Bir İrfan Pınarı; Sadreddin Konevi

  • 07 Eylül 2018
  • 1.769 kez görüntülendi.
Bir İrfan Pınarı; Sadreddin Konevi
REKLAM ALANI

Konya iline varınca ovanın düzlüğünde kurulmuş bir kent karşılar sizi. Geceleyin binlerce semazen hücresinde kandillerini yakıp tefekkür ediyor gibi ışıl ışıl görünür şehir. Gündüzleri ise her yanı tarih, her yanı mana ilkimi ile kuşatılmış sokaklar, caddeler insanı kendine çağırır. “Ne olursan ol yine de gel “der mana erenleri. Konya’ya varınca, Mevlana düşer aklına insanın.

 

Konya mistik yapısından dolayı kendisini arayanların diyarıdır. Burada nice insan, kendinde kaybolup sonrasında kendini bulmuştur. Konya sokaklarında yürürken ağırlığını fazlaca hissedeceğimiz bir Hazreti Mevlana havası görülür. Sonra Hz. Mevlana’nın hocalarından Şems-i Tebrizi Hazretleri çıkar karşımıza. Ve ötede, yine Mevlana’nın hocalarından Sadreddin Konevi Hazretleri karşılar bizi, Allah (cc) sırlarını yüceltsin.

REKLAM ALANI

 

Yolumuzu ve kalbimizi, bizi çağıran Sadreddin Konevi’nin makamına döndürüyoruz. İçimizdeki gösteriş ve gurur, gölge gibi peşimizden bizi takip ediyor. Sokaklardan ilerledikçe Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin türbeleri gibi gösterişli bir türbe arıyor gözlerimiz.

Ara sokaklarda, güller içerisinde, kendi adı ile anılan mütevazı bir türbede karşılıyor bizi Sadreddin Konevi Hazretleri. Sade ve bir o kadar huzur verici caminin avlusunda, her yanı güllerle, çiçeklerle bezenmiş türbe oldukça sade. Mevlana ve Şems-i Tebrizi Türbeleri mescitlerin içerisine yapılırken, Sadreddin Konevi Türbesi bahçeye yapılmış.

 

Kabir küçük bir mezarın içerisinde. Onun üzerine etrafı ve üzeri açık olan bir türbe yapılmış. Türbenin etrafını güller sarmış.

 

Sadreddin Konevi rahmetullahi aleyh dünyadaki en şanslı yetimlerden birisi olsa gerekir. Geldiği makamı, belki de Şeyhu’l Ekber Muhyiddîn-i Arabi kuddise sirruhu gibi üvey bir babaya borçlu. Muhyiddîn-i Arabi Hazretleri, Tasavvuf ve Kelam alanında ortaya koyduğu düşünce ve yaşamla, tarihteki yerini almış, mana üstatlarından birisidir. Bunun yanında Sadreddin Konevi Hazretlerinin madde planında üvey babasıdır.

 

Muhyiddîn-i Arabî  üvey evladının evliyalar arasında aşk mertebesindeki yerini alabilmesi için ona iyi bir eğitim vermiştir. En büyük terbiyesi, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in sallallahu aleyhi vesellemin büyük cihat olarak nitelendirdiği “Nefis terbiyesi” olmuş.

Nefsin en kötü yoldaşı olan yeme içme duygusunu, Sadreddin Konevi’den uzaklaştırmak için ona az yemeyi, az içmeyi, az uyumayı öğretmiştir.

 

Muhyiddîn-i Arabî, nefis terbiyesinde o kadar ileri gitmiş ki, Sadreddin Konevi’yi alır yüksek bir yere çıkartır, düşme korkusu yaşadığı için uyuyamayan Sadreddin Konevi tefekkür âlemine dalarmış. Muhyiddîn-i Arabî  maddi olarak durumu iyi olmasına rağmen Sadreddin Konevi’ye az yedirir, az içirir, az uyuturmuş. Dışardan bakanlar, ne olacak üvey baba demeden kendilerini alamazlarmış.

 

Bir gönül pınarı

Sadreddin Konevi, hocasından aldığı terbiye ile Allah dostları arasında yerini almış bir gönül erbabı.

 

Sadreddin-i Konevi bir rüyasında cennete götürüldüğünü ve oradan misk meyvesi kopardığını anlatır. Uyandığında sağ elinde bir avuç misk olduğunu, kokusunun Muhyiddîn-i Arabî’nin kendisine hediye ettiği hırka-i şerîfe sirâyet ettiğini anlatır. Sadreddin Konevi Hazretleri, fani alemden ayrılıp ebedi âlemdeki yerini alınca, kefenine bu kokudan sürülmüştür.

