www.gulistandergisi.com
Ana Sayfa
Bize Ulaşın
Sık Kullanılanlara Ekle
AYLIK İLİM FİKİR VE KÜLTÜR DERGİSİ     
05 Eylül 2010 Pazar
EDİTOR'DEN
KAPAK KONULARI
RÖPORTAJ
SOHBET
ARAŞTIRMA
YORUM - MAKALE
 
Gülistan Dergisi  »  Ana Menü  »  Kapak Konuları
MÜNAFIK SIFATI SADECE MÜNAFIKLARDA MI VAR?
 89. Sayı
 Mayıs 2008
Münafık kimdir?
 

Münafık, görünüşte Müslüman, gerçekte kâfir olandır.
Münafık, fitne ve fesatla insanların arasını açandır.
Münafık, ikiyüzlü yaşayandır; içi başka, dışı başkadır.
Münafığın sermayesi, yalandır.

Zamanla münafıkların yüzü çoğaldı. Hatta çağdaş münafıklar, yüzsüzleşti. Bu sebeple, rahmetli Mehmed Akif dedemiz şöyle der:

“Ben, ikiyüzlülere çok kızıyordum ama şimdi çok yüzlüleri görünce, onlara kızgınlığım azaldı.”

Rahmetli, günümüzün yüzsüzlerini görseydi, herhalde çok yüzlülere de kızgınlığını da azaltırdı.

“Ya Ben de Münafıksam!”

Sahabe-i Kiram, Tevhid hakikatinde tavizsiz ve sabitkadem olmak hususunda büyük bir hassasiyet göstermişlerdir. Bu çok ince dikkatlerine rağmen, yine de durumlarından emin olmamışlar, nifaka düşmekten hep ürpererek çekinmişlerdir.

Mesela, Hz. Hanzale, bir gün, hem yolda yürüyor, hem de, “Hanzale münafık oldu!” cümlesini tekrarlayıp duruyordu. Karşılaştığı Hz. Ebubekir (ra) niçin böyle söylediğini sorunca da, şu çok ibretli cevabı veriyor:

“Resulullah ile birlikte olduğum zamanki halimi, O’ndan ayrılınca koruyamıyorum. Huzurunda bambaşka oluyorum ama, O’ndan ayrılınca o hali kaybediyorum.” Hz. Ebubekir, Hanzale’yi ancak Efendimiz’e götürerek ikna edebilmişti.

Hz. Ömer’in (ra) hassasiyeti daha da derindi. Efendimiz (sa), Ashab’tan birine bir teselli ayrıcalığı sunmak amacıyla, daima gizli tuttuğu münafıkları bildirmişti. Hz. Ömer, o zata yalvar yakar şu inanılamaz soruyu sordu:

“Allah aşkına söyle, Resulullah (sa) münafıklar arasında benim adımı da saydı mı?”

Hz. Ömer ki, “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı, o Ömer olurdu” iltifatına mazhar olmuş bir sultandı… Ama buna rağmen, adının münafıklar arasında geçebileceği endişesinden kendisini kurtaramamıştı.

“İbnu Ebi Müleyke anlatır: ‘Bedir Savaşı’na katılmış Sahabeden otuz kadarına yetiştim. Hepsi de, kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı.”

Zira, İslam’a göre münafık kafirden daha kötüdür ve onlar Cehennem’in en aşağı derekesindedir. (Nisa Suresi,145; Buhari, İman 36; İ. Canan; Kütüb-i Sitte,16.cilt, s.95,)

Zira, Sahabe arasından da münafıklar, dinden dönenler çıkmıştı. Onlar ki, Müslümanların en hayırlısıydılar. Onlar içinden birileri bile, bu hazin duruma düşebildiyse, sonrakilerin, hele de bizlerin durumu ne olacaktır? Bu müthiş gerçek karşısında, kim kendisini iman bakımından garantide görebilir?

Sinsi ve Riyakâr

Münafık, gizli kâfirdir. Sinsi inançsızlığı aldatıcıdır. Tabii ki önce kendini aldatır, sonra da çevresindekileri… Oysaki Yüce Allah, birdir, tektir, eşsiz ve benzersizdir. Bu sebeple ortak istemez. Buyurur ki, “Ben ortakların şirkten en müstağni olanıyım. Kim bir amel yapar da, buna benden başkasını ortak yaparsa, onu ortağıyla baş başa bırakırım.” (Müslim, Zühd 46, a.g.e.)

