GÖNÜL SOHBETLERİ / Kişi Arkadaşının Dini Üzeredir

  • 02 Nisan 2024
  • 46 kez görüntülendi.
GÖNÜL SOHBETLERİ / Kişi Arkadaşının Dini Üzeredir
REKLAM ALANI

GÖNÜL SOHBETLERİ
Kişi Arkadaşının Dini Üzeredir
Seyda Muhammed Konyevî -ks-

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki, doğru yolu bulasınız.” (Al-i İmran; 103)
İnsanın annesi, babası, kardeşleri, hanımı, komşuları, akrabalarından sonra en yakını, kişinin arkadaşıdır. Bundan dolayıdır ki kişi arkadaşını çok iyi seçmeli ve arkadaşının huyunu, kişiliğini çok iyi öğrenmelidir.
İnsanın, kardeşlik ve sadakat akdinde iki vazifesi vardır. İnsanın birinci vazifesi, sadâkâtın şartlarını istemektir. Ondan sonra kardeşlik akdidir. Kardeşlik ve sadakate layık olmayanları, sadık (dost) kabul etmeyesin.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde herkes kiminle arkadaşlık yaptığına baksın.” (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45)
Bu hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kişinin, kendi arkadaşının meşreb ve mezhebinde olduğunu bildirmiştir.
İnsan konuşma ve ilim öğrenmede ortağı, din ve dünya işlerinde refiki olmak için arkadaşı olmasını istiyorsa, şu beş hasleti gözetmesi lazımdır:
Birinci haslet akıldır. Çünkü akılsızın sohbetinde hayır olmaz. Zira onun en iyi hali, iyilik yapayım derken zararlı olmasıdır.
İkinci haslet, güzel huydur. Kötü huylu kimseden vefa ve safa gelmez. Kötü huylu, gazab ve şehvetine sahip olamayandır. O halde insan öyle bir kimseyle arkadaş olmalıdır ki, ona hizmet edince, o seni korusun. Ülfet edince, zinet verip, tatlı söz söylesin. Bir iyilik görünce, onu değerlendirsin, bir kabahat görünce de onu örtsün.
Üçüncü haslet de salâhtır. İnsan, büyük günah üzerinde ısrar eden bir fâsık ile dost olamaz. Çünkü Allah-u Zülcelâl’den korkan, günahta devam üzere olamaz. Halbuki Allah korkusu olmayanın gailesinden (azabından) ve zararından emin olunmaz. Zira o, arazın değişmesi gibi değişir. Bir kararda kalmaz.
Dördüncü haslet ise kanaattir. Dünyaya karşı (haris) hırslı olana yakın olmamak lazım. Haris ile sohbet öldürücü bir zehirdir. Haris ile sohbet eden hırslı olur, zahid ile sohbet eden zahid olur ve rahat bulur. Çünkü tabiatlar (huylar) birbirine benzemeye ve aksetmeye meyillidir.
Beşinci haslet ise sıdk, doğruluktur. Yalancı ile dost olunmaz. Çünkü o kötüdür, seraba benzer, boştur. Sana yakını uzak, uzağı yakın gösterir.
İnsan bu beş şeyi bir kimsede bulamazsa ya hasletleri kadar arkadaşlık yapmalı ya da uzak durmalıdır. Arkadaşlık, dostluk hukukunun da birçok edep ve rükunları vardır. Kişi arkadaşını kendi nefsine tercih etmelidir.
Mü’minlerin kardeşliği böyle olmalı, birbirlerini sevip, saymalı, birbirlerinde kusur aramamalı, buğz, kin ve düşmanlık etmemelidir. Çünkü bu kötü hasletler, insanın maneviyatını yok eder. Bu gibi hasletler hep nefsi davranmaktan dolayıdır. İnsanın nefsi ise hep kendini temize çıkarmaya çalışır ki, bu, insanın Allah-u Zülcelal nazarında değerini düşürür.
Mü’min kardeşler olarak birbirine kızmadan, buğz etmeden, kin duymadan, birbirimize hep iyilik ve yumuşaklık davranmalıyız.
