Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat İtikadı

  • 05 Nisan 2019
  • 1.000 kez görüntülendi.
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat İtikadı
REKLAM ALANI

Ehl-i sünnet itikadı ne demektir?

Ehl-i sünnet, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin getirdiği dine ve ashâbı kiramın, selef-i salihinin ve onlara uyan alimlerin yoluna bağlı olan demektir. Dini hususlarda çıkarılan ihtilâf ve tefrikalardan sakınıp, Kitap, Sünnet ve icma-ı ulemaya ittiba eden müslümanlar ehl-i sünnettir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetine tâbi olanlara ehl-i sünnet; ashab-ı kiram hazeratını âdil kabul eden ve din hususunda onların yolunu takip edenlere de ehl-i cemaat denilir. İkisine birlikte “ehl-i sünnet ve’l-cemaat” denilmiştir.

REKLAM ALANI

Ehl-i sünnet yolunun temel anlayışı, dini hususlar üzerinde sonradan çıkarılan münakaşalarda beşer aklına değil, nakle yani, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemden bize ulaşmış Kitap ve sahih hadisleri esas almaktır.

Ehl-i sünnet yolu mutedil bir yoldur. Aklı tamamen iptal etmez ama ölçüsünde istifade eder. Mesela Allah-u Zülcelâl hakkında müşebbihe yani “Allah’ı insana benzermiş gibi –haşa- tasavvur etme” anlayışına savrulmaz. Allah-u Zülcelâl hakkındaki müteşabih lafızları tevil eder. Mesela “Allah’ın eli” deyince bunu Allah’ın kudreti diye kabul eder. Fakat dini akla uydurmaya da çalışmaz.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Allah ve Rasûlünün yoluna aralarında hüküm vermesi için davet olunduklarında, inananlar; “dinledik ve itaat ettik” diye cevaplar. İşte ancak bunlardır kurtulanlar” (en-Nûr, 5).

İşte ehl-i sünnet ve cemaat yolu, “işittik, itaat ettik,” diyenlerdir. Allah ve Resulü bir hususta hüküm verince ona inanıp bağlanmak dinî bir zorunluluktur.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, “size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin” buyurmuştur. (Müslim, 412, İbn Mâce, Mukaddime, 1)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin emir ve yasaklarına uyma hususunda en güzel örnek ashabı kiramdır. Bir hadis-i şerifinde Peygamber aleyhisselatu vesselam, Ashâb-ı kiramını, uyulduğu takdirde, insanları doğru yola götüren gökteki yıldızlara benzetilmiştir.

“İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidâyete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerinin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sakının. Çünkü her uydurma, bid’at; her bid’at sapıklıktır” (Ebû Dâvûd, Sünne, 5).

Kur’an-ı Kerim’de de sahâbîler hakkında şöyle buyurulur: “İlk iman eden, en ön safta bulunan muhacirlerle ensar ve onlara iyilikle tabı olanlardan, Allah razı oldu. Onlar da Allah’dan razı oldular. Allah onlar için ebedî kalacakları, altında ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe, 100)

Allah-u Zülcelâl, ashabı kiramı övmek suretiyle sonradan gelen ümmetin onlara tabı olmasını istediğini işaret etmektedir. Sahabelerden sonra gelen tabiin nesli bunu doğru anlamış ve tatbik etmiştir. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam bir hadisinde bunu şöyle açıklar: “Ümmetimin en hayırlı dönemi, benim içinde yaşadığım dönemdir. Sonra da onların peşinden gelenlerin dönemidir” (Buhâri, Fedâilu’s-Sahâbe, 1).

Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam,

“Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehennem girer.”(Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace,Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332).

Bir başka hadis-i şerifte o topluluğun kimler olduğu sorulunca “Bunlar cemaatte olanlardır.” buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, 3/145; Zevaid, 6/226).

Cemaat denilince kast edilen, sonradan çıkarılan fırkalara itibar etmeyip ehl-i sünnet yoluna teslimiyetle iman eden cemaattir. Allah-u Zülcelâl bu ümmetin içinde daima böyle hak yolda devam eden bir cemaat var edecektir. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Ümmetim, sapıklık üzerinde bir araya gelmez. İhtilâf gördüğünüz zaman size ‘sevâdu’l a’zam (en büyük olan ve hak üzere bulunan topluluğa katılmayı) tavsiye ederim” (İbn Mâce. Fiten. 8).

Sevâdu’l-a’zam, çıkarılan ihtilaflara, tefrikalara uymayıp imanını muhafaza edenlerdir. Allah’ın lütfuyla fıkıh ve hadis âlimlerinin cemaâti sapmalardan korunacaktır. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam “Allahu Teâlâ ümmetimi sapıklık üzerine bir araya getirmez. Allah’ın rahmet eli (yardımı) cemaâtledir. Kim cemaâtten ayrılırsa; cehenneme atılacaktır” (Tirmizî, Fiten, 7) diye buyurmuştur.

Sonraki devirlerde bir takım tefrikalar çıkınca “Ehlu’s-sünnet” ifadesi, dinde bid’atlere ve çeşitli münakaşalara karşı sünnetin savunulması ve Ümmetin bütünlüğünün korunması hareketi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ortaya atılan meselelerin dini cevaplarını tesbit etme ve bid’ata karşı İslâm itikadını muhafaza altında alma hareketine ehl-i sünnet hareketi denilmiştir.

İslâm dünyasının büyük bir çoğunluğunu oluşturan ehl-i sünnet hareketi, itikadi meselelerde hata yapanları ikaz eder. Ama ehl-i kıble olan hiç kimsenin canını malını heder etmez, iç karışıklık çıkarmaz. Bu sebeple ehl-i sünnetin reddiyeleri ilmi bir mücahadedir, haricilerin kendi anlayışlarına göre tekfir etmesi gibi bir tekfir hareketi değildir. Bu yolun mühim bir esası da itidaldir. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “İşte böylece biz, sizi orta (dengeli) bir ümmet yaptık” (Bakara: 143).

Hülasa, Ehl-i sünnet sadece bir mensubiyet değil, iman, amel ve ahlakta Peygamber aleyhisselatu vesselama uyma yoludur.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