Çocuklarımıza Kıyafet Alırken

  • 05 Temmuz 2019
  • 1.506 kez görüntülendi.
Çocuklarımıza Kıyafet Alırken
REKLAM ALANI

İslam’a göre, kişinin kılık kıyafet âdâbı, ahlâkî yapısının tezahürlerindendir. Çocuk terbiyesinde kazandırılması beklenen adapların temel zemininde ise edep ve hayâ duygusu vardır.

İslam âlimleri bu duyguların insanda fıtrî olduğunu, bunların zamanla kaybolmaması ve günlük hayatta eyleme dönüşmesi için üstün bir gayret gösterilmesi gerektiğini ifade ederler. Yani çocuklarımız büyüdükçe sonradan kazanılmış davranışları ile doğuştan getirdikleri saf ve temiz tabiatlarının örtüşmesi önemlidir.

Unutmamalıyız ki çocuklarımıza kazandıracağımız bu alışkanlıklar ve değerler onların dinlerini inşa ve ihyasında zemin oluşturacaktır. Bunu ihmal ettikçe zaman aleyhimize çalışmaktadır. Zira çocuklarda nefsi temayüllerin toprak üstüne çıkmaya başlamasıyla yani buluğ çağı ile birlikte işimiz daha da zorlaşacaktır. Kişiliğimize, mizacımızda var olan menfî değil müsbet eğilimlerin yerleşmesinin öncül ve esas çalışmaları çocukluk çağına denk gelmektedir.

REKLAM ALANI

Bilimsel çalışmaların, beynin enerji tasarruflu çalıştığını ve günlük eylemlerimizin hatırı sayılır bir kısmının bu alışkanlıklar üzerinden yürüdüğünü ortaya koyması anlamlıdır. Zira bu sonuçlara göre alışkanlıklar davranışlarımızın hatırı sayılır bir kısmını oluşturuyor. Duke Üniversitesi’nde 2006 yılında yapılan bir çalışma günlük hayatta sergilenen davranışların % 40 ında fazlasının bu rutinlerden oluştuğunu ortaya koyuyor. Buradan hareketle yavaş yavaş yerleşen ve alışkanlık halini alan davranışlarımızın zamanla ne kadar kök saldığını ve terkinin de o nispette çetin olduğunu söyleyebiliriz.

Bu durum bize çocuk terbiyesi açısından anlamlı ipuçları sunmaktadır. O halde yavrularımıza kulluk amacımıza yönelik alışkanlıklar kazandırmak zorundayız. Anadolu’da kullanılan ve benim de çocukluğumda sıkça muhatap olduğum “Nasıl alışırsan öyle gidersin,” deyişi tam da buna karşılık gelmektedir.

Yabancı Özentisi Kıyafetlerden Kaçınalım

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in her hususta olduğu gibi bu husustaki hassasiyet, uygulama ve tavsiyelerinin ehemmiyetle örnek alınması gerekmektedir. Efendimiz aleyhisselatu vesselam’ın çocukların terbiyesine dair tavrı, Allah’ın emir ve yasaklarına itaate zemin hazırlayan, yabancı özentisinden uzak tutan ve karşı cinse benzemeyen bir ölçüdedir. Örneğin basit bir mevzu olarak görülebilecek çocuklarda saç kesimine dair tavrı dahi calib-i dikkattir.

Son zamanlarda kız ve erkek çocuklarda, gençlerde sıklıkla görmeye başladığımız yabancı özentisi saç kesim tarzları da dinimizde uygun görülmemiştir. Peygamber efendimiz, “Kim hangi kavme benzerse o da onlardandır” (Ebû Dâvûd, Libas 4) buyurmuştur.

Kaynaklara göre, yahudi ve fasıklara benzer tarzda saç tıraşı Peygamberimiz tarafından kesinlikle yasaklanmıştır. İbni Ömer radıyallahu anhümâ rivayet ettiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün saçının bir kısmı tıraş edilmiş bir kısmı bırakılmış bir çocuk gördü, aile fertlerini böyle yapmaktan menedip şöyle buyurdu: “Ya hep tıraş edin ya hep bırakın!” (Ebû Dâvûd, Tereccül 14)

Evlatlarımıza gerçek bir merhamet göstermek için sevdirerek, bilinçlendirerek, heveslendirerek ve teşvik ederek İslami bir eğitim vermek zorundayız. “Saldım çayıra, Mevlam kayıra” anlayışının ya da topluma göre yaşanacak bir din anlayışının esaretinden bir an önce çıkmalıyız. Sokak kültürünün (!) sosyal medyanın ve diğer kitle iletişim araçlarının normalleştirdiklerinin manevi ve ahlaki erozyonun yaptığı tahribatı farketmeliyiz.

