www.gulistandergisi.com
Ana Sayfa
Bize Ulaşın
Sık Kullanılanlara Ekle
AYLIK İLİM FİKİR VE KÜLTÜR DERGİSİ     
08 Eylül 2010 Çarşamba
EDİTOR'DEN
KAPAK KONULARI
RÖPORTAJ
SOHBET
ARAŞTIRMA
YORUM - MAKALE
 
Gülistan Dergisi  »  Ana Menü  »  Kapak Konuları
ALLAH KORKUSU VE ÜMİT ARASINDA İNSAN
 99. Sayı
 Mart 2009
Kanser hastası Nevin hanımın hikâyesi

 
Henüz Kur’an kursuna devam etmekte olan genç bir kızdım; konu komşuyla fazla bir araya gelme fırsatım yoktu. Ancak Ramazan aylarında, hanımların kendi aralarında toplanıp okudukları mukabeleye iştirak ederdim. Bu mukabele toplantıları bana, aynı apartmanda oturduğumuz halde hayat tarzlarımız farklı olduğundan, pek sık görüşemediğimiz hanımlarla sohbet etme imkânı sağlardı.
“İnsan dilinin altında gizlidir” derler ya; hanımlarla sohbet ettikçe fark ederdim ki çoğu, dış görünüşlerinden umulmayacak kadar “inanmış” insanlardı. Ancak içinde bulundukları cemiyet hayatının rengine bürünmekten kendilerini alamıyorlardı. Bilhassa rahmetli Nevin ablanın kişiliği ve hayat hikâyesinde bu vaziyet açıkça görülüyordu.
Nevin abla, İslam dünyasının meseleleri konuşulduğu zaman son derece ilgi gösteren, inançlı ve hisli bir insandı. Belki de bu hissiyatlı karakteri nedeniyle onun kişiliğinde en fazla ağır basan özellik, içinde bulunduğu zeminin rengine tamamen bürünmesiydi. Eş, dost ve arkadaşlarına karşı çok düşkün olan Nevin abla, onlarla bir araya geldiği zaman dini sohbetlerde büründüğü o manevi havayı birden kaybediyor; zamanının çoğunu sahillerde, alışverişte ve eğlencede geçiriyordu. Bu arada, ahiret hazırlığını sürekli ihtiyarlık zamanına erteliyordu.

Günahta ısrar onu Allah’a isyana sürüklemişti!

Birçoğumuzun âdetidir; hazırlığı ihtiyarlık çağına bırakmak.

Ancak ne yazık ki ömür sermayemiz bize her zaman ertelediğimiz hazırlığı yapma fırsatı vermez. Hele bir de ömrün son kısmı hastalıklarla ve çeşitli dertlerle geçerse kişinin birden bire yeise düşmesi de mümkündür. İşte, Nevin ablanın başına gelen tam da böyle bir musibetti.

Kolunun altında bir kitle fark eden Nevin abla, ne kadar kendisine hiç konduramıyor olsa da her ihtimale karşı biyopsi yaptırmış ve aldığı haberle birden dünyası kararmıştı. “Göğüs kanserine yakalanmıştı!” Erken teşhis edilmesini büyük bir talih olarak gören doktorlar, kimyasal tedavi yöntemini tavsiye ettiler. Nevin ablanın bundan sonraki dokuz yıllık hayatı, bu eziyetli tedavilerle geçti.

Ben kitaplarda yeis, yani “ümitsizlik” sözcüğünü okurdum ama henüz tam manasıyla anlayamamıştım. Nevin ablanın hali bana ümitsizliğin nasıl bir felaket olduğunu anlattı. Esasen kalbi son derece yumuşak bir insan olmasına rağmen, birden tuhaf bir katılık gelmişti Nevin ablaya. Galiba bunun en büyük nedeni, aniden yüzleştiği “suçluluk duygusu” ile ümitsizlik girdabına düşmesiydi.