Bir hadis-i kudside de Rabbimiz şöyle buyurur: “Benim hiçbir ortağa ihtiyacım yok. Kim amelini sadece benim için yaparsa, o amel benim nazarımda makbuldür.”

İnsan niçin ameline başka maksatlar karıştırır? Ya bir çıkar peşindedir; ya da gösteriş hevesindedir. Allah için ibadet yapıyormuş gibi görünüp, başkası için gösteri yapan, riyakârdır, ikiyüzlüdür.

Efendimiz, bunlar için şöyle buyurur: “Kimin dünyada iki yüzü varsa, kıyamet günü, ateşten iki dili olacaktır.” (Ebu Davud, Edeb 39, a.g.e.)

Bunlar, dünyalık kazanmak için dini kullanırlar. Yani, fani bir çam parçası uğruna, baki bir elması feda ederek, inanılmaz bir akılsızlık yaparlar. Bu çeşit münafıklar, bazen ticarette, bazen de siyasette boy gösterirler.

Bunların günahı çok büyüktür. Çünkü Allah için yapılması gerekeni, başkaları için yaparlar. Oysaki Allah gayurdur; hiçbir şeyi ortak olarak kabul etmez. Zira her şey, zaten O’nun eseri ve sanatıdır. Dolayısıyla, kendisinin yarattıklarıyla karıştırılması, ya da eşitlenmesi Rabbimiz’in asla affetmediği bir suçtur.

Efendimiz Münafıkları İdare Etti

Efendimiz’in döneminde, münafıklar sürekli düşmanlığı, kini, kanı kışkırttılar. En zor zamanlarda, Müslümanları birbirine düşürmeye, Efendimiz’den soğutmaya uğraştılar. Sinsice yaptıkları bu faaliyetleri fark edildiği zaman, yeminler ederek yaptıklarını inkâr ettiler. Haklarında ayetler indi; foyalarını bizzat Rabbimiz açığa çıkardı.

Ancak onlar müslümaların içindeydi. Efendimiz’e “Ey Allah’ın Elçisi” diye hitap ediyorlardı. Mü’minlerle birlikte namaz kılıyorlardı. Bu sebeple Efendimiz onların hep zahiri hallerini dikkate aldı. Sabırla, müsamaha ile ve hep af ile muamele etti. Çok zarar verenlerini öldürmek isteyenlere de müsaade etmedi ve “Ben, Muhammed arkadaşlarını öldürtüyor dedirtmem!” buyurdu.

Efendimiz’in bu husustaki ölçüsü çok açık ve kesindir: “Kim Allah’ı birlerse ve Allah’tan başka mabutları reddederse, Allah onun malını ve kanını haram kılar. (Samimi olup olmadığı) meselesi Allah’a aittir.” (Müslim, İman, 37, a.g.e.)

Bir defasında, Halid bin Velid (ra) Efendimiz’e şöyle dedi: “Diliyle söylediği kalbindekine hiç uymayan, fakat buna rağmen namaz kılan ne çok insan var!”

Güzeller Güzeli, Hz. Halid’e şu muhteşem cevabı verdi: “Ben, insanların kalplerini araştırmak ve karınlarını yarmakla emredilmedim.”

Efendimiz, Medine-i Münevvere’de münafıkları baskı altında tutmadı. Suçları zahir oldukça nasihat etti, tevbeye ve af dilemeye çağırdı.

Münafıkların reisi olan Abdullah ibnu Übeyy de bütün hile hurdasına rağmen Efendimiz’in müsamahasından yararlandı. Üstelik onunla bazı konularda istişare yaptı, fikrini aldı. Bir defasında, Müslümanlar artık dayanamaz hale gelip öldürülmesini gündeme getirdiler. Çok iyi bir Müslüman olan oğlu da, babasını öldürmek için Efendimiz’den izin ister. Çünkü onu başkası öldürürse iş kan davasına dönüşebilir diye düşünür. Ancak Efendimiz (sa) bu izni vermez. Gerekçesi çok ilginç ve ibretlidir:

“Hayır, biz onlara karşı daima hayırhah olacağız. O bizimle olduğu müddetçe, bizden sadece hüsn-ü kabul ve iyi muamele görecektir.”

