www.gulistandergisi.com
Ana Sayfa
Bize Ulaşın
Sık Kullanılanlara Ekle
AYLIK İLİM FİKİR VE KÜLTÜR DERGİSİ     
24 Ekim 2014 Cuma
EDİTOR'DEN
KAPAK KONULARI
RÖPORTAJ
SOHBET
ARAŞTIRMA
YORUM - MAKALE
 
Gülistan Dergisi  »  Ana Menü  »  Röportaj
DERGİMİZ GÜLİSTAN'A DAİR YAPILMIŞ BİR SÖYLEŞİ
 113. Sayı
 Nisan 2010
Dergimiz Genel Koordinatörü Muhammed Z. Yıldız Beyefendi ile Yazarlarımızdan Zeyneb Yeter ARSLAN hanımefendinin yaptığı söyleşi…


Zeyneb Yeter ARSLAN: Muhammed Bey, okurlarımızı bilgilendirmek için bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Bizmillahirrahmanirrahim. Allah’a hamd olsun, Resuli Ekrem Efendimize salât ve selâm olsun. Ben 1964 Mardin doğumluyum. Uzun yıllar Ankara’da özel öğretim kurumlarında çalıştım. Yaklaşık iki buçuk yıldır Gülistan’da çalışıyorum.

 
Zeyneb Yeter ARSLAN: Bize Gülistan dergisinden ve bu dergiye giriş aşamanızdan biraz bahseder misiniz?

Gülistan dergisi, Türkiye’de İslâmî yayıncılıkta farklı bir yere sahiptir. Elbette diğer İslâmî dergilerde kendilerini farklı kılacak özellikleri vardır. Ama gerçekten, Gülistan çok farklı. Özellikle Seyda Muhammed Konyevî Hazretlerinin baş makale gibi sohbetiyle başlayan dergi, herkesin anlayabildiği yalın ve derin bir üslûba sahip. Esasında maksat da halka ulaşmak değil mi? Halkın konuştuğu dille tebliğ yapmak Kur’anî bir metottur. Ben burada çalışmadan önce de Gülistan’ı takip ederdim. Allah nasip etti, yaklaşık iki buçuk yıldır burada yöneticiyim ve bundan derin bir manevî haz alıyorum.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Dergiyle ilgili aldığınız olumlu ya da olumsuz tepkiler, eleştiriler oluyor mu? Oluyorsa nelerdir?


Dergi ile ilgili elbette farklı ve olumlu tepkilerin yanında olumsuz tepkiler de alıyoruz. İnsanlar genelde düşünce ve meşrep farklılığını gözetmeksizin, siyasetten uzak yaptığımız yayını takdir ederler. Biz kimse ile polemiğe girmiyoruz. Bütün ehli imanı ve hizmet ehlini kardeş biliriz. Bu, bizim ana düsturumuz. Özellikle tasavvufî bir dille yaptığımız yayınları beğenmeyen ve eleştirenler de vardır. Ama takdir edenler çok daha fazla.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Gülistan dergisi aylık çıkan ve her ay ayrı konular işleyen bir dergi? Ekip olarak derginin aylık konusunu neye göre belirliyorsunuz?


Biz, çok uzun süreli bir yayın takvimi çıkarmıyoruz. Genelde 2 veya 3 aylık periyotlar halinde toplanıp durum değerlendirmesi yapıyoruz. Yayın kurulu olarak yazarlarımızla, bir kısım okuyucularımızla hatta dergi abone çalışanları ile görüşmeler yaparız netice olarak onlar halkın içinde. İhtiyaca binaen konu, bu şekilde belirlenir. Size bir örnek verecek olursak ben şahsen Ankara Adliyesi’nde boşanmaya bakan mahkemelerin kapılarına asılan listeden yola çıkarak bu salonların adetleri ve oturum sayılarını yan yana getirdim. Bir de ne göreyim günde 300’ün üzerinde boşanma davası var. Tabi bu, sadece Ankara’daki bir adliyenin bir günlük çalışması. Bir de İstanbul, Adana, İzmir, Gaziantep, Kayseri, Konya gibi büyükşehirlerin mahkeme oturumlarını hesap ederseniz belki her gün 10 bin civarında boşanma davası görülüyor; bu, büyük bir sosyal felâket ve aynı zamanda büyük bir ahlâkî yozlaşmayı göstermektedir. Bunu görmezlikten gelemeyiz. Biz, masa başı yayıncılık yapmıyoruz. Toplumun ihtiyacı olan konular tespit ediliyor ve ona göre yayın takvimi belirleniyor.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Gülistan dergisi daha çok hangi kesim tarafından tercih ediliyor? Ya da şöyle soralım: sadece mütedeyyin insanlar tarafından mı takip ediliyor bu dergi?

