11 Eylül ve Dünya Siyasetine Etkileri

  • 05 Eylül 2019
  • 1.376 kez görüntülendi.
11 Eylül ve Dünya Siyasetine Etkileri
REKLAM ALANI

Yazar:  Mehmet Ergin

Bundan 18 yıl önce, takvimler 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde ABD’de, tarihin akışını değiştirecek bir olay yaşandı. ABD ekonomisinin kalbi New York’un ve onun da kalbi sayılan Wall Street’in tam merkezine, ikiz kuleler diye bilinen Dünya Ticaret Merkezinin binalarına terör saldırısı düzenlendi.

İkiz kuleler, hem her biri 110 kat olan iki binanın fiziki ihtişamıyla, hem içindeki ticari faaliyetlerle tam olarak ABD’nin gücünü sembolize eden binalardı. Bu binalara yapılan saldırı ile tabiri caizse ABD’nin yüreğine hançer saplanmıştı. İddiaya göre el-Kaide militanları kaçırdıkları yolcu uçaklarıyla Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı düzenledi. İkiz kuleler sanki kartondan yapılmış gibi kolayca çökerken 2996 kişi saldırıda hayatını kaybetti. Saldırıların sorumluluğunu Usame Bin Ladin’in başkanı olduğu El-Kaide örgütü üstlendi.

REKLAM ALANI

Elbette bu olay tartışmalara da sebep oldu. Çelik konstrüksiyonlu binaların alüminyum gövdeli yolcu uçaklarıyla bu kadar kolay delinmesi, bir uçak yakıtı ile patlayıp yerle bir olması ise son derece şüphe uyandırıcıydı. Normalde bu binaların yana yatarak ve daha yavaş yıkılması gerekirken içine doğru ve çok hızlı çökmesi, içine patlayıcı doldurularak kasıtlı patlatıldığı iddialarını gündeme getirdi. Fizik kanunlarının hiçbirine uymayan bu hadise hala komplo teorilerine, filmlere ve belgesellere konu olmaya devam ediyor.

Ayrıca United Airlines ve American Airlines hisselerinin bu hadiseden sonra borsadaki hisseleri hızla düştü. Ancak büyük hisse sahipleri saldırıyı önceden biliyor gibi hisseleri elden çıkarmışlardı. Yine şüphe veren bir durum da genellikle Amerika’daki büyük hissedarlar Yahudi lobisi üyeleridir ve o gün normal şartlarda Dünya Ticaret Merkezinde bulunması gerek 4000 Yahudi çalışan işe gelmemişti. Bu da saldırının, Radikal Evangelikler ile Yahudilerin, ABD’yi İslam alemi üzerine kışkırtmak için planladığı yorumlarına sebep oluyor. 

“Yeni Dünya Düzeni”

11 Eylül olayı, aynı zamanda dünya siyaseti ve güvenlik stratejilerinde dönüm noktası kabul ediliyor. Aradan geçen bunca zamana rağmen etkileri hala hissedilen hadisenin ardından başlayan “Yeni dünya düzeni”, “yeni güvenlik stratejileri” ve “ABD’nin tek taraflı müdahaleleri” ile ilgili tartışmalar canlılığını koruyor.

ABD 11 Eylül’ün ardından “önleyici savaş” doktrinini hayata geçirdi. ABD, bu doktrin kapsamında El Kaide gibi terör örgütlerini desteklediğini ya da kimyasal silah bulundurduğunu iddia ederek işgal etmek istediği her ülkeyi terör tehdidi olarak lanse etmeye başladı. Bu ülkeler elbette İslam ülkeleriydi.

Saldırıların sonrasında Amerika ve İslam ülkeleri arasında yeni bir dönem başladı. Savaşın adını açıkça “Haçlı seferi” diye telaffuz eden baba Bush, olaydan 1 ay sonra Afganistan’ı işgal ilan etti. Afganistan’da kaç sivilin yaşamını yitirdiğine dair resmi açıklama yok ancak on binlerce masum insanın hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Afganistan’da bu tarihten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Taliban yönetimine son verilen ülkede iktidara Batı’ya daha yakın duran Hamid Karzai geçirildi. ABD liderliğindeki NATO güçlerinin Afganistan’daki savaş misyonu 28 Aralık 2014’te Kabil’de düzenlenen törenle resmen sona ermesine karşın ABD hala “terörle mücadele” ve “ülkeyi yeniden inşa etme” gerekçesiyle ülkedeki askeri varlığını sürdürüyor.