Fazilet Sahiplerinin Mükafatı
Hz. Hüseyin radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
“Allah-u Zülcelal, bütün insanları topladığı zaman; “Fazilet sahipleri neredeler?” diye bir ses duyulur. Bir gurup insan ayağa kalkıp, cennete doğru yürümeye başlarlar. Bunun üzerine melekler önlerine çıkarak:
“Nereye gitmek istiyorsunuz?” diye sorunca, onlar da:
“Cennete gitmek istiyoruz.” derler. Melekler:
“Hesaptan önce mi?” diye sorunca, onlar da:
“Evet hesaptan önce!” derler. Melekler:
“Siz kimsiniz?” diye sorunca:
“Biz fazilet sahipleriyiz.” diye cevaplarlar. Melekler:
“Dünyadaki faziletiniz ne idi?” diye sorunca:
“Bize karşı yapılan cahillikleri olgunlukla karşılar, bize kötülük edenlerin kusurlarını affederdik.” derler. Bunun üzerine Melekler:
“Haydi cennete giriniz, iyi amel işleyenlerin mükafatı ne güzeldir.” derler.
Arkasından yine aynı ses:
“Dünyadayken Allah’a dost olanlar nerede?” diye seslenir. Bu çağrı üzerine bir gurup insan yine cennete yönelirler ve meleklerle karşılaşırlar. Melekler, onlara kim olduklarını sorunca:
“Biz yeryüzünde Allah-u Zülcelal’in dostlarıyız.” derler. Melekler:
“Allah’a nasıl dost olmuştunuz?” diye sorarlar. Onlar:
“Bizler dünyadayken, Allah için birbirimizi seviyor, Allah için birbirimize ikramda bulunuyor ve Allah için birbirimizi ziyaret ediyorduk.” derler. Bunun üzerine Melekler:
“Haydi cennete giriniz, iyi amel işleyenlerin mükafatı ne güzeldir.” derler. (Ebu Nuaym)
İşte, dünyada mü’min kardeşlerimizle iyi geçinmenin, iyi davranmanın mükafatı böyledir.
Gavs-ı Bilvanisi bir sohbetinde şöyle anlatmıştır:
“Bir gün Şah-ı Hazne’yi ziyarete gitmiştim. Akşam olup, yatma vakti geldiğinde, altıma bir hasır, üstüme de bir battaniye almıştım. Yattıktan bir müddet sonra; daha uyumadan, oraya ziyarete gelen bir kişi, üzerimdeki battaniyeyi aldı götürdü. Gece de hava soğuktu. Altımdaki hasırın yarısını üstüme örttüm. Battaniyemi alan kişiye de, hiçbir şey demedim. Öylece sabahladım.”
Şah-ı Hazne’nin evindeki misafirhane iki katlı idi. Üst katta alimler ve salikler, alt katta ise avam yatardı. Şah-ı Hazne kendi nefsini yenmek için, avamın yattığı yerde yatıyordu.
İşte, Allah-u Zülcelal için insan kendi nefsini bırakırsa, Allah-u Zülcelal insana nice makamlar verir. Sâdât-ı Kirâm, Allah-u Zülcelal’in rızası için, mü’min kardeşlerine iyilikle davranmış, kendi nefislerini Allah-u Zülcelal’in rızasına vermişler, Allah-u Zülcelâl de onlara böyle makamlar vermiştir.
Bizim de elimizden geldiği kadar, Sâdât-ı Kirâm’ın ahlakıyla ahlaklanmamız lazımdır. Çünkü tasavvufun amacı; nefse muhalefet etmek, nefsi yok etmektir. Bizler her halde ve her yerde, Sâdât-ı Kirâma mutabaat etmek zorundayız. Mü’min kardeşlerimize güler yüzlü davranmak ve sevmek güzel ahlaktır. Onların bir sıkıntısı olduğunda kendi sıkıntımız, kendi müşkilatımız gibi hemen o sıkıntıyı gidermek için çareler aramamız lazımdır.
Mü’min kardeşimizin kederinde ve sevincinde hep yanında olmaya gayret etmeliyiz. Çünkü herkes bu anlayışla ve bu ahlak üzere birbirine davranırsa, bütün insanlar İslam kardeşliğini yaşamaya başlar ve huzur olur, rahatlık olur, en önemlisi de Allah rızası kazanılmış olur.
Fedakarlık Yolu
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin hadis-i şeriflerini ve Evliyaların arkadaşlık hukuklarına riayet etmelerindeki hassasiyetlerini kendimize rehber edinerek, biz de birbirimizi düzeltmeye, birbirimize güzel huylar edinmede ve salih amel işlemede yardımcı olmaya gayret gösterelim.
