Hac İbadeti ve Fazileti

  • 28 Haziran 2022
  • 564 kez görüntülendi.
Hac İbadeti ve Fazileti
REKLAM ALANI

MANEVİ GÜNDEM / Gülistan Araştırma

 

Hac ibadeti; hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Farz oluşu Kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Haccın farz oluşunun Kur’an’daki delili şu ayetlerdir:

REKLAM ALANI

“…Gücü yetenlerin haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır” (Al-i İmrân, 3/ 97).

Allah-u Zülcelal kullarını bir ayet-i kerimede hacca davet ediyor:

“(Ey Habibim!) İnsanlara haccı ilân et (onları hacca çağır). Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşarak yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar.” (Hac, 27)

Haccın lügat manası; bir şeyin etrafında dönme, dolaşma demektir. Dini ıstılahta imkânı olan her müslümanın belirlenmiş zaman içinde Kâbe’yi, Arafat, Müzdelife ve Mina’yı ziyaret etmek ve belli bazı dinî, görevleri yerine getirmek suretiyle yaptığı ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirenlere hacı denir.

Hac ibadeti Hz. İbrahim ve oğlu İsmail aleyhimesselamın Kabe’yi inşa edip insanları hacca davet etmesinden beri bilinen bir ibadetti. Ancak müşrikler hac ibadetini de değiştirmişlerdi.

İnsanlara İslam üzere Hac ibadetinin nasıl yapılacağına dair emirler bildirildikten sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem yüz bine ulaşan Müslümanla birlikte Veda Haccını yerine getirdi.

Hac ibadeti gücü yeten Müslümanların mutlaka yerine getirmesi gereken bir farzdır. İslam’ın şartlarından birinin de hac ibadeti olduğuna delalet eden bir hadis-i şerifi zikredebiliriz:

“İslam beş temel esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka tanrı bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, hac ve Ramazan orucu.“ (Buhârî, İman, 1. I, 8. Müslim, İman, 19-22.)

Hac ibadetinin fazileti hakkında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

“Ey Allah’ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâdetmiyelim mi?” Şu cevabı verdi:

“Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur.” Hz. Aişe annemiz der ki:

“Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.” (Buhârî, Hacc 4)

Haccın Adabı

Haccın en önemli ibadetlerinden biri Kabe’yi tavaf etmektir. Kâbe, yeryüzünde Allah’a ibadet etmek için kurulmuş ilk mescid, Allah’ın evi ve kullarına bağışlanma, ikram ve müjdeler bahşettiği mübarek bir mekandır.

Gelmiş geçmiş Peygamberler Mekke’yi ziyarete gelmişler, burada Allah’ın evini tavaf ederek bu mekanın feyzinden istifade etmişlerdir.

Ayet-i kerimede Rabbimiz Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y yapmanın da haccın gereklerinden olduğunu bildirmiştir.

“Şüphesiz, ‘Safa’ ile ‘Merve’ Allah’ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka’be’yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir.” (Bakara,158)

O diyar, “Meş’ar’il-Haram” diye anılmıştır.  Yani, hürmet gösterilsin diye konulmuş işaret yerleri bulunmaktadır. Rabbimiz bu mekana gösterilen hürmeti kendisine gösterilen hürmet saymıştır. Bu sebeple mikat mahalli denilen ihrama girme sınırlardan geçer geçmez bazı kurallar başlar.

Müslümanlar burada tıpkı kabre giren cenazeler gibidir. Evlerinden ve ailelerinden uzakta, yolculuk meşakkatleri içinde… hac için yollara düşmek bütün fani sevgiler ve bağlardan çözülüp Allah’a bağlanmanın bir sembolü gibidir.

Hacda nefsi öldürme vardır. Her hacı, ailesinden ve dostlarından ayrılmış, zevklerini bırakmış, birtakım sıkıntı ve eziyetleri göze almış fedakâr bir Müslüman’dır. Hac için toplanmış, dünya elbisesinden soyulmuş, beyaz ihramlara bürünmüş olan muazzam bir kitle, mahşerden bir numunedir.

Haccın farz olmasındaki pek çok hikmetten bazıları: İslam’ın izzetini, Müslümanların birliğini, kardeşliğini temine vesile olmasıdır. Her taraftan gelip toplanmış olan Müslümanlar, birbirleriyle tanışırlar, birbirlerinin dertlerinden haberdar olurlar.

Rabbimiz ihrama girdiğimiz andan itibaren “rafes, füsuk ve cidal”den kaçınmayı emretmiştir. Bunlar, bu mübarek diyarın hürmetine uymayan bazı hallerdir.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:

“Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.” (Bakara, 197)

İhrama bürünmek bir edeb dersinin talimine vesiledir. İhram süresince devam eden bazı özel yasaklar vardır. Mesela insanın kendi tırnağını bile kesemeyeceği, koku sürünemeyeceği, saçını sakalını koparamayacağı günlerdir bu günler. Bu günlerde müminler eline, diline, beline sahip olmayı öğrenir.

Mâlî ve bedenî bir ibâdet olan hac için gereken maddî meblağ da helâlden kazanılmış olmalıdır.