Kendisini ziyarete gittiğim zaman bana oldukça soğuk davranmıştı. Nedenini anlayamadım. Ayrılmama yakın:
— Biliyorum, bunlar hep başıma günahlarımdan dolayı geliyor değil mi? Annem bana kızardı, günah işliyorsun diye ama onu dinlemezdim. Hep o yüzden oldu…

Ne cevap vereceğimi bilemeden öylece kaldım. Nevin abla birden daha önce hiç görmediğim bir şekilde sesini yükseltti, gözlerini yukarıya dikerek, sanki -hâşâ- biriyle kavga eder gibi:
— Ama millet neler yapıyor! Hep beni mi gözün görüyor!

Deyiverdi. Sanki ben söylemişim gibi korkuyla ürperdim. Gayri ihtiyari;
— Tövbe, estağfirullah, deme ihtiyacı hissettim.

Aklıma “İnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır.” (İsra, 83) ayeti geldi. Onun suçluluk hissiyle ümitsizliğe kapılıp iyice isyana doğru savrulduğunu hissedince, biraz ümit aşılamak istedim.

— Neden öyle söylüyorsun. Hastalık dindar kişilerin de başına geliyor. Hem Allah’ın kuluna ceza vermek için ne acelesi var? Hepimizin iri ufak hatalarımız var, hastalık veya dertler olsa olsa uyarıdır, dedim. Sesi bezgindi:
— Senin için söylemesi kolay, ufak tefek günahın olsa hemen tövbe eder, Allah ile aranı düzeltirsin. Ama ben arayı bozdum bir kere…
Onun bu sözü bana birden peygamberimizin uyarısını hatırlattı: “Nerede olursan ol Allah’tan kork ve sakın. Bir günah işlersen, ardından hemen bir iyilik yap ki o günahı siliversin… ” (Tirmizi, Birr, 55)

Allah kuluna kin tutmaz

Gerçekten de insanın hataya düştüğü zaman, kalbi katılaşmadan önce hemen dönüp tövbe etmesi ne kadar önemliymiş. Günahların üst üste birikmesi insanı böyle kahredici bir ümitsizliğe sürüklüyordu demek ki. Artık tövbe etmeye bile ümidi kalmamıştı.
Yine de maneviyatını takviye etmek için;
— Bak Rabbimiz ne diyor; “(Benden onlara ileterek) De ki: ‘Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O bağışlayandır esirgeyendir.” (Zümer, 53)
 

Gözleri dalgın, solgun bir sesle:
— Ama bile bile yaptım ben… dedi.

Anladığım kadarıyla, bu çeşit ümitsizlik hissinin özellikle suizan ve nefretle de yakın alakası oluyor. Ayette buyrulduğu gibi insan isyan ede ede Rabbine karşı hisleri bozulunca, artık araya (Rabbine karşı) suizan giriyor. Bu ise kişiyi küfre kadar sürüklüyor: “Rabbinize olan [ümitsizliğiniz, kötü] zannınız sizi helak etti.” (Fussilet, 23)

Onun küfre sürüklenmesi tehlikesine karşı, mümkün olduğunca ümit aşılamaya çalışıyordum.
— Zannediyor musun ki Allah (cc) günahları sebebiyle kuluna karşı kin tutar? Hayır, aksine günahından pişmanlık duymasına, dönmesine çok sevinir. Hem O, günahları, sadece bizim menfaatimiz için yasaklamıştır. Günah işlememiz Allah’a ne zarar verebilir ki affetmesin? Bak ayeti kerimede ne buyuruyor:

“Kim günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, mağfiret dilerse, Allah’ı çok affedici, çok merhametli bulur.” [Nisa, 110]
Nevin ablayla sohbetlerimiz daha sonra da devam etti. Onun gibi dine karşı eğilimli bir insanın böyle bir karmaşaya düşmesi beni çok korkuttu. Kendi nefsim için korktum, “Acaba son nefesimde hangi hal üzere öleceğim?” diye endişe ettim.

Görüyordum ki ölüm korkusu yüzünden insanın hisleri karmakarışık olabiliyordu. Öyleyse ölümle ünsiyet (yakınlık) kurmak çok önemliydi.

Dünya zevklerini sevmek, ümitsizliğe düşürüyor

Nevin ablanın duygusal yapısı iyice nüksetmiş, marazi bir hal almıştı. Bazen şakayla karışık;

— Senden ve bütün gençlerden nefret ediyorum. Ben öleceğim siz yaşayacaksınız, diyordu.