Kendimiz için istemediğimizi, mü’min kardeşimiz için de istememek ve kendimiz için istediğimizi mü’min kardeşimiz için de istemek güzel ahlaktır. Bundan daha güzeli ise, onlardan gelecek sıkıntıya katlanmak ve kusurlarını görmemektir.
Nakledildiğine göre, bir adam sufiler cemaatine düşmanlık edip, zamanın halifesine şikayette bulunarak:
“Bir cemaat zuhur etti, şarkı söylüyor, küfür olan şeyler konuşuyor, gizlice mahzenlere gidiyor, buralarda bir takım (mahsurlu) sözlerden bahsediyor. Bunlar zındıklardan bir topluluktur. Eğer bunların başlarının kesilmeleri için emir verirse, zındıklar mezhebinin kökü kazınmış olur. Zira hepsinin başı bu topluluktur. Şayet böyle hayırlı bir iş yapılırsa, gayet çok sevap alacağını temin ederim.” diye, şikayet yollu sözler söyleyince, halife bunların derhal huzuruna celbedilmelerini emretti.
Bunlar; Ebu Hamza, Rakkam, Şibli, Ebu Hasan Nuri ve Cüneyd-i Bağdadi idiler. Bunların idam edilmeleri için halifeden emir çıktı. Cellat, ilk önce Rakkam’ı katletmeye teşebbüs edince, Ebu Hasan Nuri hemen yerinden fırladı, kendini samimi bir şekilde ileriye attı, neşeli ve mütebessim bir şekilde gidip Rakkam’ın yerine idam sehpasına çıktı ve:
“Önce beni katlet!” dedi. Cellat:
“Henüz seni idam etmeye sıra gelmedi, kılıç öyle acele bir şekilde yanına koşulacak bir şey değil.” dedi. Ebu Hasan Nuri:
“Benim yolum fedakârlık temeli üzerine kurulmuştur. En aziz şey candır. Şu birkaç nefesi ve soluk alacak zamanı bu kardeşlerime sarfetmek istiyorum, bu suretle ömrümü de feda etmiş olacağım. Çünkü ben dünyadaki bir nefes alacak kadar zamanı, ahirette ki binlerce yıllık hayata tercih ediyorum.” dedi.
Oradakiler Ebu Hasan Nuri’nin bu sözlerini işitince, durumu Halife’nin huzuruna arzettiler. Halife, Ebu Hasan Nuri’nin samimiyetine ve sadakatine taaccub etti, şaşırdı ve:
“Emrin icrasını durdurunuz.” dedi. Bunların durumunu incelemesi için kadıya başvurmalarını emretti. Kadı:
“Delilsiz olarak bunlara mani olmak mümkün değildir.” dedi. Sonra kadı, Ebu Hüseyin Nuri’ye fıkıhtan bir mesele sordu, o da derhal cevabını verdi. Kadı mahcup olmuştu. Nuri sözlerine şöyle devam etti:
“Ey kadı! Bütün bunları sordun, ama şunu hala sormadın. Acaba Yüce Allah’ın öyle erleri var mıdır ki, bunların kıyamları hep O’nunla, hareket ve sükunları aralıksız olarak O’nunla, bütün hayatları O’nunla, müşahadede ki bekaları da daima O’nunla olsun!
Öyle ki Hakk’ı temaşa etmeleri hali bir an kesintiye uğrasa canları bedenlerinden çıksın. O’nunla uyusun, O’nunla yesin içsin, O’nunla tutsun, O’nunla yürüsün, O’nunla görsün, O’nunla işitsin ve O’nunla olsun! İşte ilim bu sorulara verilen cevaptır.”
Bu sözleri dinleyen kadı hayrete düştü ve halifeye bir elçi gönderip:
“Şayet bunlar da zındık iseler, ben yeryüzünde bir tek müslüman bile bulunmadığına hükmediyorum.” dedi. Halife bunları yanına çağırıp:
“Dileyin dilediğinizi…” dedi. Onlar:
“Bizim dileğimiz senin bizi unutmandır, çünkü sen ne hüsnü kabul göstermekle bize şeref verirsin, ne de katından kovmakla bizi hakir kılabilirsin. Zira bize göre senin bizi kabul etmen reddetmen gibi, reddetmen de kabul etmen gibidir.” dediler. Bu sözleri dinleyen halife çok ağladı, kendilerini izzet ve ikramla uğurladı.
