam, daha önceki günahları siler,” diye müjdelemiş olsa da, geçmişe duyulan nedamet ve utanç yüzünden üzerlerine bir ümitsizlik çökmüştü. Hatta İslam düşmanı Ebu Cehil’in oğlu İkrime gibi bazı kimseler uzak diyarlara gitmek niyetiyle Mekke’den kaçmıştı.

Allah-u Zülcelâl bu ayet-i kerimeyle engin merhamet ve mağfiretini müjdeleyince ve Peygamber aleyhisselatu vesselam kendisine karşı yapılan haksızlıkları affedince, yeniden ümitvar oldular. Hatta İkrime’nin hanımı Ümmü Hakim kocasının peşinden gidip, onu tam gemiye binmek üzereyken vazgeçirdi ve geri dönmesini sağladı.

Allah-u Zülcelâl, ömrünün çoğu İslam düşmanlığı ile geçmiş olan kavmi dahi bağışladı. Hatta onlara daha sonra İslam’a hizmet etmeyi de nasip eyledi. Böylece geçmişteki zulüm ve günahlarını sildiği gibi, onların yerine sevap işlemeye de muvaffak kılarak büyük lütufta bulundu.

Geç müslüman olan sahabeler arasında Hz. İkrime gibi, Hz. Halid bin Velid gibi, Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi gibi, radıyallahu anhum daha birçok kişi, geçmişteki hatalarından arınıp kaybettikleri fırsatı telafi etmek için kendilerini İslam hizmetine, cihad meydanlarına attılar. Böylece Rabbimizin şu müjdesine nail oldular:

“Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).” (Furkan, 70)

Dıhye’nin Samimi Tevbesi

Geçmişteki zulümlerine tevbe hususunda güzel bir örnek olarak Dıhye-i Kelbi’nin kıssası, İsmail Hakkı Bursevi Hazretlerinin Rûhu’l-Beyan Tefsirinde şöyle anlatılır:

Nebi Zişan Efendimiz Hazretleri, Dihye’nin Müslüman olmasını istiyordu, bunun için dua ediyordu. Çünkü onun kabilesi ve adamları çoktu, o Müslüman olursa diğerleri de Müslüman olacaktı. Nihayet duaları kabul oldu ve bir gün Cebrail aleyhisselam, “Ya Nebiyyallah, şu an Dıhye müslüman olmak niyetiyle senin huzuruna gelmek üzeredir,” dedi.

Müslümanlar câhiliyet döneminde aralarında geçenlerden dolayı Dihye’yi pek sevmiyorlardı. Ama Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, ashabını, “Dihye’yi iyi karşılayın, hislerinize hakim olun,” diye tembihledi. Kendisi de onu çok sıcak karşıladı. Hatta Dıhye mescide girdiğinde, sırtındaki ridasını çıkartıp, oturması için yere serdi. Bu o zamanlar büyük hürmet ifadesiydi.

Dıhye bu muameleye karşı çok hislendi, hemen Allah Rasulü’nün ridasını yerden kaldırdı, öpüp yüzüne gözüne sürdü ve ağlamaya başladı. Sonra:

“Ya Rasûlellah! İslâm’ın (İslama girmenin) şartları nelerdir?” diye sordu. Rasulullah Efendimiz’den öğrendiği kelime-i tevhidi söyledi. Sonra yine ağlamaya başladı. Efendimiz sebebini sorunca da şöyle anlattı:

– Ya Rasûlellah! Ben geçmişte çok büyük zulüm ve günah işledim. Ben Arabların Meliklerindendim. Kızlarımın büyüyünce kocaya varmalarını kendime utanç sebebi gördüğüm için tam yetmiş tane kız çocuğumu kendi ellerimle öldürdüm. Rabbine söyle, benim günahlarımın keffareti nedir acaba? Rabbim bana nefsimi öldürmeyi emrederse öldüreyim, eğer bana bütün malımı sadaka olarak dağıtmamı emrederse günahlarıma keffâret olması için dağıtayım!

Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam buna hayret ettiği için cevap vermedi, sükût etti. O anda Cebrail aleyhisselâm geldi. Ve:

“Yüce Allah buyuruyor ki: Dihye’ye söyle, İzzettim ve Celâlim hakkı için sen: “Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed Allah’ın Rasûlüdür” dediğin zaman ben seni afvü mağfiret ettim. Senin bütün geçmiş günahlarını bağışladım.”

İşte asr-ı saadette cereyan eden bu hadiselerde bizim için birer örnek vardır. Demek ki Allah-u Zülcelâl tevbe eden kullarına karşı çok affedici ve lütufkardır. Ancak o lütfa nail olmak için, tevbe ederken samimi olmak gerekir.

Dıhye’nin büyük bir kabile reisi olduğu halde çocuk gibi ağlaması, günahlarına büyük pişmanlık duyması hatta kefaret için kendini öldürmeye veya malının hepsini dağıtmaya razı olması, tevbesinin samimiyetini gösteriyor.

Nitekim Hz. Dıhye İslam’a hizmet olarak, Peygamber aleyhisselatu vesselamın elçiliğini yapmış, o devrin en büyük devleti Bizans kralının huzuruna çıkmıştır. Hem de Bizans kralının önünde secde etmeyip, çok izzetli davranmak suretiyle adeta bu mübarek vazife uğruna canını feda ettiğini göstermiştir. İşte hakiki tevbenin mükafatı olarak böyle İslam tarihine adını yazdırmıştır.

Bunlarda bizim için ibretler vardır. Öyleyse bizler de ümitsizliğe düşmeyip hem kendimizi, hem de din kardeşlerimizi birer birer İkrime, birer Dıhye olmaya namzet olarak görelim.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