Hadîs-i şerîfte, haram parayla hacca giden kimse; “Lebbeyk” dediğinde kendisine; “Sana, ne lebbeyk ne de sa’deyk. Çünkü senin kazancın haram, azığın haram, bineğin haramdır. Hiçbir sevap almadan günahkâr olarak dön! Hoşlanmayacağın şeyle karşılaşacağından dolayı üzül!” şeklinde bir karşılık verileceği beyan buyrulur. (Heysemî, III, 209-210)

Bu bakımdan hac yapacak kimselerin her şeyden önce helal kazançla hacca gitmeleri çok mühimdir. Manasına ve rûhuna uygun bir hac yapmak için ilk şart budur.

Bunun yanında hac yolculuğu ve ibâdetleri esnasında kul haklarına çok dikkat edilmelidir. Birlikte yolculuk yaptığınız kişileri üzecek hal ve hareketlerden sakınmalıdır. Hac günlerinde mâlâyânî ile meşguliyetten azami şekilde kaçınmalıdır. Bu mübarek yerlerde rûhâniyet ve feyzi dağıtacak davranışlarda bulunmak yazık olur. Onca masraf yaparak, zahmet çektikten sonra buraların edebine uygun olmayan bir hal yüzünden ecir ve mükafatı zâyî etmemek gerekir.

Bütün ibâdetler gibi hac ve umreler de kalbî hassâsiyetlerle îfâ edilmelidir. Bir daha telafisi olmayan bu ibadeti layıkıyla yapmanın gayreti içinde olmalıdır.

Arafat Vakfesi

Zilhicce ayının 9. Günü Arefe günüdür. O gün hac için Mekke’de toplanmış Müslümanlar Arafat’ta vakfeye dururlar.

Hz. Âdem aleyhisselam ile Havva’nın yeryüzüne indirildikten sonra bir araya geldikleri yer olan Cebel-i Rahme tepesi ve etrafındaki alan; haccın yerine gelmesi için mutlaka vakfeye durulması gereken yerdir.

Hacılar Arefe günü, Arafat’ta bulundukları sürece ibadetle meşgul olur, telbiye, tekbir, tehlil, salavât getirip, istiğfar ederler. Hem kendileri hem bütün müminler için dua ederler. Dünyanın diğer yerindeki Müslümanlar da bu vakitleri gafletle geçirmeyip onların dualarına iştirak ederlerse bu çok güzel olur.

Teşrik Tekbirleri

Müslümanların hac için mukaddes beldelerde toplandıkları bu günlerde, hem oradaki Müslümanlar hem de onlara iştirak etmek için dünyanın her yerindeki Müslümanlar farz namazlardan sonra tekbir getirirler. Buna teşrik tekbirleri denir.

Hanefî mezhebine göre, teşrik tekbirleri Arefe Günü sabah vaktinde başlar ve bayram günü ikindi vaktine kadar devam eder.

Teşrik Tekbirinin Lafzı

Hanefî mezhebine göre, teşrik tekbirin lafzı ikişer ikişer olmak üzere şöyledir:

  اَللَّهُ اَكْبَرُ اَللَّهُ اَكْبَرُ لَاا اِلَهَ اِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ  اَكْبَرُ اَللَّهُ اَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ

“Allah-u ekber, Allah-u ekber, La ilahe illallahuvallahuekber, Allahuekber ve lillahi’l-hamd.’’

Şafiî mezhebine göre, Hacılar, bayramın birinci günü öğlen namazından itibaren tekbir almaya başlar ve bayramın son günü sabah namazında buna son verirler.

Hacıların dışındakilerin ise Arefe Gününün sabahından son gününün ikindisine kadar teşrik tekbirleri getirmek sünnettir.

Şafiî mezhebine göre, teşrik tekbirlerinin sözleri hafif değişikle şöyledir:

“Allah-u ekber, Allah-u ekber, Allah-u ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber, Allah-u ekber ve lillahi’l –hamd.”

Şafiî mezhebine göre, üçüncü tekbirden sonra:

اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا وَالْحَمْدُ للهِ كَثيِرًا وَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلً

“Allah-u ekber kebira, velhamdülillahi kesira ve subhanallahi bükraten ve esıla” sözlerini de ilave etmek müstehaptır.

Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Biz, Allah Resulü aleyhisselatu vesselam ile birlikte namaz kılarken, cemaatten bir adam:

“Allahu ekber kebira, velhamdülillahi kesira ve subhanallahi bükraten ve esila” dedi.

Namazdan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

“Şu şu kelimeyi kim söyledi?” diye sordu. Cemaatten bir adam:

“Ben, ey Allah’ın Resulü!” deyince, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle buyurdu:

“Bu kelimelere şaştım! Onlara göklerin kapısı açıldı.” buyurdu.

İbn Ömer radıyallahu anh der ki: “Allah Resulünün böyle söylediğini işittikten sonra, bu kelimeleri hiç terk etmedim.” (Müslim, 601; Tirmizî, 3592; Nesâi, 2/125)

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