Hasedden Kendimizi
Muhafaza Edelim
Allah için yaşamak, Allah-u Zülcelâl’in yanında çok kıymetlidir. Allah’a ve Resulüne muhabbet beslemek de Allah-u Zülcelâl’in yanında çok makbuldür.
Bazı Peygamberlere şöyle vahy gelmiştir:
“Beni seven kimseye, Ben cenneti nasip ederim. Kim Ben’den korkarsa, Ben onu cehennem ateşinden muhafaza ederim. Kim Ben’den haya ederse, hafaza meleklerine o kimsenin günahını unuttururum.”
İşte, Allah-u Zülcelal böyle kudret ve azamet sahibidir. Her şey O’nun kudretindedir.
Hakikaten bizler ne de olsa, günah sahibiyiz. Peygamber olmadığımız için Evliyalar dahi kendi derecelerine göre hata sahibidirler. Bu hatalara karşı Allah-u Zülcelâl’e tevbe etmek ve daima yalvarmak lazımdır.
Habil ile Kabil, Âdem aleyhisselam’ın oğullarıdır. Annemiz Havva daima ikiz doğuruyordu. O zaman her erkek, ikiz doğduğu kız kardeşi dışında istediği kızla evlenebiliyordu.
Habil ile Kabil büyüdüler ve evlenme çağına geldiler. Bundan sonra Allah-u Zülcelâl, Âdem aleyhisselâma Habil’in ikiz kız kardeşi Leyuza ile Kabil’i, Kabil’in ikiz kız kardeşi Eklima ile de Habil’i evlendirmesini emretti. Eklima her yönüyle Leyuza’dan güzeldi. Âdem aleyhisselam aldığı bu emri çocuklarına ulaştırdığı zaman Habil hoşnut oldu, Kabil ise kızdı. O zaman, kim bir kurban verirse, gökten bir ateş inip bu kurbanı yiyor ve bu da kurbanın kabul olduğunun alameti oluyordu.
Habil, kendi sürüsü içinde en güzelini seçip kurban etmek niyeti ile ayırdı. Bu kurbanı ile de içinden Allah-u Zülcelal’in rızasını kazanmayı düşündü. Kabil ise, sahip olduğu en düşük kalitedeki buğdayı kurban niyeti ile ayırdı.
Her ikisi de kurbanı bir dağın tepesine koydular. Bundan sonra Âdem aleyhisselam dua etti ve gökten bir ateş indi. İnen bu ateş, Habil’in kurbanını yiyip bitirdi, Kabil’in kurbanı ise olduğu gibi kaldı. Bunun üzerine Kabil, Habil’e kızdı. İçinden de hased duygusu besledi. Onun bu hasedi, Âdem aleyhisselam Kâbe’yi ziyaret için oradan gidinceye kadar sürdü.
Âdem aleyhisselam onların yanından ayrılıp gidince Kabil, Habil’i öldürmek niyeti ile yanına gitti. O sırada Habil sürüsünün başında idi. Kabil ona:
“Seni mutlaka öldüreceğim.” dedi. Habil:
“Beni niçin öldüreceksin?” diye sorunca, Kabil:
“Allah, senin kurbanını kabul etti, benim kurbanımı geri çevirdi. Bu durumda sen, benim güzel kız kardeşimle evlenmek istiyorsun; benim de senin çirkin kız kardeşinle evlenmemi istiyorsun.” dedi.
Kabil, Habil’i öldürmeye karar verdi, ancak nasıl öldüreceğini bilmiyordu. Bunun üzerine şeytan, insan suretine girdi. Kabil’in yanına geldi. Bir kuş aldı, kuşun başını bir taşın üzerine koydu, sonra da başka taşı onun başı üzerine indirdi. Kabil ise, onun bu yaptığına bakıyordu. Böylelikle şeytan, adam öldürmeyi Kabil’e öğretti. Kabil de onun gibi yaptı, Habil uyurken onu öldürdü.
Kabil, Habil’i öldürdükten sonra, bir müddet sırtında taşıdı. Sonradan öldürdüğü kardeşini ne yapacağını kargadan öğrendi. Baktı ki karga ölmüş olan hemcinsini bir çukur kazarak gömüyor. Kabil de onun gibi yaptı ve kardeşine bir mezar kazarak gömdü. Sonra Âdem aleyhisselam gelince Kabil’e, kardeşi Habil’i sordu. Kabil:
“Ben onun vekili değilim.” dedi. Âdem aleyhisselam:
“Onu mutlaka sen öldürmüşsün, bunun için cesedin karardı.” dedikten sonra, Kabil’den uzaklaştı.