Bu şakaların altında ne yazık ki bir gerçek payı vardı. Gerçekten de dünya hayatına olan sevgisi yüzünden, ölümden nefret ediyordu. Yine aynı nedenden dolayı, Allah’a karşı hisleri de iyice bozulmuştu.

O zaman fark ettim ki Allah’ın günah saydığı ölçüsüz lezzetlerin her biri, Allah’ı sevmek için insana verilmiş olan kalpte bir leke yaptığı için yasaklanmış. Üst üste işlenen günahların lekesi ve onlardan alınan kirli lezzetler kalbi sardıkça, artık kalp kabuk bağlıyor. Artık kişi ölümü düşünmekten ve Allah’a kavuşacağına sevinmekten uzaklaşıyor.

Ölümü sevemeyen bir insanın ölümü hatırlatan bir durumla karşılaşınca ümitsizliğe yuvarlanması, işte böyle çok kolay oluyor. Çünkü bu kişinin elinden dünya hayatını almak, çocuğun elinden oyuncağının alınması gibi çok zoruna gidiyor.

Oysa dünya hayatının zevklerine karşı çekingen olup ibadetlerine ağırlık veren bir müslüman; dünya hayatını bir vazife tadında yaşadığı için ölümü de bir nevi emeklilik ve terhis gibi görür. Hatta artık zahmetin biteceği ve mükâfata kavuşacağı hissi ona sürur dahi verir. Hele hele Hak âşıkları için ölüm; bir “şeb i arus” yani sevgiliye kavuşma günüdür.
Ama görüyorum ki dünya hayatını sınırsızca lezzetler içinde yaşayan kişiler ise dünyadan ayrılmak istemiyor; ölümden nefret ediyor. Kendi hayatını ve tercihlerini gayet iyi bildiği için öte âleme dair hisleri gayet kötü oluyor ve bir türlü iyimserlik duyması mümkün olmuyor. Allah’a kavuşmaya istek duymak şöyle dursun; neredeyse kendisini öldürdüğü için Allah’a karşı son derece menfi hisler duyuyor.

Gençlikte korku; ihtiyarlıkta ümit lazım

Nevin ablanın hali hepimize büyük bir ibret olmuştu. Allah korkusuyla dünya lezzetlerinden uzak kalmak, nefse zor gelen ibadetlerle hayatın tadını acılaştırmak, meğerse ölüm korkusu ve ümitsizlik hastalığına karşı ne kadar faydalı bir ilaçmış!

Bu hali görünce, dedemin nasihati aklıma geliyor. Kendisinin Rahmetli Bozkırlı Mustafa Hocaefendi’den dinlediği nasihati aktarırken; işaret ve orta parmaklarını bitiştirerek şöyle derdi:

“Müminin kalbinde ümitle korku, şu iki parmak gibi başa baş olmalıymış. Kişi ne ümitsizliğe yuvarlanacak ne de korkusuzca günah işleyecek. Bilhassa ömrün ilk yarısında, gençlik hisleri zamanında korku şu ortaparmak gibi fazla olmalı ki insanı günahlardan alıkoysun. Ömrün son zamanında ise şeytan ümitsizlik vererek aldatmasın diye, ümit korkuyu geçmeliymiş.”
 

Dedem bunları söylerken, korku ile ümidin birbirine zıt kavramlar olduğunu zannettiğim için manasını kavrayamazdım. Sanki korku duyan insan, korktuğu kişiden nefret eder, ümidini yitirir sanırdım. Meğerse öyle değilmiş. Vaktinde hissedilen korku, insanı tedbir almaya yönlendirdiği için bir müddet sonra, yerini ümit ve iyimserliğe bırakırmış.

Nasıl ki çalışkan talebeler; büyüklerini üzmekten ve azar işitmekten korkarak zamanında derslerini çalıştıkları için karne zamanı yaklaştıkça sevinirse gayretli müminlerin de içini gittikçe artan bir ümit sararmış.

Tam aksine olursa; yani ölüm ve ahiret korkusu zamanında doğru şekilde yaşanmazsa, biriken o korku hislerinin hepsi birden insanın başına üşüşür, insanı yeise düşürürmüş. Tıpkı imtihanları düşünmeyip tasasızca eğlenen bir öğrencinin, karne günü gelince okula gitmemek için karnının ağrıması gibi insan da böyle ölüm korkusuyla kıvranırmış.