Kızlarımızı Tesettüre Alıştırmalıyız

Bundan on yıl öncesine kadar belki dindar dahi olmasa çoğu anne babanın göz yummayacağı, hatta ve hatta evde dahi müsaade etmeyeceği giyim kuşam tarzı bugün sokaklarda cirit atar oldu. Çünkü ölçü Allah’ın belirlediği hudutlar üzerinden değil sürekli menfi tesir altında yozlaşan toplumun kabulü ve uygulamaları üzerinden oluşturulmaya çalışılıyor. Maalesef önemli oranda da başarılı olunduğuna hep beraber şahit oluyoruz. Oysa ebeveynlerin çocukları için kıyafet tercihlerinde oldukça itina göstermesi gerekmektedir.

Zira Cenabı Allah’ın, “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (bakılması yasak olan şeylerden) çevirsinler ve ırzlarını korusunlar. Görünmesinde sakınca olmayan (el ve yüz gibi) yerleri dışında zînetlerini açığa vurmasınlar ve bunun için başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…” (en-Nûr 24/31) emri kız çocuklarının tesettür konusunda dikkatli ve şuurlu bir şekilde yetiştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Ve yine bir başka âyet-i kerimede, “Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Ahzab, 59) buyrulmaktadır.

Ne yazık ki İslami hassasiyetleri olan bazı anne babaların; düğündü, tatildi, mezuniyetti, kutlamaydı derken kız çocuklarının giyim kuşamları konusunda tavizkar bir tutum içerisinde olduklarını hatta kendilerinin de yanlış örnek olacak şekilde davrandığını görüyoruz. Oysa İslam’ı edebi yaşamımızın tamamına şamil kılmak zorundayız.

Aile üyelerinin tesettür konusunda ev içerisindeki ortak yaşam alanlarında dahi bu hassasiyete dikkat etmesi elzemdir. Bilhassa annenin bu anlamda kız çocuklarına güzel örnekliğine çok ihtiyaç vardır.

Son zamanlarda dindar ailelerin dahi çocuklarına tesettürün İslamî bir farz olduğunu öğretmede ve ölçülerini aktarmada ciddi bir zaaf içerinde olduğunu veya bu hususta sorun yaşadığını görmekteyiz. Sokaklarda ve çevremizde tesettür sadece kendisine emredilmişçesine genç kızı yanında tesettürden uzak hâlde olan annelere sıkça rastlar olduk.

Bunun yanında üzüntü verici bir başka durum da, başörtüsünün aksesuar halini aldığı ve tesettürün özünün tamamen yitirilip cazibe unsuru haline getirildiği uygulamaların oldukça yaygınlaşmış olması. Bir yakınımın genç kızıyla tesettür üzerine sohbet ettiğimizde kendisine vaktinde tesettür sevgisi ve şuuru verilmediği için şu anda nefsini iknada çok zorlandığını söylemişti. Hatta bazı ebeveynlerin bu durumdan rahatsız olmadığı, ya da kırmama, incitmeme, söz geçirememe, kendi rızasına bırakma gibi mazeretler öne sürdüğüne şahit oluyoruz.

Şefkatli Bir Eğitim

Elbette sevgi ve şefkatten mahrum, katı bir muameleyi tasvip etmiyoruz. Fakat şunu unutmamalıyız ki; terbiye bir çiçeğin bakımı gibidir. Bakımından sorumlu olduğumuz o çiçeği tabiatına uygun olacak şekilde ve uygun zamanlarda sularız. Gerekli diğer çevresel faktörleri sağlarız. Aşırı sulamak çürütecek, kendi haline bırakmak ise kurutacaktır. Çocuklarımızı da kendi gönlüne bıraktığımızda hangi hevâ ve heveslerin çukuruna düşeceğini bilemeyiz. Düşeceği bu çukurların ve hezeyanların acısı dünyada da ahirette de bize dönecektir.

Aynı şekilde dikta bir uygulamada ileriki yaşlarda (Allah korusun) dini değerlere ve hükümlere karşı bir muhalefet ve rahatsızlık oluşturabilir. Çocuğun mizacına göre asiliğe sürükleyebilir. Bu yüzden çocukların zaten fıtri bir ihtiyaç olan tesettürün özünü daha kolay kavrayarak çabuk uyum sağlayabilmesi için erken yaşlardan itibaren edep ve hayâ duygularının muhafazasına çok dikkat edilmelidir.

Ruhen ve bedenen sağlıklı bir kişilik geliştirebilmeleri ve kendilerini koruyabilmeleri için hayati bir öneme sahip olan mahremiyet eğitiminin de ihmal edilmemesi çok önemlidir. Mahremiyet eğitimi geniş bir izahat gerektirdiğinden bu yazıda yalnız şunu belirtmekle yetinelim, tesettür, edeb ve hayâ eğitimi aynı zamanda çocukların mahremiyet bilincine sahip olmasında da yararlıdır.

