Gel, dertleşelim…

  • 04 Temmuz 2018
  • 1.230 kez görüntülendi.
Gel, dertleşelim…
REKLAM ALANI

Bizden istenen

“Ey gönül! İşlediğin suçlara, kusurlara karşılık, Hakk’tan özür dilemek için neler düşünüyorsun? O’ndan sayılamayacak kadar lütuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede…

O’nun tarafından, bunca keremler, senden ise manasız aykırı işler; O’ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar, suçlar, günahlar…

REKLAM ALANI

Senden bunca haset, bunca kötü düşünce, bunca dedikodu. O’ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler…

Yaptığın kötülüklerden, işlediğin günahlardan pişman olup ta, candan ‘Allah!’ dediğin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O’dur.” diyor Hazreti Mevlana!

Bütün bunları bize karşılıksız olarak veren Rabbimize karşı nasıl bir sorumluluk içerisindeyiz hiç düşündük mü acaba?

O Allah ki, yer ve gök ve arasında yaratılmış her ne varsa eksiksiz bir nizam ve intizam içerisinde yaratan ancak O’dur.

O Allah ki, mutlak hâkim ve mutlak galip olandır.
O Allah ki, kahredici bir güç ve kudret sahibidir. Büyük bir sabır ve merhamet sahibidir, kullarının fiillerine, tarafından belirlenmiş bir vakte kadar sabreden ve onları affetmek için çeşit çeşit fırsatlar yaratarak merhamet eden Rabbimizin şanı ne yücedir.

Ey Aziz Dostum!

Rabbimiz bizlere karşı ne kadar merhametli ve şefkatlidir. Bizlere hadsiz nimetler veriyor. Peki, buna karşılık olarak bizlerden ne istiyor?

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât; 56) buyurduğu ayeti kerimede olduğu gibi bizden kulluk istiyor, yalnız O’na ibadet etmemizi, yalnız ondan yardım istememizi ve ancak O’na boyun bükmemizi… Başkalarına değil ancak O’nun önünde eğilmemizi istiyor!

Dara düştüğünde, aç kaldığında, derde belaya düştüğünde, her şeyden ümidini kestiğinde, çaresiz kaldığında, ellerini açıp kendisine yalvarmanı istiyor. O, senin sesini seviyor…

Ağlamanı, inlemeni…

O’ndan istemeni seviyor.

O seni istiyor. O yüreğini istiyor…

O Allah ki hiçbir yere sığmadım ancak mümin kulumun kalbine sevgimle, muhabbetimle sığdım diyor ve O, kullarını seviyor!

Neden böylesin? Böyleyiz…

Neden hala kalbini, yüreğini O’na açmıyorsun? Hala neden engelleri kaldırmıyorsun aradan? Hücrelerine kadar onu istemene rağmen sana ne engel oluyor? Seni O’ndan uzaklaştıran, O’nun yakınlığını hissettirmeyen, seni senden koparan nedir, biliyor musun?

Elbette biliyorsun onu sen!

Onu herkes biliyor ama yanılıyor, tanıdığımızı zannediyoruz. Bilmekle, tanımayı aynı zannediyoruz, mana olarak karıştırıyoruz. Oysa bilmekle tanımak, çok farklı şeyler…

Onu biliyorsun çünkü senden, senin içinden…

Sen yedikçe doyan, sen öğrendikçe öğrenen, sen büyüdükçe büyüyen, sen alçaldıkça alçalan, sen güzelleşince güzelleşen ve sen çirkinleştikçe çirkinleşen o şey, yani Nefis!

O senin en büyük imtihanın bu dünyada… İçinde besleyip büyüttüğün en büyük düşman!

İşte, Rabbinle arandaki en büyük engel, dostu düşman yapan, ana baba arasını açan, kardeşi kardeşe kırdıran, hep o ocaklar söndüren, Rabbini, ahireti, kabri, unutturup dünyanın debdebesine aldanıp keyfü sefasına kapılıp insanı perişan eden, hep o ve biz onu tanımıyoruz!…

Namaz kılıyoruz, zikir yapıyoruz, oruç tutuyoruz, sadaka veriyoruz, zekât veriyoruz ama haset, gıybet, riya, ucub, kibir, yalan gibi kötü ahlaklar bizden ayrılmıyor! Kardeşlerimizle kavga ediyor, onları kırıyor, ailemize karşı sert ve anlayışsız davranıyoruz!