Aslında Afganistan asıl hedef değildi. ABD özgürlük ve demokrasi getirme adı altında 2003’te Irak’ı işgal etti. Dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin’in El Kaide’ye destek verdiğini ve Irak’ta kimyasal silah bulunduğunu ileri sürerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden (BMGK) bu konuda çıkacak kararı beklemeden 20 Mart 2003’te Irak’a operasyon düzenledi.

İşgal sırasında ve sonrasında çıkan iç savaşta yüz binlerce Iraklı müslüman hayatını kaybetti. İşgalden sonra ikiye bölünen ülkede etnik ve mezhebi gerilimi arttı. Irak, Amerikan işgalinin ardından Ortadoğu’da en karmaşık sorunlara sahip ülkelerden biri haline geldi. Bu işgal ve savaşların bilançosu ise milyonlarca Müslümanın perişan olması ve sayısı tam tespit edilemeyen yüz binlerce kişinin ölümü…

Ayrıca işgal Irak’a “demokrasi ve özgürlük getirmediği gibi tam tersine terör örgütü DEAŞ’ın ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu da ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalelerine zemin hazırlamaya devam etmekte…

ABD’nin Afganistan ve Irak’ı gerçekte neden işgal ettiğini bilmeyen yok. Herkesin bildiği gibi dünyadaki mevcut petrol rezervlerinin üçte ikisi Hazar bölgesinde yani Kafkasya ve Orta Asya’da ve Orta Doğuda bulunuyor.

Hazar bölgesinin doğalgazını Batıya ulaştırmanın üç yolu var; Rusya üzerinden; Türkiye üzerinden ve Basra’ya yol açarak. ABD, Rusya’nın ve Türkiye’nin güçlenmesini istemediği için ilk iki yolu değil, Güneyden Basra’ya açılan yolu tercih ediyor. Özellikle cumhuriyetçi Bush yönetimi ve bu yönetime yakın Hazar bölgesinde yatırımları da olan Exxon, Mobil, Chevron, Texoco, Unocol gibi büyük petrol şirketleri daha çok bu yolu tercih ediyorlar. Bu üçüncü senaryonun hayata geçirilmesi için Afganistan, Pakistan gibi ülkelerde kendine yakın hatta kendi denetimi altında bir idare kurmak istiyor.

Asya ülkelerinin sanayi ve teknoloji yarışında hızlı ilerlemesinin, eninde sonunda bu yer altı kaynakları üzerinde rekabete sebep olacağı açık. ABD, bu bölgelerde siyasi nüfuzunu artırmak için 18 yıldır, kendisine düzenlenen terör saldırısını bahane olarak kullanıyor.

İslamofobi

Terör saldırısı Amerika’nın tüm işgal ve savaşları için zemin hazırladığı gibi islamofobik söylemlere de bahane oldu. Saldırının ardından özellikle ABD ve diğer Batı ülkelerinde geniş çapta Müslüman karşıtlığı ve İslamofobi oluştu.

11 Eylül ile ilgili yapılan birçok haber ve yapımda Müslümanların terörist gibi gösterilmesi, siyasilerin Müslüman karşıtı söylemleri, İslamofobiyi gittikçe güçlenen bir akım haline getirdi.

Bütün bunların neticesinde başta ABD olmak üzere Batılı devletlerde Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarında büyük artış görüldü. Sadece ABD’nin işgalindeki ülkedekiler değil dünyanın her yerindeki Müslümanlar, saldırılardan sonra ortaya çıkan İslamofobik saldırılardan etkilendiler.

Ortadoğu’da savaş yanlısı politika izlediği gerekçesiyle sık sık eleştirilerin hedefi olan Bush yönetiminden sonra Barack Obama, “savaş karşıtı lider” olarak lanse edildi. Obama, kendi döneminde Amerikan askerlerinin büyük bir kısmını Afganistan ve Irak’tan çekti. Ancak ondan sonra seçimi kazanan cumhuriyetçi partinin adayı Donald Trump Müslüman karşıtı söylemleriyle öne çıktı.

Göreve geldikten sonra İslamofobik birçok adım atan Trump, bazı Müslüman ülkelerden vatandaşlara ABD’ ye seyahat yasağı getirdi.