Dergimizin okuyucu kitlesi genelde ‘dindar’ dediğimiz insanlardır. Bunun yanında farklı kesimlerden de var. Meselâ Solcu, Alevi hemşehrilerimiz de okuyor. Başta söylediğim gibi siyasetten uzak oluşumuz, bize toplumdaki kutuplaşmaların dışında daha rahat bir yer vermektedir.

Mezhep, meşrep, cemaat taassubu gütmediğimiz için dindar dediğimiz kesimlerin tüm farklı renklerinde teveccüh görüyoruz. Bununla birlikte modernite tarafından yalnızlaştırılan, lüks, israf ve sefahat kıskacında bunalan insanlarımızın da hayat bulduğu ve kendine geldiği bir kapıdır Gülistan.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Derginize baktığımızda çok zengin bir yazar kadrosuyla karşılaşıyoruz. Yazarlarınızı bir ekip halinde mi belirliyorsunuz ve bu isimleri neye göre seçiyorsunuz?

Bizim bir çizgimiz var. Bu çizgimizde olup bizimle çalışabilecek herkese kapımız açıktır. Dergimiz İslâmî tebliğ ve de tasavvuf dergisidir. Biz, okuduğunu yaşayan ve toplumsal duyarlılığı olan herkesle çalışmak isteriz. Türkiye’de İslâmî ilimlerde kendini iyi yetiştirmiş insan potansiyeli çok ama maalesef okuduğuyla amil insan çok az. İlim adamları okuduklarını yaşamasalar ve konuşmaları sadece okumuşların anladığı bir dil haline gelmişse bunun anlamı şudur: İlim adamlarının faaliyetleri kendi aralarında entelektüel bir uğraş olmaktan başka bir şey değildir. Bu da İslamî tebliğ ve irşadın akamete uğradığını gösterir. Bu konuda da çok dikkat etmek gerekiyor. Demin de söylediğim gibi okuduğunu yaşayan, eleştirirken veya bir meseleyi tebliğ ederken halkın değer yargılarına da dikkat eden daha doğrusu Nebevî tebliğ inceliklerini bilen insanlar ancak faydalı olurlar.

Size bir örnek verecek olursak, siz bir yazarımız olarak, sizinle tanışmadan önce de yazılarınız dikkatimizi çekiyordu. İçten, şiir tadında ve ihlas kokan yazılarınızı incelerken tavafuken siz bize müracaat ettiniz. Biz dergiye uğramanızı ve yüz yüze görüşmemiz gerektiğini bildirmiştik. Dergiye gelip yayın kurulu arkadaşlarla yüz yüze görüştünüz. Yazılarınız kadar kişiliğinizin de mümtaz olduğu kanaati bizde hasıl olduktan sonra sizinle çalışmaya karar verdik. Bugün inanıyorum ki en çok yazıları okunan yazarlarımızdan birisiniz.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Okuyucularınızdan derginize yazmak isteyenler oluyor mu? Bu konuda seçimlerinizi neye göre yapıyorsunuz?

Bu konuda bize çokça müracaatlar geliyor. Esasında biz kendi yazar kadromuzun yine bizim yayın çizgimizin şemsiyesi altında yetişmesini isteriz. Ancak bu konuda imkânlar sınırlı, neticede bizim yazma eğilimi olan her kardeşimize burada yer vermemiz mümkün olmuyor. İmkânlar, her zaman gönülden geçenin gerçekleşmesi için uygun olmuyor.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Size göre şu anda dergicilik hangi aşamada?

