Af ve merhamet sahibi Yüce Allah’a hamd;
Sevgili Resulü’ne, Ehl-i Beyt’ine, Sahabelerine salât ve selâm…
Merhaba Dostlar;
İnsan kendisi dışında her şeyle savaşı göze alabilir. Hatta insanoğlunun Rabbine karşı bile savaştığı, meydan okuduğu görülmüştür.
Mutlak Kudret sahibine karşı, acizliğine bakmadan isyana yeltenenlerin başı da İblis olmuştur. İşte bu olaydan sonra, İblis’in azdırmasıyla, insanoğlu da Rabbine karşı gelebilmekte, sırf nefsini tatmin uğruna kendini ateşlere atabilmektedir.
Evet, insan her şeye karşı savaşı göze alabilir. Fakat asıl mesele, insanın kendisiyle savaşı göze alabilmesi…
İnsanın temel yapı taşı nefistir, yani ‘ben’lik. Ruh, beden ve akıl, bu temel yapı taşı olan nefsin üzerine inşa edilmiştir. Bu yüzden, insanın gerçek değerini nefsinin ‘kıvamı’ belirler.
Bir başka ifadeyle, insan nefsinin arzularına ne kadar dur deyip iyiye ve güzele, hayra ve Hak’ka yönelebilirse o kadar insan olur.
İlahi ahlakın şekillendirmediği, nefsinin eğilimlerini ve İblis’in akıl hocalığını benimseyen insan ise gerçek manada ‘insan’ olmaktan uzaklaşır. Bağnaz, zalim, muhteris ve kibirli olur. Diğer insanlar ve hayvancıkların da onun elinden çekmedikleri kalmaz.
Bu, insan olma ve insan kalma mücadelesinin önemi, geçim derdinin, maddi ve kültürel refahın çok çok ötesinde.
Diyelim ki çok zenginsiniz. Kültürlü ve görgülünüz. Peki, insan olmak için bunlar yeterli mi? Değil elbet. Ya ne lazım? Bu maddi ve kültürel birikimi hayatınıza doğru ve insanca yansıtacak bir ahlaki değerler sistemine ihtiyacınız var.
Daha da önemlisi, güzelliğini ta yüreğinizin derinliklerinde hissedeceğiniz güzel bir ahlaka muhtaçsınız. Eğer bu yüce ahlak sizde yoksa insanlığınız hep eksik kalacaktır.
Değerli dostlar;
Bu defaki sayımızda, biraz iç dünyamıza yönelmek, iç âlemimizde neler olup bittiğine bakmak istedik.
Modern zamanların en büyük hastalığı, hep dış âleme yönelmek, bunların içerisinde de keyfine ve menfaatlerine bakan şeylere önem vermektir.
İslam dini ise her konuda olduğu gibi insanı, iç ve dış âlemlerin bütünlüğü içinde ele alır. Oluşturduğu doğru düşünce ve iyi niyet atmosferiyle, insanı başta Rab Teala, kendisi ve kâinat üzerinde düşünmeye davet eder.
İnsanoğlunun iyilik ve kötülük sınavında, tarafını ve yönünü ne belirliyor? Yaptığı iyilikler ve kaçındığı kötülükler. Değil mi? İşte, bu iki işi başarabilmenin püf noktası da nefisle mücadele etmekten geçiyor.
Nefisle mücadele, aslında insanoğlunun en mukaddes vazifelerinden biri. Allah’a ibadetten sonra, ilk sırada…
Öz itibariyle ‘kötülük ve yokluk’tan oluşan nefis; potansiyel olarak iyiliğe de kötülüğe de müsaittir. Ne acayip bilmece!...
Nefis öyle bir şey ki aslı yokluk ama daima varlık ve ben’lik iddiasında…
Temeli kötü ama iyiliğe de kötülüğe de müsait…
İşte, nefis böyle bir şey dostlar.
Ve insanın görevi, nefsi ben’lik iddiasından vazgeçirmek ve onu dizginleyip iyiliğe yönlendirebilmek. Bunun adına da nefisle mücadele deniyor.
İslam âleminde, bu konunun uzmanları tasavvuf ehlidir. Tasavvuf ehlinin bir anlamda ‘Nefis doktoru’ ünvanını almalarının sebebi de budur.
Göz nasıl kendini göremiyorsa nefis de kendini tam manasıyla değerlendiremez. Hatasını kusurunu ona gösterecek bir müşfik el lazım.
Bu hayati mücadelede, kendisiyle savaşta, insana yol yordam gösterecek bir rehbere, tabiri caizse bir ‘usta dövüşçü’ye ne kadar da çok ihtiyacı var, değil mi?
Evet, insanın, göremediği ve hissedemediği bir düşmanla, yani bizzat kendisiyle mücadelesinde, ona ayna tutacak, kendisini, nefsinin halini gösterecek bir başka insanın yardımı kaçınılmaz görünüyor.
Sonsuz Kudret ve İlim sahibi Rabbimizden, bizi nefislerimizle baş başa bırakmamasını, yardımını ve ihsanını üzerimizden eksik etmemesini niyaz ediyoruz.
Mevlidi Şerif tebriği
Siz muhterem okurlarımızın ve bütün İslam âleminin Mevlid Kandili’ni tebrik ediyoruz.
Varlığıyla iftihar ettiğimiz İki Cihan Serveri, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın şefaatine vesile olacak hayırlı ameller nasip etmesi için Allahu Zülcelal’e yalvarıyoruz. (Âmin)
|