Güzeller Güzeli, münafıklara karşı yumuşak ve müsamahalı davranarak, onların zararını azalttı. Ortaya çıkan yalanlarına bile ceza vermedi, onları tevbeye davet etti; afla karşıladı. Güzeller Güzeli, münafıklara bile acıdı ve onları kurtarmaya çalıştı. Herkese olduğu gibi, onlara da o engin gönlünü açtı. Böylece onların bütün kırıcı, yıkıcı ve entrikacı hallerine karşı muazzam bir sabır göstererek, kendi toplumunun içinde tuttu. Her şeye rağmen, onları cemaatinden koparmadı. Çünkü kopsalar, Mekkeli müşriklerin safına katılırlar ve düşman cepheyi açıktan destekleyip güçlendirirlerdi.

Resulullah (sa), münafıkların, etkili ve güçlü bir cemaat haline gelmelerini ihtiyatlı tedbirlerle önledi. Hatta bir fitne merkezi yapmak için yaptıkları mescidi yıktırdı. Böylece, faaliyetleri sınırlı kaldı. Reislerinin ölümünden sonra da, tamamen dağıldılar, eriyip kayboldular.
 

Münafıklaşmamak İçin…

Müslümanların içinde münafıklar hep vardı. Zor ve zayıf zamanlarda etkilerini artırıp, mü’minleri müşkil durumlara düşürdüler. Müslümanların saf, merhametli yüreklerinden ve bazen de cahilliklerinden yararlanarak çok zarar verdiler.

Ancak Müslümanlar, toplumlarındaki münafıklardan daha çok, kendi iç dünyalarındaki nifaktan zarar gördüler. Zira münafıklık, iman zayıflığından istifade ederek Müslüman’a sirayet eder. Bu suretle Müslüman’da münafıklık alametleri görülmeye başlanır.

Mesela, “Kendine itimat edilince, ihanet eder. Konuşunca, yalan söyler. Söz verir, sözünde durmaz.”

Resulullah (sa), şöyle buyurur: “Kimde bunlardan biri varsa, onu terk edinceye kadar, kendinde münafıklığa has bir haslet vardır.” Yani o Müslüman, münafıklara benzemiş olur. Nasıl bazı Müslümanlarda Müslüman olmayan sıfatlar bulunabilirse, başka din ve inanç irdeleyip, incelemeli ve inancına aykırı sıfatları ayıklayıp atmalıdır.

Ayrıca, bir Müslüman’da münafıklara mahsus sıfatları görünce, onu hemen inançsızlıkla itham etmemeli, o kötü huyundan kurtulmasına çalışmalı ve dua etmelidir. Bizzat kendisinde bu sıfatları fark eden de, hemen kurtulmak için harekete geçmelidir.

Allah İçin Münafığa Katlanmak

Müslüman, iman davasına hizmet için kâfire de, münafığa da sabırla katlanır, her eziyet ve işkenceye dayanır. Çünkü onun örneği, önderi, hakiki lideri Güzeller Güzeli’dir.

İşte o güzel insanlardan biri: Konyalı Hacı Veyiszade Mustafa Efendi…

Rahmetli Menderes, uzun bir aradan sonra İmam Hatip Okulları’nı açmış, milletin çocuklarına dinlerini öğrenme fırsatı vermiş. İlk açılan yedi okuldan biri de Konya’dadır. Bu mübarek âlim, hemen bu mektebe hoca olarak çağrılır. Tabii ki koşarak gider.

Ancak okulun müdürü, başka bir havadadır, adını koymak istemediğimiz bir yapıdadır. Bu Osmanlı hatırası âlime cephe alır, onu okulda görmek istemez. Bunun için de Hocaefendi’yi yıpratıp okuldan kaçırmaya çalışır.

Mesela, birinci dersini birinci kattaki bir sınıfa veriyorsa, ikinci dersini son kattaki bir sınıfa veriyor. Böylece Hocaefendi yorulsun da, dayanamayıp kaçsın ister. Ama Hocaefendi’yi yıldıramaz. O mübarek zat, nefes nefese de olsa derslerine yetişir ve asla şikâyet etmez.