Bu soruyu ben şu şekilde anlayayım isterseniz. Türkiye’de İslâmî dergilerin durumu nedir? Buna verilecek cevap çok uzun olacak, onun için ben kısaca özetleyeyim. Kanaatimce en büyük sorunumuz ortak bir tebliğ dilimizin olmamasıdır. Yani hedefin belirlenmesinde, ihtiyacın tespitinde ciddî sıkıntılarımız var. Bunun dışında bugün ülkemizde İslâmî yayın yapan belki yüzün üzerinde dergi var. Bunların bir kısmı tasavvufî, bazıları Risale-i Nur meşrepli, bazıları aktüel olayları irdeliyor. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak Bu dergilerin bir kısmı âdeta bağlı oldukları cemaatlerin bir basın bülteni gibi. Yani geniş bir halk kitlesinin dikkatini çekecek nitelikte değil. Bazıları da kendi meşrep kültürlerinden beslenen bir dil geliştirmişler. Böylelikle kendi okuyucularında evrensel bir İslâmî düşünce vücuda gelmiyor.

Bazıları da âdeta kendi bağlı oldukları cemaatlerinin bir geçim ve aidat aracı gibi. Hal böyle olunca da insanlara ulaştırılırken bıktırıcı bir şekilde abone ve satış yöntemleri kullanılıyor. Bu da hem beraberinde manevî bereketsizliği hem de halkta bir hoşnutsuzluğa neden oluyor. Bu pencereden baktığımızda durum pek iç açıcı değil. Ben gayet kendimden emin olarak şöyle bir iddiada bulunabilirim, bugün ülkemizde hiçbir oluşumla ilgisi olmayan hamaset sahibi imanlı gayretli ilim ehli on insan bir araya gelse ve gerçek anlamda bir İslâmî tebliğ ve irşad dergisini çıkarırlarsa yine arkalarında bir cemaat gücü olmadığı sürece muvaffak olamayacaklardır. Dergileri, muhtemelen En fazla 3- 4 sayı sonra kapanacaktır. Bu da bizi şöyle bir sonuca götürmektedir: Türkiye’de İslâmî dergiciliğin tabii okuyucuları çok azdır ve bu da üzüntü vericidir.

Zeyneb Yeter ARSLAN: sizce toplumumuzda okuma seviyesi ne oranda? Zaman ilerledikçe seviyede yükseliş mi gözleniyor, düşüş mü?

Toplumumuzda okuma geleneği maalesef çok zayıf. Ta Osmanlı’nın son yüzyılına tekabül eden bir durumdur bu. Özellikle ulemanın sosyal meselelere ilgisizliği yazılanları da dikkat çekici olmaktan çıkarmıştır. Bugün toplumsal yapımızı inceleyen her akıl sahibi şu hazin sonuçla karşılaşacaktır. Biz kendi öz kültürümüzden uzak tamamıyla emperyalist kültür istilâsına uğramış bir toplumuz. Bunun neticesi olarak belli dönemlerde aileler gençlerin okumasına endişe ile bakabilmiştir. Bu, dünyada eşine az rastlanır bir durumdur. Bunun da uzun ve karmaşık sebepleri vardır. Şu anda bile bazı yayınevlerinde çıkan değerli kitaplar 1000 adet tirajı aşmamaktadır. Hâlbuki 75 milyon nüfuslu bir Müslüman ülkesiyiz. Özellikle 28 Şubat dediğimiz süreçten sonra çoğu İslâmî yayınevi, maddi sıkıntılar yüzünden kapandı, bazıları da üniversiteye hazırlık kitaplarını da basarak kendilerini ayakta tutmaya çalıştı.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Dinimizin ilk emri “Oku” “yaratan Rabbin adıyla oku” diye başlıyor. Yüce yaratıcımız Allah’ü teala bu ayetle bizlere neyi vurgulamak istiyor?

İslâm bizden okumayı, tefekkür etmeyi, akletmemizi ve kâinattaki hikmeti araştırmamızı istemektedir. İnsanın kendisine karşı sorumlulukları, doğaya karşı sorumlulukları, cemiyet hayatında diğer insanlara karşı olan sorumlulukları ancak Allah için tahsil edilmiş ilimle fark edilir. Batı tasavvurunun tam aksine Müslüman alim entelektüel şahsiyetler tarih boyunca aydın kimliklerinin yanında aynı zamanda irfanî bir kimliğe de sahiptiler, yani yaratılışın gayesi olan Allah’a kul olma bilincine sahiptiler. Onlar kendi toplumlarını ilmi yönden aydınlatırken, aynı zamanda onlara irfanî kimlikleri ile de erdem kazandırdılar ve bu iki ana direk üzerine toplumlarını inşa ettiler.