 

Türbesine her gün yüzlerce insan gelip dua eder. Onun makamında, onun yolunda kimi kendini kaybeder, kimi kendini bulur. En büyük engelimiz olan nefsimizi, Muhyiddîn-i Arabî gibi bir hocanın dizinin dibinde aşabilirsek eğer, kim bilir belki “Öte kapısı” bize de açılabilir. Kim bilir cennetten bir misk meyvesi bize de uzatılır.

 

Narlar altın olur

Selçuklu hükümdarı Sultan Alâaddîn, Sadreddîn-i Konevî Hazretlerini ziyâret eder. Sadreddîn-i Konevî Hazretleri ona bir tas içinde nar hediye eder ve bunları götürmesini söyler. Sultan bu narları alıp sarayına döndüğünde, tastaki narlara baktığında her birinin mücevher hâline döndüğünü görür. Bunun bir kerâmet olduğunu anlar ve Sadreddin Konevi’ye karşı sevgisi daha da fazlalaşır. Sonradan, bu mücevherlerle Konya iç kalesini yaptırdığı rivayet edilmektedir.

 

Çamur cevher

Bir gün Sultan Alâaddîn’e, İran Şahı’ndan kıymetli bir mücevher hediye geldi. Sultan, kuyumcubaşısını çağırıp cevheri süslemesini emretti. Kuyumcubaşı, cevheri alıp giderken düşürdü. Sultan Alâeddîn cevherin düştüğünü görünce, veziri Sâhib-i Atâ’yı gönderip onu aldırdı ve bir yerde muhâfaza etmesini söyledi.

 

Kuyumcubaşı dükkanına gelince, yolda cevherin düştüğünü anladığında, korkudan rengi sarardı ve feryâd edip; “Mahvoldum.” dedi. Aklı başına geldiğinde, büyük bir üzüntü içinde bu hâlini yakınındaki câmide bulunan Sadreddin Konevi Hazretlerine arz etmek istedi.

 

Konevi Hazretleri onun hâlini öğrenince: “Ey kuyumcubaşı! Eğer sır aramızda kalır da kimseye söylemezsen, cevheri bulmamız kolay olur” buyurdu. Kuyumcu buna sevinip söz verdi. O zaman Sadreddin-i Konevî Hazretleri bir miktar toprak getirtip cevherin büyüklüğünü sordu. Kuyumcubaşı da; “Yumurta kadar” deyince, Konevi Hazretleri mübârek ağzının suyundan bir miktar katıp çamuru güneşte kuruttu. Çok geçmeden o toprak parçası, misli bulunmayan bir cevher hâline dönüverdi.

 

Hastaların şifasına vesile oldu

Sultan Alâaddîn zamânında, Hâce Cihân adında Konya’da çok zengin biri vardı. Malının hesâbı bilinmezdi. Bu zenginin oğlu Sara hastalığına tutuldu. Derdine çâre bulunamadı. Zenginin ona çâre için başvurmadığı tabip kalmadı. Bunun için çok para sarfetti. Lâkin hiçbir çâre bulamadı.

 

Hâce Cihân’ın yolu bir gün Sadreddin-i Konevî Hazretlerinin dergâhına uğradı. Derdini ona açıp: “Şu dünyâda bir oğlum vardı. O da sara hastalığına tutuldu. Ne olur bu çâresize bir derman olun.” dedi. Bunun üzerine Sadreddin-i Konevî hazretleri ona oğlunun adını sordu.

 

Hâce Cihân: “İsmi Alican, vâlidesinin ismi de Hân’dır.” dedi. Konevi Hazretleri hizmetçiden kâğıt kalem istedi ve ‘Eûzü besmele’ okuyup; “Bismillahillezî lâ yedurru maasmihî şey’un fil erdi velâ fis semâî ve hüvessemîul alîm. Eûzü bi kelimâtillah-it-tâmmâti küllihâ min nefsihî ve ikâbihî ve şerri ibâdihî ve min hemezât-iş şeyâtîn.” yazdı ve duâlar etti.

 

Hâce Cihân eve gittiğinde oğlunun sara illetinden tamâmen kurtulmuş olduğunu gördü. Allahu teâlâya şükürler etti ve bunun kerâmet olduğunu anlayıp, Sadreddin-i Konevî Hazretlerine karşı sevgisi arttı.

 

Nasıl gidilir?

Konya’ya Türkiye’nin hemen her yerinden karayolu, havayolu ve demir yolu ile ulaşılabilir. Konya merkezde Sadreddin Konevi Camii’nin bahçesinde Sadreddin Konevi’ye bir fatiha gönderebilirisiniz.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