SSCB’nin yıkılmasından sonra komünizmin yerine tanımlanan yeni düşman İslam, veya daha dar anlamda batılı tabirle, “Fundamentalist İslâm” olarak işaret edildi. ABD Yeni Dünya Düzeni adı altında dünyayı yeniden dizayn etmeye girişti.

Müslüman Halkları Birbirine Kırdırmak

ABD yeni dünya düzenini kurarken kendi ellerini kirletmeyi düşünmüyor. Daha çok İslam alemini kendi içinde “ılımlı İslam” “aşırılıkçı İslam” adı altında ikiye bölerek birbiriyle savaştırmayı düşünüyor. Bu iş için körfez ülkelerine silah satarak İslami siyaseti onların eliyle ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Bugün dünyada nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan 55 ülke bulunuyor. Bu ülkeler arasında Birleşik Arap Emirliklerinde kişi başına düşen gelir, 18.060 dolar iken, bu rakam, Kuveyt’te 19.020 dolar, Katar’da 12.500 dolar, Brunei’de 24.630 dolardır. Buna karşın Afganistan’da kişi başına düşen gelir 160 dolar, Çad’da 200 dolar, Eritre’de 170 dolar, Yemen’de 380 dolardır.

Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan Müslümanların dünya milli gelirinden aldıkları pay %3,8’dir. Bunun da büyük bir kısmını körfez ülkeleri almaktadır.

Buna karşılık dünya üzerinde 110 Hıristiyan ülkede, dünya nüfusunun üçte biri oranından kişi yaşamaktadır. Hıristiyan ülkeler dünya milli gelirinin %70’ini ellerinde bulundurmaktadır.

Yani dünyada hem Hıristiyan ülkelerle müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu arasında büyük bir adaletsizlik vardır. Üstelik Hıristiyan ülkeler, Afrika, Ortadoğu, Ortaasya gibi zengin yer altı kaynaklara sahip ülkeleri sömürmeye halen devam etmektedir. Böylece adaletsizlik daha da artmaktadır.

Elbette bu adaletsizlik, çatışmalara zemin hazırlamaktadır. İş bulamayan, ailesine ekmek getiremeyen bir genç, terör örgütlerine, suç şebekelerine katılabilmektedir.

Batı alemi ne zamandan beri bu durumun farkında olduğu için “Medeniyetler çatışması” adında bir teori ortaya atmaktadır. Amerikalı Huntington tarafından ortaya atılan görüşe göre artık ideolojiler arası soğuk savaş bitse de, onun yerini medeniyetler çatışması alacaktır.

Aslında “Medeniyetler çatışması” tezi, dünyaya silah satıp yer altı kaynaklarını sömüren ABD’nin kendi çıkarlarına hizmet eden bir siyasi plandır. 

Hıristiyan batı alemi, kendisini diğer medeniyetlere karşı korumak için şu taktiği geliştiriyor: kendisine korkunç bir düşman icad edip, güya kurtarıcı rol yüklenerek diğer ülkeleri de kendi yanında yer almaya zorlamaya çalışıyor. Körfez ülkelerini de aşırılıkçı terörist diye yaftalanan İslami siyaset hareketlerine karşı kullanmaya çalışıyor.

Nitekim 11 Eylül Saldırısı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme hakaret eden karikatür ve filmlerle yapılan kışkırtmalar gibi vesilelerle İslam’ı terör dini gibi göstererek, bütün dünya devletlerini bu korkunç düşmana karşı batının yanında yer almaya davet ediyor.

Bu eylem planı, ABD’ye “terörle mücadele ediyorum,” bahanesiyle, petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarını kontrol altına alma fırsatı veriyor.

Amerika’nın “Yeni Dünya Düzeni”ne göre Türkiye’ye de halkı müslüman olmasına mukabil batılı bir ülke olma ve ılımlı İslam adına radikallikle savaşma rolü biçilmişti. Ancak Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan’dan yana kullandığı tercih ile bu düzene önce “One Minute,” sonra da “Dünya Beşten büyüktür,” dedi. Türkiye İslam aleminin iç sorunlarını kardeşçe işbirliği ve yardımlaşma faaliyetleriyle çözmeye çalışıyor. Batı aleminin kendisine vermek istediği rolü reddedip kendi siyasetini kendisi belirleme cesareti gösteriyor. Bu yüzden Türkiye yalnızlığa itilmek isteniyor.

Yazar:  Mehmet Ergin

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