"OKU"

Peki, neyi okuyacağız: Vahyin Kitabını, Kâinat Kitabını, İnsan Kitabını

Allahu teala “ Rabinin adıyla oku” diyor, yani salt okumak değil. Allahın adıyla ve onun rızasının maksat olmadığı ilim insanlık için zararlıdır. Bunun binlerce örneği vardır. Firavun döneminden bugüne kadar hiçbir tarihte kapitalizm bu kadar sağlam temellere sahip olmamıştır. O da Allah’ın rızasına muvafık olmayan ilim yüzünden olmuştur. Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: “Ne kadar şerefli bir iş varsa ve Allah’ın adıyla başlamıyorsa o maktuul berekettir” yani bereketsizdir. Tarihe ışık vermiş İslâm âlimleri Allahın rızasını gözeterek ilim tahsil ettiler ve kurdukları medreselerde erdemli nesiller yetiştirdiler. Avrupa’nın kralları, donları, lortları ve asil aileleri, çocuklarını Endülüs’teki İslâmî medreselere gönderirlerdi, buna itiraz edenlere ise “ Biz çocuklarımızın erdemli yetişmesi için gönderiyoruz, Müslüman olsunlar diye değil” derlerdi.
 

Rivayet edilir ki, “Endülüslü İbn-i Rüşt sürekli kitap okurdu. Hayatında kitap okumadan geçen sadece iki gecesi vardı, evlendiği ve babasının öldüğü gece. Ama her kitabı okumazdı. Fahruddin er-Razi sofraya oturduğunda bir yandan yemeğini yer, bir yandan kitap okurdu. Evinden mescide giderken binek sırtında öğrencisine ders verdiği anlatılır. Razi için zaman değerliydi. Zamanının büyük bölümünü kitaba ayırırdı. İmam-ı Gazali her çıkan kitabı zamanında alır ve okurdu. Üç ay önce Endülüs’te yazılan bir kitabın Şam sahaflarına yeni geldiğini görünce, çağından yakınarak, artık insanların ilim yerine servete önem ve öncelik verdiklerinden bahsetti. Gazali için bir kitaba, yazıldığından ancak üç ay sonra ulaşmış olması üzücüydü.”

Evet, biz böyle bir geçmişe sahip bir ümmetiz. Bizim atalarımız hayatın her anını mektebe çevirmişlerdi. Şu an hayatın her hali mektep olmadığından olacak ki karanlıklardayız. Bir buçuk milyar İslâm âlemi bugün yeryüzünün köleleri durumuna gelmişse bunun ciddi sebepleri vardır. Okumayan, okuduğunu anlamayan, hayatı İslâmî ölçülerle sorgulayamayan ve içine düştükleri manevî dar boğazın zilletiyle yaşayan bir ümmet olduk. Günlümüzü yeniden “Oku” emrine açmalıyız.

"Kur'an'ın manası senin kalbine yeniden nazil olmuyorsa, Ne Razi'nin tefsiri, ne de Zemahşeri’nin Kessaf'ı, senin derdine çare bulamaz." (Mecmuu Fetava/8)

Zeyneb Yeter ARSLAN: okumayı sevenler için tavsiye edeceğiniz isimler ya da kitaplar nelerdir?


Ben başta üstadım olan Seyda Muhammed Konyevi’nin kitaplarını genç yaşlı herkese tavsiye derim. Yalın bir dille yazılmış bu kitaplar, gerçekten günüllere şifa veriyor. Ayrıca İmam Rabbani’nin Mektubat’ı, Risale-i Nur Külliyatı, Sefvetüttefasir, Mektubatı Mevlana Halid, Sohbeti Canan, Çöle İnen Nur, İslam’a Davet Metodu (Ahmet Önkal), Mekke Resullerin Yolu (Ali Ünal), Çağdaş İslami Siyasi Düşünce (Hamit İnayet), İslam’ın Yayılış Tarihine Giriş (Ebül Fazl İzzeti), İslam’a Nasıl Davet Edelim (Fethi Yeken), Fikhüssiyre (Said Ramazan Elbuti), İslam Akaidi (Said Ramazan Elbuti) ayrıca şu yazarların takip edilmesi gerekir: Ali Bulaç, Ahmet Taşgetiren, Fethullah Gülen, Osman Nuri Topbaş, Fethi Yeken, Malik Bin Nebi, Raşid el Gannuşi, Asaf Hüseyin, Atasoy Müftüoğlu, Rasim Özdenören, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Şule Yüksel Şenler, Fatma Barbosoğlu ve Cihan Aktaş. Esasında o kadar okunacak kitap var ki onların isimlerini sadece yazsak uzun listeler olur.