Müdür, bununla da yetinmez, Hocaefendi hakkında çok olumsuz raporlar yazar. Onu, çağını anlayamamış, modern bilgileri veremeyen biri olarak tanımlar.

Bir gün, bu acı gerçekleri, oğlu, Hocaefendi’ye duyurur. Ve der ki, “Böylesine istenmediğiniz bir yerde artık olmamalısınız. Bu yaşınızda, bunca yorgunluğa değer mi?”

Hocaefendi, oğlunun sözlerine şu ibretli cevabı verir: “Evladım! Bunları ben de bilirim. Fakat bugüne kadar, yıllarca, okutacak talebe bulamadım. Bugün Allah bana talebe verdi. Yorgunluk oluyor diye vazgeçebilir miyim?

Efendimiz (sa) bir gün bile dinlenmedi. Hz. Hatice annemiz, “Çok yoruldun, biraz yat, dinlen” dediğinde, buyurdu ki: ‘Hatice, uyku zamanı geçti artık!’ Ben de kendime ilim adamı süsü verdiğime göre, Peygamberimi örnek almam lazım. Evet, bunlar beni talebe yetiştirmekten uzaklaştırmak isterler. Ancak ben, bahçıvan gibiyim. Bir talebenin yetişmesi için, bin münafıkın kahrını çekerim.
Yar için ağyara minnet ettiğim ayb eyleme
Bağıban bir gül için bin hare hizmetkâr olur.

Nasıl ki bir bahçıvan, bugün açar, yarın solar bir gül için, bin dikenin kahrını çekerse, ben de, seve seve münafık kahrı çekerim. Çünkü, ben de, dinimin ihyası için solmayan Cennet gülleri yetiştiriyorum. Vazifemi Peygamber mesleği olarak yapıyorum.”

O Güzeller Güzeli’nin çektikleri yanında bizimki ne ki!
VEHBİ VAKKASOĞLU
 Geri Dön
Bu yazı şimdiye kadar 1077 defa okundu
 
 Yorumlar (3)

10 Eylül 2008 tarihinde MUMTAZ77 tarafından yapılan yorum;

ALLAH'IN SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN. BEN DAHA GENCİM BU YAŞTA GÖRDÜĞÜM BİR ÇOK OLAYDA, SİZİN ANLATTIĞINIZ ÜZERE GÜNLÜK NAMAZI KAÇIRMADAN KILIYORLAR, ALLAH ADINA, KUR'AN'I GETİR ELBASAYIM, NAMUS'U, NİKAH'I ÜZERİNE, YEMİN EDEN İNSANLAR GÖRÜYORUM. YAŞLARI ARTIK KEMALE ERMİŞ BU İNSANLAR, AZDA OLSA GENÇ NÜFUSTA VAR İÇERİSİNDE DÜŞÜNCE TARZLARI ARTIK SABİTLENMİŞ, VAAZ, SOHBET GİBİ YAPICI DURUMLAR BİLE ONLARIN KALBİNİ YUMUŞATMAYA YETER Mİ? DUA ETMEKTEN BAŞKA BİR ÇAREMİZ YOK, O HALDE GELİN 5 VAKİT DUA EDELİM EN AZINDAN ISLAHLARI İÇİN, AMİN.

10 Mayıs 2008 tarihinde GÜLAY ÖZTÜRK tarafından yapılan yorum;

SELAM CANIM HOCAM. BEN KARDEŞİNİZ GÜLAY SAKARYADAN.
HARIKA BİR YORUM HOCAM. DAHA GÜZEL ANLATILMAZDI ZADEN. ELLERİNİZE VE GÜZEL GÖNLÜNÜZE SAĞLIK..
DUADA UNUTMAYİN BİZLERİ HOCAM.. ALLAHA EMANET OLUN

08 Mayıs 2008 tarihinde GÜL tarafından yapılan yorum;

ALLAH RAZI OLSUN MÜNAFIKLIĞI BU DENLİ GÜZEL ANLATTIĞINIZ İÇİN... TEŞEKKÜRLER...

 

www.gulistandergisi.com
Ana Sayfa
Künyemiz
Abonelik
Mail Listesi
Bize Ulaşın
Arşiv
Ziyaretçi Defteri
SON EKLENENLER

www.gulistandergisi.com