İşte kıskançlık, Kabil’i katil yaptı. Her ne zaman, haksız yere bir cana kıyılsa, bunun günahından Kabil’e bir nasip çıkar. Zira, yeryüzünde ilk cana kıyıp adam öldürme işini o yapmıştır.
İnsan bu manevi hastalıkların kendisinde olmasını istemiyorsa da yine de kendisinden atamıyor. Ancak bu, tasavvufun kural ve kaideleriyle atılabiliyor.
Rivayet edildiğine göre, Zülkarneyn aleyhisselam, bir yere giderken garip bir cemaat gördü. Kendi evlerinin arasında kabir kazmışlar ve yemekleri de ottan ibaretti. Zülkarneyn aleyhisselam onların ileri gelen büyüğüne bir elçi gönderdi ve yanına gelmesini istedi. Fakat adam:
“Benim Zülkarneyn’e ihtiyacım yoktur. Eğer onun ihtiyacı varsa o yanıma gelsin.” dedi. Elçi durumu Zülkarneyn’e anlatınca:
“Hakikaten benim ona gitmem lazımdır.” diyerek kalktı ve yola çıktı. Onların yanına varınca:
“Siz gelmediniz, işte biz geldik!” dedi. Adam:
“Doğrudur, çünkü bizim sana ihtiyacımız yoktur.” dedi. Zülkarneyn:
“Ben hiç böyle bir cemaat görmedim, neden evlerinizin arasına kabir kazdınız?” diye sordu.
Adam: “Bu kabri daima ölümü hatırlamak için kazdık. Bu kabir önümüzde olduğu zaman, daima ahiret aklımızda oluyor ve daha çok ibadet ediyoruz.” dedi. Zülkarneyn:
“Peki neden yemek yemiyorsunuz?” diye sordu.
“Eğer yemek yersek vücudumuz büyür ve o vücudu, bu kabrin içinde kurtlar yiyecektir. Allah’ın otu çoktur ondan yiyoruz.” dedi. Bundan sonra bir kafatası eline aldı:
“Bu kimdir, biliyor musun?” diye sordu. Zülkarneyn:
“Hayır, bilmiyorum!” diye cevap verdi. Adam:
“Bu da senin gibi bir padişah idi. Onun mülkleri, hazineleri vardı ve o kadar zalim idi. Bak sonu ne oldu!..” dedi. Adam elini başka bir kafatasının üzerine koyarak:
“Bu da adaletli bir insandı. İşte onun sonu da böyle oldu!” dedi. Adam daha sonra elini Zülkarneyn’in başına koydu ve:
“Acaba bu baş öldükten sonra zalim padişah gibi mi, yoksa adaletli bu kimse gibi mi olacak?” dedi. Bu esnada Zülkarneyn ağlamaya başladı ve:
“Senin bu nasihatın bana yeter. İstersen her gün bana nasihat etmek için vezirim ol.” dedi. Adam:
“Hayır! Bütün dünyayı bana versen yine de olmam. Ben halimden memnunum.” dedi.
Hakikaten o adam elini sanki hepimizin başına koymuş gibidir. Acaba zalim mi olacağız, yoksa salih mi olacağız? İşte bunu hepimizin düşünmesi gerekir. Ona göre kendimizi ayarlayalım.
Allah-u Zülcelal’in merhametini unutmayalım. Bizden öncekiler için İslami yaşantı biraz müsait idi. Fakat bizim bu yaşadığımız ahir zamanda zordur. Onun için bizim en büyük çaremiz, ağlamak ve Allah’a yalvarmaktır. Allah-u Zülcelal’e karşı çok ağlamamız ve yalvarmamız lazımdır. Bizim tek çaremiz budur.
Gelin, hep beraber el ele vererek merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimize yönelelim. Ondan başka sığınacak ve O’ndan başka tutunacak neyimiz var. Biz O’na yönelelim, itaat edelim, teslim olalım. İnanıyorum ki o zaman O da bize rahmeti ile muamele edecektir.
Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin..

REKLAM ALANI
REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