Zeyneb Yeter ARSLAN: Son olarak takipçilerimize, okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?

Ben âcizane derim ki ne olursa olsun okuyalım. Modernite tarafından kuşatılmış şu zavallı hâlimizin kurtuluşu budur. Aydın insan ancak toplumuna faydalı olur. Yaratılış gayemiz olan “Rabbe kulluk” ancak farkında olmakla elde edilir. Ama okurken dikkat edeceğimiz hususlar vardır. Allahın rızasına nail olmak için yazanları daha çok tercih etmemiz lâzım inanıyorum manevî bereketi de daha fazladır. Ayrıca biz okurken Allah’ı bulmak Allah’ın bize yüklediği sorumluluğun bilincine varmak ve bu meyanda yeryüzünde Allahın kullarına hizmet etmek için okumalıyız. Şunu unutmayalım: Allah’a giden yol veya cennet yolu gökyüzünden geçmemektedir. Bizzat bu dünyada Yaptıklarımızdan geçer. Allah’ı tanımayan ve maksadında Allah’ın rızası olmayan ilim bugün insanlığın başına belâ olmuştur. İlim adamları bugün büyük nükleer füzeler, atomlar, kimyasal silâhlar, ekonomik ayak oyunları, virüsler ve daha birçok gayri insanî faaliyetlerle meşguller. Demek sadece ilim tahsil etmek insanı necata götürmez. Yunus ne demişti:

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmesen
Bu nice okumaktır.


ZEYNEB YETER ARSLAN
 Geri Dön
Bu yazı şimdiye kadar 7778 defa okundu
 
 Yorumlar (4)

02 Temmuz 2013 tarihinde D tarafından yapılan yorum;

ALLAH HİZMETLERİNİZİ DAYİM ETSİN

06 Mart 2011 tarihinde ELFESİYAR tarafından yapılan yorum;

ALLAH SİZ VE SİZİN GİBİ İNSANLARI ÜMMETİMİZDEN EKSİK ETMESİN, SİZİN HİZMETİNİZİ DAİMİ ETSİN, VERİMLİ KILSIN.

31 Temmuz 2010 tarihinde AHMED tarafından yapılan yorum;

SELAMUN ALEYKÜM DOSTLAR...
CEVAP: VE ALEYKÜM SELAM. DEĞERLİ OKURUMUZ BAZI DÜŞÜNCELERİNİZİ DİLE GETİRMİŞSİNİZ. BELİRLİ KİŞİLERİN DERGİMİZDE YAZMASINI İSTİYORSUNUZ ANCAK BİZLER DEFALARCA SİZİN TALEP ETTİĞİNİZ KİŞİLERE YAZMALARI KONUSUNDA DAVETTE BULUNMAMIZA RAĞMEN CİDDİ BİR YAZI ÇALIŞMASI GELMEMEKTEDİR.

DİĞER BİR HUSUS; BU DERGİNİN OKURLARI İÇERİSİNDE CİDDİ ORANDA BAYAN DA OLDUĞU İÇİN BİR-İKİ BAYAN YAZARIN OLMASI TABİİİ VE GEREKLİDİR DİYE DÜŞÜNÜYORUZ. HAKKANİYETE UYGUN ELEŞTİRİLERİNİZE HER ZAMAN AÇIK OLDUĞUMUZU BELİRTİR, SİZLERİ ALLAU ZÜLCELALE EMANET EDERİZ.
GÜLİSTAN.

25 Nisan 2010 tarihinde âCİZâNE tarafından yapılan yorum;

TAM YERİNDE VE ÇOK GÜZEL BİR SÖYLEŞİ OLMUŞ. KALEMİNİZE VE YÜREĞİNİZE SAĞLIK.. ALLAH RAZI OLSUN..

 

www.gulistandergisi.com
Ana Sayfa
Künyemiz
Abonelik
Mail Listesi
Bize Ulaşın
Arşiv
Ziyaretçi Defteri
SON EKLENENLER

www.gulistandergisi.com