Öyleyse korkudan kurtuluş yok. Tek çare korku hissini zamanında yaşamalı ki, insana bir faydası olsun. Bu nedenle ayette; müminler için “Yanları yataklardan uzaklaşır, korkarak ve umarak Rab’lerine dua ederler.” (Secde, 6) buyruluyor.

Korku ve ümidi doğru yaşamalı

Günümüzde insanları tövbe, dua ve ibadetten en fazla alıkoyan unsur; korku ve ümidin doğru şekilde ve hissedilmemesi, yaşanamaması…

Birçok kişi, kendisini ibadet etmeye layık görmeyecek kadar suçluluk hisleriyle dolu ve kendinden ümidini kesmiş. Alışkanlık haline getirdiği günahlara bakıp kendisini kulluğa yakıştıramıyor. Şeytanın telkin ettiği “Sen kim, ibadet kim?... Sen arzularına yenik düşmüş bir zavallısın” vesvesesine kapılıyor. Ehli dünya kişilerin kendisine yakıştırdığı rolleri benimsiyor ve için için üzülse de “dünya hayatının peşinde koşan bir zavallı” kimliğinden sıyrılıp çıkamıyor.

Yine bir kısım kişiler de dindar olmanın özel insanlara mahsus bir ayrıcalık olduğu vehmine kapılıyor; kendisinin iyi bir kul olabilecek özellikleri taşımadığına hükmediyor. Psikoloji ilminde “düşük benlik algısı” denilen duruma eğilimli kişiler “ben zaten yüksek ve iyi şeyler yapabilecek kabiliyete sahip değilim” diyerek, kendileri hakkında kötü bir kanaate kapılıyorlar. Bu karamsar hissin saikıyla kendilerini bayağı hallere kaptırıyor, tövbe etme umudunu bile bulamıyorlar.

Oysa Enes b. Malik (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

“Allah-u Teala buyurdu ki: ‘Ey Âdemoğlu! Sen Bana duâ ettiğin ve Benden beklediğin müddetçe, sende olan (bütün hatalar)a rağmen, Ben seni bağışlarım ve aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Senin günahların göğün bulutlarına kadar ulaşsa ve sonra sen Benden mağfiret dilesen, seni bağışlarım ve aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Sen Bana dünya dolusu kadar hatalarla gelmiş ve sonra, Bana hiç bir şeyi ortak koşmamış olarak Bana kavuşmuş olsan, elbette Ben de sana dünya dolusu kadar mağfiretle gelirim.” (Tirmizî, Deavât, 99, No: 3540)

Allah (cc) hepimizi korkuyla umut arasında dengeli olmayı başaranlardan eylesin. (Amin)


HATİCE KÜBRA ERGİN
 Geri Dön
Bu yazı şimdiye kadar 998 defa okundu
 
 Yorumlar (4)

19 Temmuz 2010 tarihinde HALİL İBRAHİM ODACI tarafından yapılan yorum;

RABBİM HZ ÖMER R.A GİBİ KORKU VE ÜMİT DENGESİNİ ANLAYANLARDAN EYLESİN.
DERGİNİZ VE SİTENİZ ÇOK GÜZEL. RABBİM HİZMETLERİNİZİ DAİM EYLESİN.

18 Aralık 2009 tarihinde İSMAİL İLERİ tarafından yapılan yorum;

ALLAH RAZI OLSUN EFENDİM. KORKU VE ÜMİT HAKİKATEN ATLADIĞIMIZ VE ALGILAYAMADIĞIMIZ BİR HUSUS

15 Nisan 2009 tarihinde ESMA tarafından yapılan yorum;

İNŞALLAH. RABBİM RAZI OLSUN.

26 Mart 2009 tarihinde BASOL tarafından yapılan yorum;

ALLAH RAZI OLSUN.

 

www.gulistandergisi.com
Ana Sayfa
Künyemiz
Abonelik
Mail Listesi
Bize Ulaşın
Arşiv
Ziyaretçi Defteri
SON EKLENENLER

www.gulistandergisi.com