Hatta tebliğ gibi kutsal bir görevi bile ifa ederken, sert ve öfke doluyuz. Peki, neden?…

Oysa Allahu Zülcelâl, “Namaz insanı fuhşiyattan ve kötülüklerden alıkoyar.” diye buyuruyor (Ankebut, 45). Peki, bizim namazımız bizi neden alı koymuyor fuhşiyattan ve hayâsızlıktan, hiç düşündük mü?

Çünkü biz, namazımızı Allahu Zülcelal’in istediği huzur içerisinde huşu ile edâ etmiyoruz! İbadet gibi muhabbetle değil, adet gibi istemeyerek kılıyoruz. Peki, namazımızı Allahu Zülcelal’in istediği gibi kılmak için bir gayret içerisine neden girmiyoruz?

Her şeyimiz O’nun için olmalı

Kullarına karşı eşsiz merhamet ve sevgi besleyen Rabbimize karşı, sadık bir kul olabilmek için O’na yüreğimizi açmalıyız. Hiçbir gizlilik bırakmadan, her şeyimizle O’na gitmeli, O’nun için olmalıyız.

O’nunla mutlu onunla huzurlu, onunla beraberken, hiçbir şeye karşı kederlenmeden aşk ve muhabbet içerisinde olmalı, O’na ibadet ederken güçlü olmak için yemeli, O’nun rızası için içmeli, O’ndan bahsetmek için oturup kalkmalı, O’nun murakabesiyle uyuyup uyanmalı, O’nun rızasını kazanmak için çalışıp çabalamalıyız.

O Allah ki, “Yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.” (Â’raf; 54)

O Allah ki, hayatımızın her alanına hükmetmeli, O’nsuz geçen her an bizim için ölmekten daha acı olmalı ki bize, O’na olan sevgimiz aşka dönüşebilsin…

İnanın ne kadar seversek sevelim; O, her zaman bizden daha fazla sevecek! O’na karşı hata yapmaktan ne kadar korkarsak; inanın O, bizi hata yapmaktan muhafaza edecek.

Biz, O’na karşı bu mana içerisinde ne yaparsak, O daha fazlasını yapacak… Çünkü O, kullarını seviyor; O, kullarını azap etmek için yaratmadı…

Ancak Hududullah’ın (Allah’ın sınırları, hükümleri) dışına çıkmamak şartıyla.

Bizi O’ndan uzaklaştırmaya çalışan nefsimize, şeytan ve dünyaya karşı uyanık olmak durumundayız. O’ndan uzaklaşmaya hiçbir şekilde tahammülümüz olmamalı!

Boş vermemeli, küçük gördüğümüz hatalara karşı bile teyakkuzda olmalı, hafife almamalıyız.

İşte, en çok zorlandığımız, bütün gözümüzde büyüttüğümüz mesele bu! Bundan ibaret.

Onca sıkıntımızın, yollarda dökülüp kalmamızın altında yatan şey. Birbirimizi kırıp geçirmemiz hep bundan. Allah’ın rahmetinden uzak kalışımız, yerimizde sayışımız hep bundan…

O’nsuz geçen her an, musibet olarak insana yeter de artar…

Oysaki ne kadar aldanıyoruz, nefsimizi tanıdığımızı zannederek, boşa geçiriyoruz zamanı! O’na kavuştuğumuzu zannettiğimiz anlar, O’ndan en uzak olduğumuz anlarken, biz hala kurbiyet iddiasındayız!…

Evet, Aziz dostum!

Bu çetin yol, bu cılız bacaklarla aşılamayacak kadar zor ve büyük tuzaklarla dolu. Ve her an sonumuzu hazırlayan boş hayal ve hevesler peşinde, nefsimizin isteklerine boyun eğmekten başka bir şey yapamıyoruz!…

“Bu kadar da mı kötüyüz!” Dersen; evet, içler açısıdır halimiz! Fakat ben bir çare biliyorum. Ama yapar mısın, yapmaz mısın bilmem? Lakin en sağlam yoldur; “Bir dosta dost olmak!”

Allah’ın bir dostuna dost olmalıyız. Çünkü onlar, Rabbimizi de O’nun düşmanlarını da bizden daha iyi tanıyorlar. Onlarla beraber olursak, zamanla bizler de dostu düşmanı tanırız. Vesselam…

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. KADİR ASLNA dedi ki:

    ALLAH RAZI OLSUN GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL VE DOYURUCU BİR YAZI OLMUŞ. ALLAH İLMİNİZİ VE KALİMİNİZ DAİM VE KAİM EYLESİN

BİR YORUM YAZ