Çocuklarımız ve gençlerimiz izledikleri dizilerden, dinledikleri müziklerden, akran çevresinden yani ardına düşüp de haliyle hâllendiklerinden menfi ya da müsbet anlamda etkilenmektedirler. Bazen genç kızların odalarında bazı manken, model, şarkıcı denilen kişilerin fotoğraflarını görüyoruz. Büyük bir özenti ve hayranlık duydukları bu kişiler onların masum ve temiz dünyalarını kirleterek kötü bir model olmaktan başka bir fayda sağlamıyor. Çocuğun ya da gencin akran çevresi ve internet kullanımı da, aşırı kuşkucu ve baskıcı olmadan, ılımlı bir yaklaşımla denetlenmelidir.

Üstad Said Nursî’nin ifadesiyle; “Bâtılı tasvir, körpe zihinleri ifsad eder.” Yani dört bir yandan salıverilen üçüncü sayfa haberlerinin kötüyü, haramı ve yanlışı ifşa etmesi de oldukça üzücü bir durumdur. Araştırmalar da bu ifsadı doğruluyor ve yavrularımızın büluğa kadar bu tür vaka ve durumlardan kesinlikle uzak tutulması gerektiğini, aksi takdirde beynin bunları örneklem olarak kodlayacağını ve tesirinde kalacağını ortaya koyuyor. Yavruların tüm bu zehirli akımlardan ve tesirlerden muhafazası anne babanın asli vazifesidir. 

Kendi Cinsine Uygun Giydirmeli

Kıyafet seçerken dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da karşı cinsin kıyafetlerinin seçilmemesine özen göstermektir. Mesela kızlara pantolon giydirilip saçının erkek gibi kesilmesi; erkeklere renkli dar gömlekler giydirilmesi, saçının uzatılması, küpe takılması gibi…

Bu tarz tercihlerin ahlakî yapıyı ifsad etme amaçlı yürütülen sinsi projelere hizmet edebileceği bilinmelidir. Hümanist bir maske ile cinsiyet eşitliği ya da benzeşmesi şeklinde servis edilen bu zihniyet bireysel ve toplumsal ahlakı ifsad eden virüsler yaymaktadır. Bu noktada çocukların kendi sınırlarını bilmeleri oldukça elzemdir. Mesela mağazalardaki bazı ürünlerin kadına mı erkeğe mi ait olduğunu bazen anlamakta zorlanıyoruz. Sorduğumuzda ise çoğu zaman “Farketmiyor,” cevabını alıyoruz.

Hz. Âişe annemiz kadınların erkeklere mahsus kıyafetlere bürünmesine izin vermemiş ve “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadın gibi giyinen erkeğe, erkek gibi giyinen kadına lânet etti.” (Ebû Dâvûd, Libas 28) buyurmuştur.

Peygamber efendimiz torunu Hz. Hasan dünyaya geldiğinde, daha bebek olmasına rağmen sarı kundağa sarmalarına izin vermemiş, beyaz kundağa sarmıştır. Hz. Ömer radıyallahu anh kırmızı renkli elbiseler giyenleri gördüğü zaman, yanına çekip “Bunu kadınlara bırakın” derdi.

Yine çocuklar için üretilen kıyafetlerin üzerindeki bazı suretlerin ve mesajların da hassasiyetle incelenmesi önemli bir konudur.

Tüm bunlarla beraber yavrularımızın da ahir zamanda ciddi imtihan içerisinde olduğunu unutmamalıyız. Bu mücadelede bizlerin şefkatli öğreticiliğine ve rehberliğine ihtiyacı olduğunun farkında olmalıyız. Nefislerine hoş gelen tüm seçenek ve çeldiriciler karşısında Rabbini hem seven hem hakkıyla korkmaya çalışan anne baba görmek onlara hem iyi gelecek hem işlerini kolaylaştıracaktır.

Bize düşen arkamızdan yürüyenlerin izlerimizi takip ettiğini unutmamaktır. Çocuklarımızın gelişim seviyelerine göre hakiki tesettürün anlam ve kıymetinin şuurunu sevgi eksenli ama tavizsiz bir tavırla vermeliyiz.

Çok önemli bulduğum bir husus var ki, o da şu; eskiden aile gence manevi değerlerini daha rahat aktarabiliyordu. Örtülü annenin kızı da örtülü olurdu büyük olasılıkla. Bu doğal bir süreçti. Fakat günümüzde işler değişti ve bizler artık onlara tesettürün varlığına yükleyeceği kıymet ve güzellikleri iyi anlatmalıyız.

Onlara “heyte lek”* diyerek nefse hoş gelen şeylere davet edenler varken biz sert veya soğuk muamelelerle kendimizden uzaklaştırmamalıyız. Çabalarını takdir ve taltif etmeliyiz. Elimizden geleni yapmaya gayret edip sonucun değil sürecin mesulü olduğumuzu da unutmamalıyız.

Mevlâ’m hepimize evlat yetiştirme yolculuğunda katından kolaylıklar ve hayırlı akıbetler lütfetsin…

* Azizin karısının Hz. Yusuf’a “gelsene” diyerek nefsine davet etmesi.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